MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : İstihkak İddiasının Reddi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı alacaklı vekili, borçlu şirketin adresinde yapılan haciz işlemi sırasında davalı 3.kişinin haczedilen menkullerin kendilerine ait olduğundan bahisle istihkak iddiasında bulunduğunu, haciz yapılan adresin borçlu şirketin adresi olduğunu belirterek, davanın kabulü ile istihkak iddiasının reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı üçüncü kişi vekili, haciz yapılan iş yerinin vekil edeni tarafından ...’tan kiralandığını ve sonrasında ...Taah. San ve Tic. Ltd Şti olarak faaliyete başlandığını, kiralamadan önce adreste, ...’un "... Perakende" ünvanıyla hazır beton işi yapmakta olduğunu ve vekil edeninin de bu iş yerinde muhasebe müdürü olarak çalışmakta olduğunu, takibe konu borcun tanımadıkları ... Ltd. Şti’ne ait olduğunu, müvekkili ile bir ilgisi bulunmadığını, iştigal konularının dahi farklı olduğunu, isim benzerliğinden başka bir bağlantının bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Davalı borçlu, usulüne uygun dava dilekçesi tebliğine rağmen duruşmalara katılmamış, cevap da vermemiştir.
Mahkemece, borçlu şirketin yetkililerinden olan...'in, Mahkemenin 2014/11 esas sayılı dosyası içeriğine göre, Üçkardeşler isimli bir limited şirketin de yetkilisi olduğunun anlaşıldığı ve 3.kişi ...'ın bu dosyada ise, ...- ...'un işçisi olduğunu beyan ederek, istihkak iddiasında bulunduğu, 3.kişi ...'ın hem ... Emlak Şirketinin yetkilisi, hem de ... İşleri - ...'un işçisi olarak görülmesinin hayatın olağan akışına ters olduğu, borçlu şirketin alacaklılardan mal kaçırmak kastıyla 3.kişi ile birlikte muvazaalı olarak hareket ettiği gerekçesi ile davanın kabulüne, 3.kişinin istihkak iddiasının reddine, haczedilen menkullerin borçluya ait olduğunun tespitine karar verilmiştir.
Hüküm, davalı üçüncü kişi vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, alacaklının İİK’nun 99. maddesine dayalı istihkak iddiasının reddi talebine ilişkindir.
6100 sayılı HMK, yargılamaya hakim olan ilkeler başlığı altında 24-33. maddelerinde, medeni yargı alanında geçerli ilke ve kuralları düzenlemiştir. Bunlardan birisi de taraflarca getirilme (hazırlama) ilkesidir.
Taraflarca getirilme ilkesi, davanın malzemesi olan vakıaların ve delillerin taraflarca getirilmesi, hakimin kendiliğinden vakıaları gözetememesi ve delil toplayamamasıdır.Nitekim bu husus, Kanunda açıkca ifade edilmiştir. HMK'nun 24.maddesi "Kanunda öngörülen istisnalar dışında, hakim, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz. Kanunla belirtilen durumlar dışında, hakim, kendiliğinden delil toplayamaz" hükmünü ihtiva etmektedir.
Bir özel hukuk ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlık söz konusu olduğu için, Kanun, tarafların uyuşmazlık noktaları konusundaki iradesine itibar etmektedir. Bu bakımdan medeni yargıda hakim, tarafların ileri sürdüğü ve davaya getirdiği vakıalarla bağlı olup, onların söylemediği vakıaları dikkate alamadığı gibi, bunları hatırlatabilecek davranışlarda da bulunamaz.
Yukarıda belirtilen hususlar dikkate alınarak somut olay değerlendirildiğinde; Mahkemece davacı tarafından ileri sürülmeyen, Mahkemenin 2014/11 esas sayılı dava dosyasından yola çıkılarak yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır. Zira, istihkak davalarında da hakim tarafların iradesi ile bağlı olup onların söylemediği vakıaları dikkate alamaz.
Öte yandan, haciz yapılan adresin hem borçluya icra emrinin tebliğ edilen adres, hem de borçlu şirketin tescil adresi olması gözetildiğinde, İİK'nun 97/a maddesinde öngörülen mülkiyet karinesi borçlu dolayısıyla alacaklı yararına olup, davanın İİK m. 99 gereğince alacaklı tarafından açılması ispat yükünün yer değiştirmesine neden olmaz. Bu yasal karinenin aksinin davalı 3. kişi tarafından inandırıcı ve güçlü delillerle ispat edilmesi gerekir. Ne var ki, davalı 3.kişi, alacaklı lehine olan karinenin aksini ispat edebilecek herhangi bir delil dosyaya sunmamıştır. O halde, Mahkemece davanın bu gerekçeyle kabulüne karar verilmesi gerekirken davacı tarafça dayanılmayan bir delille sonuca gidilmesi isabetsiz ise de, sonuçta davanın kabulüne karar verildiğinden, sonucu itibarıyla doğru kararın onanması gerekmiştir.
SONUÇ: Davalı üçüncü kişi vekilinin temyiz isteminin reddi ile Mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 438. maddesi son bendi uyarınca gerekçesinin düzeltilerek ONANMASINA, taraflarca İİK'nun 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 14.02.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.