MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Zilyetliğin Korunması
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacılar tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacılar; ... köyünde mülkiyeti Hazineye ait 898 parselin zilyetliğinin kendilerine dedelerinden intikal ettiğini, davalının bu zilyetliği bilmesine rağmen kendilerine bilgi vermeden taşınmazın iç temizliğini yapıp içine kuyu yaptığını,dava konusu parselin bulunduğu köyde ikamet etmediklerinden durumu sonradan öğrendiklerini, kendilerine atalarından dedelerinden kalan ve eski Osmanlı tapusu da olan taşınmaza davalının yapmış olduğu müdahalenin menine karar verilmesini istemişlerdir
Davalı ise, dava konusu taşınmazın Hazine adına tescil edildiğini, taşınmazın Göçe sınırında iken ... köyüne bırakılıp ... köyü ortak mülkü yazıldığını,bu taşınmazla ilgili ... 2.Kadastro Mahkemesinin 2013/385 Esas sayılı dosyası ile dava olduğunu ve bu dosya ile birleştirilmesini talep etmiştir. Dahili davalı Hazine vekili ise, taşınmazın Tapulama Mahkemesinin 15.03.1984 tarih 1982/62 Esas 1984/147 Karar sayılı ilamı ile tespit dışı bırakılan yerlerden olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; dava konusu taşınmazın ... Tapulama Hakimliğinin 15/03/1984 tarih 1982/162 esas, 1984/147 karar sayılı ilamı ile orman sayılan ve orman tahdidi içerisinde kaldığı anlaşıldığından tespit dışı bırakıldığı, 3402 sayılı ek 4. Maddesi gereğince kullanım kadastrosu ve güncelleme çalışmasının yapılmadığı anlaşılmış olup, Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerler ile ormanlar ya da herhangi bir kişi veya kurum adına tapuda kayıtlı olup da kayıt malikiyle akdi ya da hukuki bir ilişki kurulmadan bu yerler üzerinde sürdürülen zilyetlik ilgilisine hiçbir zaman mülkiyet hakkı vermeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar tarafından temyiz edilmiştir.
Tüm dosya içeriğine ve toplanan delillere göre; dava konusu taşınmazın orman tahdidi içerisinde orman sayılan yer olması nedeniyle tesbit dışı bırakıldığı, davacıların dava dilekçesinde, dava konusu taşınmazı yüzyılı aşkın süredir kullandıklarını, ancak davalıların kendi zilyetlerinde olan bu taşınmazı kullanmalarına engel olduklarını belirttikleri anlaşılmıştır.
Dava konusu taşınmazdaki bu belirlemeler ve dava dilekçesindeki açıklama dikkate alındığında dava, zilyetliğin korunmasına ilişkindir. TMK.nın 981, 982 ve 983. ve devamı maddeleri; mal üzerinde zilyetlikten başka hiçbir hakkı bulunmayan kişilerin zilyetliğinin korunması için konulmuş hükümleri ihtiva etmektedir. TMK.nın 973.maddesinde zilyetlik “bir şey üzerinde fiili hakimiyeti bulunan kimse onun zilyedidir” biçiminde tanımlanmıştır. TMK.nın 982 ve 983.maddelerinde zilyetlik herhangi bir hakka bağlı olmaksızın dava yoluyla korunmuştur. Hemen belirtmek gerekir ki zilyetliğin korunması davasıyla zilyet, zilyetliğin hakka dayandığını ispat külfetine katlanmadan sadece zilyetliğini öne sürerek sulh hukuk mahkemelerinde uygulanan basit yargılama usulünün sağladığı kolaylıklardan yararlanır. Bu açıklamalara göre, taraflar arasındaki uyuşmazlık TMK.nın 984. maddesinde açıklanan zilyetliğin korunması davası niteliğindedir. Bu tür davalarda dava değerine bakılmaksızın sulh hukuk mahkemeleri görevlidir.
Bu nedenle, davanın görevsiz bulunan asliye hukuk mahkemesi tarafından incelenip, karar verilmesi doğru olmamıştır. Görev dava şartı olup, mahkeme hakimi tarafından yargılamanın her aşamasında re'sen gözönünde bulundurulması gerekir. Mahkemece, davanın görevsizlik nedeni ile HMK’nın 115/2. maddesi uyarınca dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın esasına girilerek kabul kararı verilmesi doğru olmamıştır. Hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Davacıların temyiz itirazları yukarıda açıklanan nedenle yerinde olduğundan kabulüyle, usul ve yasaya uygun bulunmayan hükmün 6100 sayılı HMKnın Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMKnın 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma sebebine göre, sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflarca HUMKnın 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, istek halinde peşin harcın temyiz edene iadesine, 12.02.2018 tarihinde oybirliği ile karar verildi.