MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu İptali ve Tescil
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı vekili, kazanmayı sağlayan zilyetlik hükümleri uyarınca vekil edenine ait bulunmasına rağmen kadastro tespitleri sırasında yanlışlıkla davalıların miras bırakanı ... adına kayıtlı olan 347 parsele katılarak tespit ve tescil edilen yaklaşık 2000 m² yüzölçümlü taşınmaz bölümü üzerinde vekil edeninin kadastro tespitinden günümüze kadar koşullarına uygun şekilde devam eden zilyetliğinin bulunduğunu, kayıt malikinin 30 yıl önce öldüğünü, davalılar adına intikalin sağlandığı 2000 yılına kadar vekil edeni adına tescil hakkının doğduğunu ileri sürerek kadastrodan önceki ve sonraki hukuki nedenlere dayanarak dava konusu taşınmaza ilişkin tapu kaydının kısmen iptali ile bu bölümün vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar ise, davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır.
Mahkemece ilk kararda; 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3 maddesinde öngörülen 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dairenin 24.12.2009 tarih, 2009/4816 Esas ve 2009/7373 Karar sayılı ilamıyla "dosya arasında bulunan ve kesinleşme şerhi taşıyan 347 parsele ait tapulama tutanağındaki açıklamalara göre; 18.4.1959 tarihinde ... adına yapılan tespitin 14.3.1960 tarihinde kesinleştiği, incelenmekte olan bu davanın ise 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3 maddesinde belirtilen 10 yıllık hak düşürücü sürenin kaçırılmasından sonra 20.6.2006 tarihinde açıldığı anlaşıldığına göre; tespitten önce var olduğu ileri sürülen hakka dayalı biçimde açılan davanın hak düşürücü sürenin geçmiş olması nedeniyle reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ancak, somut olayda; davacı vekili, davalıların miras bırakanı olan önceki tapu kayıt malikinin 30 yıl önce ölmüş olduğunu, tapu kaydının mirasçılar adına intikalinin sağlandığı 2000 yılına kadar vekil edeninin 20 yıldan fazla süre ile kanunda belirtilen koşullar altında zilyet olduğunu ileri sürerek tespitten sonra devam eden hakka dayalı olarak da iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur. Kural olarak, tapulu bir taşınmazın veya tapuda kayıtlı bir payın kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün değildir. Ancak, kanunun açıkça izin verdiği ve düzenlediği ayrık durumlarda tapulu bir yerin veya tapuda kayıtlı bir payın koşulları oluştuğu takdirde kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün olabilir. Kanunun açıkça izin verdiği hallerden biri de TMK.nın 713/2 maddesindeki düzenlemelerdir. Anılan maddede, “aynı koşullar altında, maliki tapu kütüğünden anlaşılmayan veya 20 yıl önce ölmüş, ya da hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının zilyedi de o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir” denilmiştir. Dava dilekçesindeki açıklamalar karşısında davada TMK.nın 713/2 maddesinde düzenlenen nedenlere de dayanıldığı konusunda duraksamamak gerekir. Mahkemece; TMK.nın 713/2 maddesine dayalı istemin varlığı dikkate alınarak tarafların iddia ve savunmalarında ileri sürdükleri tüm deliller eksiksiz bir biçimde toplanmadan ve değerlendirilmeden tespitten önce var olan hakka dayalı olarak açılan dava için geçerli bulunan nedenle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. ” gerekçeleriyle yerel mahkemece verilen karar bozulmuştur.
Bozma üzerine mahkemece; yeniden nizalı taşınmaz başında keşif yapılmış, 347 nolu parselin bir bölümünün 5403 Sayılı Kanun hükümlerine göre ayrılmasının mümkün olmadığı, bu sebeple kanunun aradığı şartlardan bir tanesinin gerçekleşmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava bozma sonrası, TMK’nın 713/2. fıkrasında yer alan maliki yirmi yıl önce ölmüş ve tapu kaydının bu nedenle hukuki değerini yitirmesi hukuki sebebine dayalı olarak TMK.nın 713/1, 2 ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddesi gereğince açılan mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescil davasıdır.
TMK.nın 713/2. fıkrasıyla, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 15/2. fıkraları karşısında 19.07.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu'nun ilgili hükümlerinin uygulama olanağı görülmemektedir. TMK.nın 713/2. maddesine göre; taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının zilyedi de, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tescilini isteyebileceği gibi, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 15/2. maddesinde de, taşınmaz mal tapuda kayıtlı olsun veya olmasın, onun ayrılması mümkün bir kısmının veya belirli bir payının bu kanunda zilyet lehine kabul edilen sebeplerle iktisabının caiz olduğu düzenlenmiştir.
TMK'nın 713/5. maddesinde de, birinci fıkrada öngörülen koşulların gerçekleştiği anda mülkiyetin kazanılacağı açıklanmıştır. Anılan madde hükmü uyarınca, mülkiyeti kazanma koşulları 1992 yılında davacı lehine gerçekleşmiş olup, mülkiyetin kazanıldığı tarihte 5403 sayılı Kanun yürürlükte değildir. Ayrıca 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu'nun 8. maddesinde bölünemez büyüklük kavramına yer verilmemiş, bu kavram daha sonra anılan Yasa'nın değişiklik yapan 09.02.2007 tarihli 5578 sayılı Yasa'nın 2. maddesiyle getirilmiştir. 09.03.1988 tarihli ve 1987/2-860 Esas, 1988/232 Karar sayılı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında vurgulandığı üzere, aksine bir hüküm yada kamu düzeniyle ilgili bir durum söz konusu olmadığı takdirde ve kural olarak herhangi bir kanun veya düzenleyici hüküm o Kanun'un yürürlüğe girdiği andan itibaren hukuksal sonuç meydana getirecektir.
Somut olayda, davacının mülkiyeti kazanma koşullarının oluştuğu 1992 yılı itibariyle 5403 sayılı Yasa'nın kapsamında kalmadığı anlaşıldığından, 347 parsel içerisinde kalan ve krokide A harfi ile gösterilen taşınmaz bölümünün 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 15/2 maddesi gereğince paylı mülkiyet şeklinde davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesi mümkün iken, yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiş olması usul ve kanuna aykırıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle 6100 sayılı HMK.nın Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK.nın 428. maddesi uyarınca usul ve yasaya aykırı kararın BOZULMASINA, taraflarca HUMK.nın 440/1. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 14.03.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy