MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tespit
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili ile davalı temsilcisi tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı vekili, mülkiyeti Hazine'ye ait olan 277 ada 31 parsel sayılı taşınmaz üzerine, vekil edeni tarafından 1969-1972 yıllarında binalar yapıldığını, 1987 yılında iki oda bir salon eklendiğini, 2001 yılında da alt katı ahır ve üst katı daire olmak üzere binalar yapıldığını, taşınmazın kadastro tespiti sırasında, beyanlar hanesine, taşınmaz üzerindeki binaların vekil edenine ait olduğuna dair şerh konulduğunu, ancak, bu şerhin daha sonra ... Kadastro Mahkemesi'nin 1999/47 Esas ve 1999/29 Karar sayılı kararı ile iptal edilerek, “... ev yapmak suretiyle işgal etmiştir” şerhi düşüldüğünü, vekil edeni tarafından, taşınmazın, 4916 Sayılı Yasa uyarınca satın alınması için başvuruda bulunulduğunu, bu nedenle davaya konu yapıların, 3.7.2003 tarihinden evvel yapıldığının tespit edilmesi gerektiğini açıklayarak, davaya konu parsel üzerindeki binaların 3.7.2003 tarihinden evvel yapıldığının tespitini istemiştir.
Davalı Hazine, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, “Davanın kısmen KABUL, kısmen REDDİ ile; 277 Ada, 39 parsel'de kayıtlı arsanın kuzey doğusunda bulunan 113,87 m² inşaat alanlı dükkan binası ve arsa doğusunda konumlanmış kümes yapısının 03/07/2003 tarihinden sonra yapıldığının TESPİTİNE, arsa üzerindeki diğer yapıların ise 03/07/2003 tarihinden önce yapıldığının TESPİTİNE” karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili ile Hazine Temsilcisi tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
Eldeki dava, zilyetliğin tespiti isteğine ilişkindir.
Mahkemece her ne kadar yazılı şekilde hüküm tesis edilmiş ise de, yapılan araştırma ve inceleme, hüküm vermeye yeterli olmadığı gibi, mahkeme hükmü infaza da elverişli değildir.
Şöyle ki;
1-Yargılama sırasında her ne kadar, keşif icrası ile tanıklar dinlenmiş iseler de, tanık anlatımları, taşınmaz üzerinde hangi yapıların bulunduğu, bu yapıların kim tarafından, ne zaman kimin nam ve hesabına yapıldığı hususlarında anlaşılır ve net bilgiler içermemekte, bu beyanlar esas alınarak hazırlanan bilirkişi raporları da denetime elverişli bulunmamaktadır.
2-6100 sayılı HMK'nın 297/2. maddesine göre, mahkeme kararında taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi, infaza elverişli biçimde hüküm kurulması zorunludur.
Mahkeme tarafından; “277 Ada, 39 parsel'de kayıtlı arsanın kuzey doğusunda bulunan 113,87 m² inşaat alanlı dükkan binası ve arsa doğusunda konumlanmış kümes yapısının 03/07/2003 tarihinden sonra yapıldığının TESPİTİNE, arsa üzerindeki diğer yapıların ise 03/07/2003 tarihinden önce yapıldığının TESPİTİNE” şeklinde hüküm kurulmuş olup, 3.7.2003 tarihinden önce yapılan yapılar tek tek sayılmamakla hükmün infazında duraksama oluşturulmuştur.
Hal böyle olunca; Mahkemece yapılması gereken iş, taşınmaz başında icra edilecek keşifte dinlenilecek tanık beyanları ve dosyada mevcut tüm belge ve bilgilere göre, davacı tarafından tespiti istenilen yapıların hangileri olduğunun, bu yapıların kim tarafından, ne zaman, kimin nam ve hesabına yapıldığının duraksamaya yer vermeyecek şekilde tespiti, fen bilirkişisinden keşfi izlemeye olanak sağlar şekilde ayrıntılı krokili rapor alınması, yapıların, kroki üzerinde numaralandırma ya da harflerle belirlenmesi, toplanmış ve toplanacak delillere göre oluşacak sonuç çerçevesinde, 6100 sayılı HMK'nın 297/2. maddesi uyarınca, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde hüküm kurulması iken, tüm bu hususlar gözardı edilerek, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır.
SONUÇ: Davacı vekili ile Davalı temsilcisinin temyiz itirazları yukarıda açıklanan nedenle yerinde olduğundan kabulüyle, usul ve yasaya uygun bulunmayan hükmün 6100 sayılı HMK'nın Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre Davacı vekili ile Davalı temsilcisinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde davacıya iadesine 28.2.2018 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy