MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: Tapu İptali ve Tescil
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı ... tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı vekili, dava konusu 159 ada 48 parsel sayılı taşınmazın 40 yıl önce davacıya bağışlandığını, taşınmazın 2/5’inin davacı adına 3/5 inin ise ... oğlu ... adına tapuda kayıtlı olduğunun öğrenildiğini, davacının 40 yıldır bu yere zilyet olduğunu ve diğer kayıt malikinin kim olduğunun bilinemediğini bu nedenle TMK’nun 713/2. maddesinde yazılı “maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan kişi hukuki nedenine dayanarak, tapunun ... oğlu ... adına olan 3/5’lik kısmın iptali ile davacı adına tescilini talep etmiştir.
Davalı Hazine vekili; davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; nüfus müdürlüğünden gelen yazı cevabında “ ... oğlu ... “ adında bir kimsenin olmadığının bildirildiği, davacılara “... oğlu ...”a kayyım atanması için dava açmak üzere süre verildiği ve ... Sulh Hukuk Mahkemesince 27.09.2013 tarihinde 2013/57 Esas ve 2013/97 Karar sayılı ilam ile en büyük mal memuru ...’in kayyım olarak atandığı, tanık beyanları ve mahalli bilirkişi beyanlarında da bu isimde kimsenin tanınmadığının beyan edildiği, dava konusu taşınmazı davacının davasız aralıksız malik sıfatıyla 20 yıl süre ile zilyet olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne “... oğlu ...” adına olan 159 ada 48 parseldeki 3/5 hissenin iptaline, davacı adına tesciline karar verilmiştir. Hüküm, davalı ... temsilcisi tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
Dava; kazanmayı sağlayan zilyetlik ve TMK’nun 713/2. fıkrasında düzenlenen “...maliki tapu kütüğünden anlaşılmayan...” hukuki sebebine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Kural olarak, tapulu bir taşınmazın veya tapuda kayıtlı bir payın kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün değildir. Ancak, kanunun açıkça izin verdiği ve düzenlediği ayrık durumlarda tapulu bir yerin veya tapuda kayıtlı bir payın koşulları oluştuğu takdirde kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün olabilir. Kanunun açıkça izin verdiği hallerden biri de TMK'nın 713/2. maddesindeki düzenlemelerdir. Anılan maddede, "aynı koşullar altında, maliki tapu kütüğünden anlaşılmayan veya hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının zilyedi de, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir" hükmüne yer verilmiştir.
Kanunun açık hükmü dikkate alındığında tapu sicilinden malikin kim olduğunun anlaşılamaması hali; taşınmaz malın sahibinin kim olduğunun bilinmesine yarayacak, kimliğini ortaya koyacak gerekli bilgi ve belgelerin tapu sicilinden (kütüğünden) çıkarılmasının imkansız olmasıdır. (Yargıtay HGK'nun 10.04.1991 tarih 1991/8-51 Esas, 194 Karar ve 15.04.2011 tarih 2011/8-111 Esas, 2011/180 Karar sayılı ilamları). Genel olarak, gerekli dikkati gösteren herkesin kayıtlarda malikin kim olduğunu anlayamayacağı hallerde tapu sicilinde yazılı olan malikin bilinmediğinin kabulü gerekir. Ayrıca "tapu kütüğünde malik sütununun boş bırakılması, silinmesi ve yeniden yazılmaması, soyut ve nam-ı mevhum adına (mevcut olmayan hayali kişi) yazılması, hiç yaşamamış ve kaydının herhangi bir yerde bulunmamış olması, malik adının müphem, yetersiz ve soyut gösterilmiş olması gibi durumlarda malikin kim olduğunun anlaşılamadığı kabul edilir. Başka bir anlatımla, tapu kütüğünden kim olduğu anlaşılamayan malik, tanınmayan, hatırlanmayan, adresi tespit edilemeyen, kendilerine tebligat yapılamayan, mirasçıları belirlenemeyen, uzun yıllar önce ölmüş ya da taşınmış bir şahıs değildir.
Tüm dosya kapsamı ve toplanan delillerden, dava konusu 159 ada 48 parsel sayılı taşınmazın 05.09.1981 tarihinde yapılan kadastro çalışmaları sırasında 05.03.1933 tarih ve 75 sıra nolu ve 04.09.1962 tarih 3 sıra nolu tapu kayıtlarına istinaden 3/5 hisse ... oğlu ... 2/5 hisse ise ... adına tespit edildiği, kadastro tespitinin 26.02.1982 tarihinde kesinleşmesi üzerine tapu kaydının oluştuğu anlaşılmıştır. Yine dosyaya getirtilen dayanak tapu kayıtlarında; dava konusu taşınmazın öncesinde bir bütün halinde ... oğlu ... adına kayıtlı iken 2/5 hissesinin ...’nin ise bu 2/5 hisseyi daha sonra ...’e sattığı anlaşılmıştır.
Tüm bu açıklamalar ışığında; dosya içinde bulunan dava konusu 159 ada 48 parsele ait kadastro tutanağındaki bilgiler, kadastro tutanağının dayanağı 05.03.1933 tarih 75 sıra ve 04.09.1962 tarih 3 sıra sayılı tapu kayıtları ile dosya kapsamına göre, tapu maliklerinden ... oğlu ...’ın ismi ve baba adı belli tanınan ve bilinen kişi olduğunun kabulü gerekir. Mahkemece, bu hususlar dikkate alınarak davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın kabulü doğru değildir.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, davalı Hazineyi izafeten ... temsilcisinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK'nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 19.02.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.