MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Katkı Payı Alacağı
... ile ... aralarındaki katkı payı alacağı davasının reddine dair ... Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi'nden verilen 27.01.2015 gün ve 466/19 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 12.04.2016 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden ... bizzat ve vekili Avukat ... geldiler, karşı taraftan kimse gelmedi. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı ... vekili, tarafların 1998 yılında evlendiklerini, evlilik birliği içerisinde sahip olunan taşınmaz üzerinde kişisel malı ile yapılan katkı nedeniyle tasfiye alacağı bulunduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak üzere 40.000 TL tasfiye alacağının davalıdan alınmasını istemiştir.
Davalı ... vekili, yersiz açılan davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, gizli bağış olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar 19.07.1997 tarihinde evlenmişler, 25.09.2007 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün 16.09.2008 tarihinde kesinleşmesi üzerine boşanmışlardır. Dava konusu 667 ada 8 parsel 13 nolu bağımsız bölüm, 11.10.2005 tarihinde satış yoluyla davalı ... Kıran adına tescil edilmiş ise de taşınmazın esasen 09.03.1998 tarihinde düzenlenen satış sözleşmesiyle devralındığı açıklanmıştır.
Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hâkime aittir (6100 s.lı HMK 33 m). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava; katkı payı alacağı isteğine ilişkindir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 285.maddesine göre bağış (hibe), bağışlayanın sağlararası sonuç doğurmak üzere, malvarlığından bağışlanana karşılıksız olarak kazandırma yapması olarak tanımlanmıştır. Öğretide ise, bağışlayanın bir karşılık (ivaz) almaksızın, bağışlananın malvarlığında bir artış sağlamak, zenginleştirmek amacıyla malvarlığından belirli değerleri ona vermesi olarak tarif edilmiştir (Aydoğdu, Murat/Kahveci, Nalan: Türk Borçlar Hukuku
Özel Borç İlişkileri, İzmir 2013, s. 344,Yavuz, Cevdet: Türk Borçlar Hukuku Özel Hükümler, 6.B.İstanbul 2002, s. 222). Her somut olayın özelliklerine göre, bağış iradesi açıkça ortaya konulabileceği gibi gizli (örtülü) şekilde de yapılabilir. Bu nedenledir ki, bir kısım kazandırmalar, bağışa benzese de kazandırmanın salt bağışlama amacıyla yapılmaması nedeniyle bağışlama olarak nitelendirilemez. Ahlaki bir ödevin yerine getirilmesi de bağışlama sayılmaz (TBK 285/3).
Evlilik birliğinin ömür boyu süreceği inancının hakim olduğu düşünceyle, ortak yaşamı ve geleceği güvence altına almak amacıyla, beraberlikten doğan dayanışmayla ve karşılıklı güvene dayanarak, örf ve adete uygun olarak eşlerin birlikte yatırım yapmaları bağış olarak değerlendirilemez. Eşler arasında dayanışma, güven ve sadakat esastır. Gelecekte aile üyelerinin yararlanacakları beklentisiyle birlikte malvarlığı edinme çabaları, eşlerden birinin sebepsiz zenginleşmesiyle sonuçlanmamalıdır.
Bu açıklamalar nedeniyle, devredene ağır yükümlülük getiren kazandırmanın bağış olarak değerlendirilmesi için, bağış amacını taşıyan davranış ve iradenin duraksamaya yer vermeyecek şekilde olması gerekir. Bağışlamanın yukarıda açıklanan öğeleri gözetildiğinde, bir eşin diğer eşe ait bir malvarlığına yaptığı her katkının ya da kazandırmanın bağışlama olmayacağı kabul edilmektedir (Gümüş, M. Alper: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’na göre Borçlar Hukuku Özel Hükümler, C. 1, 3. B., İstanbul 2013, s. 205; Zeytin, Zafer:Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi ve Tasfiyesi, 2.B., Ankara 2008, s. 144).
Somut olayda; dava konusu taşınmazın davacı tarafından eşine duyduğu güvene dayanılarak onun adına tescil ettirdiği anlaşılmaktadır. Eşler arasındaki bu ilişki bağış olarak değerlendirilemez. O halde; mahkemece iddia ve savunma çerçevesinde, önceki deliller, taşınmaza ilişkin ilk tesis tarihinden itibaren tüm tedavülleriyle birlikte tapu kaydı,resmi akit tablosu ve dayanılan noterlik satış sözleşmesi birlikte değerlendirilerek mal rejiminin tasfiyesi hakkında bir karar verilmesi gerekir. Bu yön gözetilmeksizin hatalı değerlendirme sonunda yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi isabetli görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz edinilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 1.350,00 TL.Avukatlık ücretinin davalıdan alınarak Yargıtay duruşmasında vekil marifetiyle temsil olunan davacıya verilmesine,taraflarca HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 27,70 TL peşin harcın istek halinde davacıya iadesine 12.04.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.