MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı vekili, vekil edeninin, davaya konu 276 ada 3 parsel sayılı taşınmazı, 50 yıldır malik sıfatı ile kullandığını ve aslında parselin sahibi olduğunu, ancak her nasılsa tapu kaydının bilinmeyen ve tanınmayan kişiler olan Abit oğlu İsmail ile Abit oğlu Yusuf adına yapıldığını, bu kişilerin hayali kişiler olduğunu, bu kişiler gerçekte yaşamış olsalar bile, T.M.K 713/2.maddesinde düzenlenen, “ölüm” nedenine göre de zilyetlik ile kazanım koşullarının gerçekleştiğini açıklayarak, kayıt malikleri adına olan tapu kayıtlarının iptaliyle ile vekil edeni adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili, dava konusu taşınmaz için kayyım tayin edildiğini, bu nedenle davanın husumetten reddi gerektiğini, ayrıca, taşınmazlarla ilgili zilyetlik koşullarının gerçekleşmediğini, taşınmazın imar planına alınıp alınmadığı hususunun da araştırılması gerektiğini beyanla davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava konusu taşınmazın tapu kaydından maliklerinin kim olduğunun anlaşılmadığı ve davacı bakımından zamanaşımı yolu ile kazanma koşullarının oluştuğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı Hazine vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
Dava, TMK'nun 713/1. fıkrasındaki kazanmayı sağlayan zilyetlik ve 2. fıkrasında yer alan, “…maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan veya yirmi yıl önce ölmüş …” hukuki sebeplerine dayalı olarak, terditli şekilde açılan mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescil davasıdır.
Mahkemece; her ne kadar yukarıda açıklanan gerekçeler ile davanın kabulüne karar verilmiş ise de Mahkemenin bu gerekçesine katılma imkanı bulunmamaktadır.
Zira;
Kural olarak, tapulu bir taşınmazın veya tapuda kayıtlı bir payın olağanüstü zamanaşımı yoluyla iktisabı mümkün değildir. Ancak kanunun açıkça izin verdiği ayrık durumlarda tapulu bir yerin veya bir payın koşulları oluştuğu takdirde olağanüstü zamanaşımı yoluyla kazanılması mümkün olabilir. Kanunda düzenlenen ayrık hallerden biri de TMK.nun 713/2.maddesindeki düzenlemedir. Anılan maddede “aynı koşullar altında, maliki tapu kütüğünden anlaşılmayan veya yirmi yıl önce ölmüş ya da hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının zilyedi de o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir” denilmiştir.
1-Kanundaki “…Maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan…” düzenlemesinden; tapu kaydının hukuki durumunun açık olmaması, Yargıtay İçtihatlarına göre, tapu kütüğündeki bilgi ve belgelerden genel olarak gerekli dikkati gösteren kişilerin malikin kim olduğunu anlayamayacağı haller amaçlanmıştır. Tapu kütüğündeki malik sütununun boş ve açık bırakılması, malik adının müphem ve yetersiz gösterilmesi, böyle bir kişinin hiç yaşamamış ve kaydının herhangi bir yerde bulunmaması, malik adının silinmiş ve yenisinin yazılmamış olması gibi hallerde malikin tapu kütüğünden anlaşılamadığı sonucuna varılabilir. (Yargıtay HGK.nun 10.4.1991 tarih 1991/8-51 Esas, 194 Karar ve 15.04.2011 tarih 2011/8-111 Esas, 2011/180 Karar sayılı ilamları) . Soyut ve nam-ı mevhum (sanal, mevcut olmayan hayali kişi) bir kişi adına sicil oluşturulmuş olması halinde de, maliki tapu sicilinden anlaşılamayan kişiden söz edilebilir.
Kayıt malikinin, tanınmıyor, hatırlanmıyor olması, adresinin tespit edilememesi, tebligat yapılamaması, uzun yıllar önce taşınmış ya da ölmüş olması, mirasçılarının belirlenememesi gibi hususlar, o kişinin tapu kütüğünde maliki bilinmeyen kişi olarak nitelendirilmesini gerektirmez. Yine, tapu sicili ekindeki kadastro tutanağı, tedavül (el değiştirme) ve bunlara esas kayıt ve belgelerde tapu malikine ilişkin bilginin mevcut olması durumunda da bilinmeyen kişi olarak kabul edilmez.
