MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : İstihkak
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı alacaklı vekili, borçlu adresinde yapılan haciz işlemi sırasında davalı 3.kişinin istihkak iddiasında bulunduğunu belirterek, davanın kabulü ile istihkak iddiasının reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı üçüncü kişi,haciz yapılan iş yeri ile borçlunun bir ilgisi bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Davalı borçlu vekili, davacının alacağından dolayı haciz yaptığı adresin müvekkiline ait olmadığını, adresin 3. kişi tarafından işletilen iş yeri adresi olduğunu, 3. kişi işletmesinin, alt bayilik sözleşmesi ile borçlunun bayiliğini yapan firma olduğunu, aralarındaki ilişkinin ticari ve gerçek olduğunu savunarak davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, dava konusu haczin davalı 3.kişinin ticaret sicil kayıtlarında yer alan adresinde yapıldığı,borçlunun bu adresle resmi yada fiili olarak irtibatının bulunduğunun ispatlanamadığı, İİK’nun 99.maddesi gereğince mahcuz malların 3.kişi nezdinde bulunduğu, bu nedenle ispat yükünün davacı alacaklı tarafa düştüğü, sunulan deliller ile muvazaa olgusunun ispatlanamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, karar davacı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, alacaklının İİK’nun 99. maddesine dayalı istihkak iddiasının reddi talebine ilişkindir.
Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere göre dava konusu haciz; ödeme emrinin tebliğ edildiği adresten farklı bir adreste yapıldığı, davalı 3.kişinin borcun doğumundan sonra haciz adresinde faaliyete başladığı, haczin Antalya 6. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 03.07.2014 tarihli duruşma tutanağında borçlu tarafından iş yeri adresi olarak bildirilen adreste yapıldığı, borçlu ile 3. kişinin ticari unvanlarının benzer olduğu, haciz yapılan iş yeri girişinde borçluya ait “... Grup” ticari unvanını taşıyan tabela bulunduğu, haciz başladığı esnada hazır bulunan borçlunun oğlunun daha sonra haciz adresini terk ettiği, yine davacı alacaklı tarafça
3. kişinin, borçlunun gayri resmi eşi olduğunun iddia edildiği ve dava dilekçesinin ekinde sunulan, davalı 3. kişi ve borçlu tarafından açıkça karşı konulmayan haber içeriklerinde haciz yapılan iş yerinin açılışında şube müdürü olarak lanse edilen 3. kişinin soyadına “...” olarak yer verildiği anlaşılmıştır. Hal böyle olunca, İİK'nun 97/a maddesinde öngörülen mülkiyet karinesi, borçlu dolayısıyla alacaklı yararına olup, davanın İİK m. 99 gereğince alacaklı tarafından açılması ispat yükünün yer değiştirmesine neden olmaz. Bu yasal karinenin aksinin davalı 3. kişi tarafından inandırıcı ve güçlü delillerle ispat edilmesi gerekir.
Davalı 3. kişinin dayandığı, borcun doğumundan sonraki tarihleri taşıyan ve ayırt edici özellikleri bulunmayan, borçlu tarafından 3. kişi adına düzenlenmiş faturalar, yine borcun doğum tarihinden sonra adi yazılı şekilde düzenlenmiş bayilik sözleşmesi ve vergi levhası mülkiyet karinesinin aksini ispata yeterli değildir. Davalı 3.kişi tarafından delil olarak sunulan bu belgeler, istihkak davalarında güçlü delil teşkil etmezler.
O halde, Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular göz önüne alınarak, davanın kabulü yerine oluşa ve dosya içeriğine uygun düşmeyen gerekçe ile reddine yönelik hüküm kurulması doğru olmamıştır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün İİK'nun 366 ve HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflarca İİK'nun 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 21.03.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.