MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki temyiz eden tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden Daire'ye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR
Davacı alacaklı vekili, Ankara 10. İcra Dairesi'nin 2013/8864 sayılı dosyasında yapılan 24/06/2014 günlü hacze konu menkullerin takip borçlusuna ait olduğunu, davalı üçüncü kişi şirketin borçlu ile organik bağ içinde bulunduğunu belirterek davanın kabulü ile istihkak iddiasının reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı üçüncü kişi vekili, borçlu şirket ile müvekkil şirket arasında organik bağ bulunmadığını, haciz esnasında borçlu şirkete ait hiçbir evraka rastlanmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, borçlu şirket ile üçüncü kişi şirketin aynı adreste faaliyette olduğu,.... isimli şahısların her iki şirketin münferit yetkilileri ve ortakları oldukları, her iki şirketin aynı iş kolunda faaliyet gösterdiği, buna göre her iki şirket arasında organik bağın bulunduğunun kabulü gerektiği, 3. kişi tarafından sunulan işyeri açma ve çalışma ruhsatı, abonelik sözleşmesi, vergi sicil levhası gibi belgelerin mülkiyet iddiasını ispatlayan belgeler niteliğinde olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hüküm, davalı 3. kişi vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, alacaklının İİK’nun 99. maddesi uyarınca açtığı “istihkak iddiasının reddi” davası niteliğindedir.
Her dava, açıldığı tarihteki koşullara tabi olup, açıldığı tarihteki hukuki durum gözetilerek sonuçlandırılır. İstihkak davalarında geçerli bir haczin bulunması dava şartı olup, hüküm kesinleşinceye kadar yargılamanın her aşamasında re'sen gözetilmesi gerekir. Bu minvalde, bir takipte haciz aşamasına geçilebilmesinin ve haczin geçerli olmasının ön koşulu da ödeme emrinin kesinleşmiş olmasıdır.
Temyize konu davada ödeme emrinin borçlu şirketin takip talebinde belirtilen ... Cd.No:23-6 adresine gönderildiği ancak tebligatın 3.6.2013 tarihinde bila tebliğ döndüğü, borçlu şirketin adresinin tespiti için Ticaret Sicil Müdürlüğü'ne yazı yazıldığı, yazı cevabında; borçlu ...Tıbbi Labaratuvar ve Gör. Hiz.Ltd.Şti nin adresini ... Mah. ... Sok. No:3 .... adresine naklettiği bildirilmesine karşın borçlunun takip talebinde gösterilen önceki adresine yeniden ödeme emrinin gönderildiği, tebligatın 15.11.2013 tarihinde bila tebliğ dönmesi üzerine anılan adreste TK 35. m gereğince 7.2.2014 tarihinde ödeme emri tebliğ edildiği görülmektedir.
Bu durumda, davanın açıldığı tarih itibariyle ödeme emri borçluya usulüne uygun olarak tebliğ edilmemiş ve takip kesinleşmemiş olduğundan geçerli bir haczin varlığından da bahsedilemez.
Bu sebeplerle, davanın ön koşul yokluğundan reddi gerekirken, davanın esasına girilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı 3. kişi vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün İİK'nun 366. ve HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflarca İİK'nun 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 27,70 TL. peşin harcın istek halinde davalı 3. kişiye iadesine 22.9.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy