MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı ... vekili, dava dilekçesinde belirtilen taşınmaz nedeniyle mal rejiminin tasfiyesi ile tapu iptal-tescil isteğinde bulunmuş, usulüne uygun harcını yatırdığı 06.12.2013 havale tarihli ıslah dilekçesi ile mal rejiminin tasfiyesi ile alacak talep etmiştir.
Davalı ... vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava konusu taşınmazın davacının kişisel malı olduğu, dava konusu kişisel mal niteliğindeki taşınmazını tapuda satış olarak gösterse de davalıya bağışladığı, bu nedenle dava konusu taşınmazın karşılıksız kazandırma mahiyetinde olup davalının kişisel malı olduğu, mal rejiminin tasfiyesinde dikkate alınamayacağı, BK'nun 295.maddesine göre bağışlamanın geri alınması şartlarının da gerçekleşmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 285.maddesine göre bağış(hibe), bağışlayanın sağlararası sonuç doğurmak üzere, malvarlığından bağışlanana karşılıksız olarak kazandırma yapması olarak tanımlanmıştır. Öğretide ise, bağışlayanın bir karşılık(ivaz) almaksızın, bağışlananın malvarlığında bir artış sağlamak, zenginleştirmek amacıyla malvarlığından belirli değerleri ona vermesi olarak tarif edilmiştir (.... Hukuku......, İstanbul 2002, s. 222). Her somut olayın özelliklerine göre, bağış iradesi açıkça ortaya konulabileceği gibi gizli(örtülü) şekilde de yapılabilir. Bu nedenledir ki, bir kısım kazandırmalar, bağışa benzese de kazandırmanın salt bağışlama amacıyla yapılmaması nedeniyle bağışlama olarak nitelendirilemez. Ahlaki bir ödevin yerine getirilmesi de bağışlama sayılmaz (TBK 285/3).
Evlilik birliğinin ömür boyu süreceği inancının hakim olduğu düşünceyle, ortak yaşamı ve geleceği güvence altına almak amacıyla, beraberlikten doğan dayanışmayla ve karşılıklı güvene dayanarak, örf ve adete uygun olarak eşlerin birlikte yatırım yapmaları bağış olarak değerlendirilemez. Eşler arasında dayanışma, güven ve sadakat esastır. Gelecekte aile üyelerinin yararlanacakları beklentisiyle birlikte malvarlığı edinme çabaları, eşlerden birinin sebepsiz zenginleşmesiyle sonuçlanmamalıdır.
Bu açıklamalar nedeniyle, devredene ağır yükümlülük getiren kazandırmanın bağış olarak değerlendirilmesi için, bağış amacını taşıyan davranış ve iradenin duraksamaya yer vermeyecek şekilde olması gerekir.
Bağışlamanın yukarıda açıklanan öğeleri gözetildiğinde, bir eşin diğer eşe ait bir malvarlığına yaptığı her katkının ya da kazandırmanın bağışlama olmayacağı kabul edilmektedir (Gümüş, M. Alper: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’na göre Borçlar Hukuku Özel Hükümler, C. 1, 3. B., İstanbul 2013, s. 205; Zeytin, Zafer: Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi ve Tasfiyesi, 2.B., Ankara 2008, s. 144).
Somut olayda; davacı vekili dava dilekçesinde vekil edeninin tasfiyeye konu taşınmazı aile içi huzur ve güven gereği davalı eş adına tescil ettirdiğini bildirmiştir. Dava dilekçesindeki açıklamalar, Dairemiz ve Yargıtay’ın yerleşmiş uygulamasına göre tek başına davacının gizli bağış iradesinin ortaya konulduğunu göstermez. Bağışı çağrıştıracak başka bir kavram, kelime veya söze dosya kapsamında rastlanılmamıştır.
Eşler, 21.01.1982 tarihinde evlenmiş, 17.06.2011 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün, kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir(TMK 225/son). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden 4721 sayılı TMK'nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (743 sayılı TKM 170.m), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar ise, edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4722 sayılı yasanın 10, TMK 202/1.m). Tasfiyeye konu 580 ada 507 parseldeki 23 nolu bağımsız bölüm, eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu 22.04.2004 tarihinde Hakan Pelitoğlu'ndan satın alınarak, davalı eş adına tescil edilmiştir. Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı bulunduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır (TMK 179.m).
Her ne kadar dosya arasında tedavüllü tapu kayıtları bulunmuyorsa da; dosyadaki bilgi ve belgelerden ve dinlenen tüm tanık beyanlarından tasfiyeye konu 23 nolu bağımsız bölümün bulunduğu arsanın diğer mirasçılarla birlikte davacıya dedesinden miras yoluyla intikal ettiği, davacı erkeğin de aralarında bulunduğu arsa sahipleri ile müteahhit Hakan Pelitoğlu arasında 25.10.2002 tarihli kat karşılığı inşaat sözleşmesi düzenlendiği, söz konusu sözleşmede 1.katta 1 ve 3 nolu bağımsız bölüm ile, 6.katta 21 ve tasfiyeye konu 23 nolu bağımsız bölümün davacı erkeğin de aralarında bulunduğu on arsa sahibine ait olacağının kararlaştırıldığı anlaşıldığına göre; mahkemece, dosya içeriğine, toplanan delillere, tanık beyanlarına göre tasfiyeye konu 23 nolu bağımsız bölümün miras yolu ile davacı erkeğe kalan bölümü ile bunun dışında kalan ve edinilmiş mal niteliğinde olan bölümünün belirlenmesi, gerekmesi halinde konusunda uzman bilirkişi marifetiyle inceleme yapılıp bilirkişi raporundan da yararlanılarak talep hakkında bir karar verilmesi gerekirken bağış olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının yukarıda açıklanan nedenlerle kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINAtaraflarca HUMK'nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 20.09.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy