MAHKEMESİ:İcra Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: İstihkak
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine karar verilmiş olup hükmün davalı-karşı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı-karşı davalı üçüncü kişi vekili, 25.03.2014 tarihli haciz esnasında mülkiyeti müvekkiline ait olup,13.06.2013 tarihli kira sözleşmesi ile borçluya kiralanan menkullerin haczedildiğini öne sürerek hacizlerin kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalı-karşı davacı alacaklı vekili, davacının dayandığı kira sözleşmesinin takip konusu borcun doğumundan sonra alacaklıdan mal kaçırmak için danışıklı olarak yapıldığını, yapılan tasarrufun İİK’nun 97/17. maddesi gereğince iptale tabi olduğunu belirterek, istihkak iddiasının reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuş, karşı dava olarak açtıkları tasarrufun iptali davasının kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece haczedilen eşyalar ile 13.06.2013 tarihli kira sözleşmesinde yer alan eşyaların aynı olduğunun bilirkişi raporu ile sabit olduğu, davalı alacaklı tarafından açılan tasarrufun iptali davasının ise genel mahkemelerde açılması gerektiği gerekçesi ile istihkak davasının kabulüne,karşı dava olarak açılan tasarrufun iptali davasının reddine, davalı-karşı davacı alacaklının kötüniyet tazminatı ile sorumlu tutulmasına karar verilmiş, kararı davalı-karşı davacı alacaklı vekili tarafından temyiz etmiştir.
Dava, üçüncü kişinin İİK'nun 96 ve devamı maddelerine dayalı istihkak iddiası ile alacaklının karşı dava olarak İİK'nun 97/17, 277-280. maddeleri gereğince açtığı tasarrufun iptali talebine ilişkindir.
1-Tasarrufun iptali davasına ilişkin temyiz itirazları yönünden;
Yargıtay’ın ve Dairemiz'in istikrar kazanan uygulamasına göre;borçlunun, istihkak iddiasına karşı tutumu belirli ise ve duruşmalara dahil edilmesi, işin esasına etki etmeyecekse, davada taraf olarak gösterilmesi gerekli değildir. Somut olayda borçlu şirket yetkilisinin haciz esnasında hazır olduğu ve mahcuzların 3. kişi tarafından kendilerine kiraya verildiğini beyan ettiği, dolayısıyla istihkak iddiasına ilişkin tutumu belirli olduğundan 3. kişi tarafından açılan istihkak davasında taraf olarak gösterilmesi gerekli değil ise de; tasarrufun iptali davasının konusu, İİK’nun 280. maddesinde: “Malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun, alacaklılarına zarar verme kastıyla yaptığı tüm işlemler” olarak tanımlandığından, bu davalarda takip borçlusu yasal hasım konumundadır ve davalı olarak gösterilmese de karşı dava dilekçesi, ekli duruşma gün ve saatini gösterir uyarılı davetiye ile duruşmaya davet edilip taraf teşkili sağlandıktan sonra toplanacak delillere göre işin esası hakkında bir karar verilmesi gerekmektedir.
Somut olayda; alacaklının açtığı tasarrufun iptaline ilişkin dava dilekçesinde borçlu taraf gösterildiği halde Mahkemece dava dilekçesinin borçluya tebliği yönünde bir ara karar oluşturulmamış, davalı borçlu şirkete dava dilekçesi tebliğ edilerek, taraf teşkili sağlanmadan karar verilmiştir. Bu durum savunma ve adil yargılanma haklarını ihlal eden bir sonuç yaratmıştır ve hatalıdır. O halde mahkemece, İİK'nun 97/17. maddesinde, ‘’İstihkak davasına karşı haczi yaptıran alacaklı, bu Kanunun 11 inci babı hükümlerine dayanarak ve muvakkat veya kati aciz belgesi ibrazına mecbur olmaksızın mütekabilen iptal davası açabilir..’’ düzenlemesi nazara alınarak, karşı dava bakımından borçluya dava dilekçesi tebliğ edilerek taraf teşkili sağlanıp yargılama yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile tasarrufun iptali davasının reddine karar verilmesi doğru olmamış, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
2-İstihkak davasına ilişkin temyiz itirazları yönünden;
Dava konusu haciz tutanağının içeriğinin incelenmesinde; haczin ödeme emrinin tebliğ edildiği adreste yapıldığı ve haciz sırasında borçlu şirket yetkilisinin hazır olduğu görülmektedir. Buna göre, İİK'nun 97/a maddesinde öngörülen mülkiyet karinesi, borçlu dolayısıyla alacaklı yararınadır. Bu yasal karinenin aksinin davacı 3. kişi tarafından inandırıcı ve güçlü delillerle ispat edilmesi gerekir. Davacı 3. kişi ise dava dilekçesinde borcun doğum tarihinden sonra tanzim olunan ayırt edici özellikleri bulunmayan kira sözleşmesi ve faturaya dayanmıştır. Ayrıca,her ne kadar davacı 3. kişi, kiracısı olan borçlu şirkete ait eşyaların başka bir alacaklının alacağından dolayı ... 1. İcra Müdürlüğü’nün 2013/299 Esas sayılı dosyası ile satıldığı, kiracılık ilişkisinin devamı için mecurun kendisi tarafından tefriş edilerek borçluya bu sefer eşyalı olarak kiraya verildiğini öne sürmüş ise de; celp edilen ... 1. İcra Müdürlüğü’nün 2013/299 Esas sayılı takip dosyasının incelenmesinde, 04.06.2013 tarihinde haczedilen borçlu şirkete ait eşyalar ile eldeki davaya dayanak kira sözleşmesinde yer alan eşyaların benzerliği ve bu takip dosyasında satış işlemi yapılmadığı mahkemece değerlendirilmemiştir.
Bu doğrultuda az yukarıda da belirtildiği üzere, dava dosyasında mülkiyet karinesinin borçlu ve dolayısıyla alacaklı yararına olduğu ve davada ispat yükünün davacı 3. kişide bulunduğu gözetilerek, taraflarca sunulan delillerin bu eksende değerlendirilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Kabule göre de; üçüncü kişi yararına tazminata hükmolunması için, üçüncü kişinin davasının kabulü yanında, davacı 3. kişinin talepte bulunması ve istihkak iddiasına karşı itiraz eden alacaklının kötüniyetinin gerçekleşmesi zorunludur. Buradaki kötü niyetten maksat haciz sırasında mahcuzun davacıya ait olduğu, alacaklı tarafından bilindiği halde, kötü niyetli olarak haczin tatbikinin talep edilmesidir. Somut olayda, davacı 3. kişinin kötüniyet tazminatı talebi olmadığı gibi, alacaklının kötüniyeti de kanıtlanmadığından tazminatla sorumlu tutulması usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Yukarıda (1) ve (2) nolu bentlerde açıklanan nedenlerle, davalı-karşı davacı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün İİK'nun 366. ve 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesinin yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca İİK'nun 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 16.01.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.