MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu İptal ve Tescil
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davacının davasının kısmen kabul, kısmen reddine, asli müdahilin davasının kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı ... Hazinesini temsilen Mal Müdürü tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı ... vekili, dava konusu 405 parselin kadastro çalışmaları sırasında bölgede tanınmayan ve bilinmeyen İsa kızı ... adına tescil edildiğini, dava konusu taşınmazı davacının 30 yıl önce...’tan haricen satın aldığını, eklemeli olarak davacının uzun yıllardır zilyetliğinde olduğunu bu nedenle TMK 713/2 maddesinde yazılı “maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan kişi hukuki nedenine dayanarak, İsa kızı ... adına olan tapunun iptali ile davacı adına tescilini talep etmiştir.
Asli Müdahil ... ; harcını yatırmak suretiyle dava konusu 405 parselin davacı tarafından satın alındığı esnada parasını ödemek suretiyle 40 dönümünü satın aldığını 30 yıldır zilyetliğinde olduğunu bu nedenle davacı yanında davaya katılmak istemiştir.
Dahili Davalı Hazine Temsilcisi; davanın reddini savunmuştur.
Dahili Davalı ... Köy Tüzel kişiliği beyanda bulunmamıştır.
Mahkemece;yapılan araştırmalarda İsa kızı ... adında bir kimseye ve mirasçılarına ulaşılamadığı, yapılan ilanlarda asli müdahil dışında kimsenin hak iddiasında bulunmadığı, dava konusu taşınmazın dava tarihinden geriye doğru 20 yılı aşkın süredir nizasız fasılasız malik sıfatıyla davacı ve asli müdahil tarafından kullanıldığı, 40 dönümlük hissenin asli müdahile kalan kısmının ise davacıya ait olduğu gerekçesiyle davacı ...’ın davasının kısmen kabul kısmen reddine İsa kızı ... adına olan tapunun iptaline 82/122 hissenin davacı adına tesciline, asli müdahil ...’nın davasının kabulüne 40/122 hissenin adına tesciline karar verilmiştir. Hüküm, dahili davalı Hazine temsilcisi tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
Dava; kazanmayı sağlayan zilyetlik, TMK'nın 713/2. fıkrasında açıklanan "tapu kütüğünde maliki kim olduğu anlaşılamayan" hukuki sebebine dayalı olarak açılan mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescil davasıdır.
Kural olarak, tapulu bir taşınmazın veya tapuda kayıtlı bir payın kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün değildir. Ancak, kanunun açıkça izin verdiği ve düzenlediği ayrık durumlarda tapulu bir yerin veya tapuda kayıtlı bir payın koşulları oluştuğu takdirde kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün olabilir. Kanunun açıkça izin verdiği hallerden biri de TMK'nın 713/2. maddesindeki düzenlemelerdir. Anılan maddede, "aynı koşullar altında, maliki tapu kütüğünden anlaşılmayan veya hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının zilyedi de, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir" hükmüne yer verilmiştir.
Kanunun açık hükmü dikkate alındığında tapu sicilinden malikin kim olduğunun anlaşılamaması hali; taşınmaz malın sahibinin kim olduğunun bilinmesine yarayacak, kimliğini ortaya koyacak gerekli bilgi ve belgelerin tapu sicilinden (kütüğünden) çıkarılmasının imkansız olmasıdır. (Yargıtay HGK'nun 10.04.1991 tarih 1991/8-51 Esas, 194 Karar ve 15.04.2011 tarih 2011/8-111 Esas, 2011/180 Karar sayılı ilamları). Genel olarak, gerekli dikkati gösteren herkesin kayıtlarda malikin kim olduğunu anlayamayacağı hallerde tapu sicilinde yazılı olan malikin bilinmediğinin kabulü gerekir. Ayrıca "tapu kütüğünde malik sütununun boş bırakılması, silinmesi ve yeniden yazılmaması, soyut ve nam-ı mevhum adına (mevcut olmayan hayali kişi) yazılması, hiç yaşamamış ve kaydının herhangi bir yerde bulunmamış olması, malik adının müphem, yetersiz ve soyut gösterilmiş olması gibi durumlarda malikin kim olduğunun anlaşılamadığı kabul edilir. Başka bir anlatımla, tapu kütüğünden kim olduğu anlaşılamayan malik, tanınmayan, hatırlanmayan, adresi tespit edilemeyen, kendilerine tebligat yapılamayan, mirasçıları belirlenemeyen, uzun yıllar önce ölmüş ya da taşınmış bir şahıs değildir.
Tüm dosya kapsamı ve toplanan delillerden, dava konusu 405 parsel sayılı taşınmazın 14.06.1964 tarihinde yapılan kadastro çalışmaları sırasında Eylül 1954 tarih ve 426 nolu tapu kaydına istinaden ... oğlu...’un namına kayıtlı iken 1958 de ölümü ile tek varisi kızı Kumri’ye terk ettiğinin tespit edildiği , kadastro tespitinin tam hisseyle İsa kızı ... adına olacak şekilde 14.09.1965 tarihinde kesinleşmesi üzerine tapu kaydının oluştuğu anlaşılmıştır. Yine dosyaya getirtilen dayanak tapu kaydında; taşınmazın 3 ada 74 parsel olduğu gittisinin revizyon 405 parsel olduğu, geldisinde kaydın olmadığı malikinin ... oğlu... olduğu anlaşılmıştır.
Tüm bu açıklamalar ışığında; dosya içinde bulunan dava konusu 405 parsele ait kadastro tutanağındaki bilgiler, kadastro tutanağının dayanağı 03.09.1954 tarih ve 426 nolu tapu kaydı ile dosya kapsamına göre, tapu maliki İsa kızı ...'un ismi, soy ismi ve baba adı belli, tanınan, bilinen ve geçmişte yaşamış bir kişi olduğunun kabulü gerekir. Mahkemece, bu hususlar dikkate alınarak davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın kabulü doğru değildir.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, dahili davalı Hazine temsilcisinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK'nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 19.02.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.