Somut olayda; davaya konu 3 parsel sayılı taşınmazın kadastro tutanağının incelenmesinden, 3 parselin, Ağustos 1291 tarih ve 225 sıra nolu tapu kaydı ile kayıt maliklerine ait olduğu, bu kayıt esas alınarak kadastro tespitinin yapıldığı, kadastro tespiti sırasında, kayıt maliklerinin ölü olduğunun ve halen mirasçılarının taşınmazda zilyet bulunduğunun belirlendiği, maliklerin baba adlarının Abid olarak kayıtlarda yer aldığı, Ağustos 1291 tarih ve 225 sıra nolu tapu kaydında da Hacı Abid oğulları Yusuf ile İsmail'in malik olarak göründüğü anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca, az yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde, kayıt malikleri İsmail ve Yusuf'un bilinmeyen kişi olduğunun kabulüne imkan bulunmadığından, davacının “…Maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan…” hukuki sebebine dayalı davasının reddine karar verilmesi gerekirken, Mahkemece açıklanan hususlar göz ardı edilerek davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.
2-Davacı vekili talebini terditli olarak, TMK'nun 713/1. fıkrasındaki kazanmayı sağlayan zilyetlik ve 2. fıkrasında yer alan, “…maliki yirmi yıl önce ölmüş…” hukuki sebebine de dayandırmıştır.
T.M.K 713/2.maddesinin 5. fıkranın son cümlesinde; “Mülkiyet, birinci fıkrada öngörülen koşulların gerçekleştiği anda kazanılmış olur.” ilkesi getirilmiştir.
Anılan kanuni düzenlemelere göre; tapulu bir taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının zilyedi adına tesciline karar verilmesi için, malikin ya da paydaşın ölmüş olması, yukarıda açıklanan koşullarda en az yirmi yıl süre ile zilyet olunması ve bu süre içinde tapu kaydının intikal görmemesi gerekmektedir. Başka bir anlatımla, belirtilen koşulların tamamlanmasıyla mülkiyet kendiliğinden zilyede geçmiş olur. Mahkemece, sonradan verilen iptal ve tescile ilişkin karar yenilik doğurucu(inşai) nitelikte olmayıp, önceden doğmuş mülkiyet hakkının belirlenmesi niteliğindedir.
Her ne kadar, TMK'nun 713/2. maddesinin 2.fıkrasında yer alan “…ölmüş…” sözcüğünün, Anayasa Mahkemesinin 17.3.2011 gün ve 2009/58 Esas, 2011/52 Karar sayılı kararıyla iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmişse de; Anayasasının 153/5. fıkrasında “iptal kararlarının geriye yürüyemeyeceği” açıklanmıştır. Nitekim Anayasa Mahkemesi de, 12.12.1989 gün ve 1989/11 Esas, 1989/48 Karar sayılı kararında iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralını kabul etmek suretiyle, hukuksal ve nesnel alanda sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadar ki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır.
Tüm bu açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde; TMK'nun 713/1 ve 2. fıkralarına dayalı olarak açılan tapu iptal ve tescil davalarında, koşullarına uygun olarak yirmi yıllık zilyetlik süresinin tamamlandığı anda mülkiyetin kazanıldığının ve zilyet lehine kazanılmış(müktesep) hak doğduğunun kabulü gerekmektedir. Şu halde, Anayasa Mahkemesince yürürlüğün durdurulması kararının verildiği 17.3.2011 tarihi ya da davanın açıldığı tarihten hangisi önce ise, o tarihe kadar kazanma koşulları tamamlanmışsa, tapunun iptaliyle zilyet adına tesciline karar verilmesi gerekmektedir.
Ayrıca, tapulu bir taşınmazın mülkiyet hanesinin değiştirilmesine yönelik iptal ve tescil davaları kural olarak tapu sicilinde malik görünen kişilere, malik görünen gerçek kişinin ölmüş olması durumunda ise mirasçılarına yöneltilir. Mahkemece; davanın, öncelikle tapu maliklerine, tapu malikleri ölü iseler Hazine hasım gösterilmek suretiyle açılacak mirasçıların tespiti davası ile belirlenecek mirasçılarına yöneltilmesi açısından davacıya süre ve imkan verilerek taraf teşkilinin sağlanması, akabinde az yukarıda yapılan açıklamalar da göz önünde bulundurularak, tarafların toplanmış ve toplanacak tüm delillerine göre, oluşacak sonuç esas alınarak, davacının “ölüm” nedenine dayalı talebi ile ilgili bir hüküm verilmelidir.
SONUÇ: Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları yukarıda açıklanan nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle, usul ve yasaya uygun bulunmayan hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 19.9.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy