MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : İstihkak
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı alacaklı vekili, 20.11.2014 tarihinde haczedilen mallarla ilgili olarak davalı 3. kişinin istihkak iddiasında bulunduğunu, istihkak iddiasının hukuka aykırı olduğunu, alacaklılardan mal kaçırmak kastı ile yapıldığını belirterek davanın kabulü ile istihkak iddiasının kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı 3. kişi yasal süresi içerisinde sunduğu cevap dilekçesi ile davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece dava konusu haczin borçlu şirketin Ticaret Sicil kayıtlarında yer alan adresinde yapıldığı, borçlu şirket yetkilisinin daha önce yapılan haciz esnasında hazır bulunduğu, dava konusu haciz esnasında ise borçlu şirket yetkilisinin oğlunun hazır bulunduğu, böylelikle haciz yapılan iş yeri ile borçlu şirketin fiili ve hukuki bağlantısının bulunduğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiş, kararı davalı 3. kişi vekili temyiz etmiştir.
Dava, alacaklının İİK’nun 99. maddesine dayalı 3. kişinin istihkak iddiasının reddi talebine ilişkindir.
HMK'nun "Hukuki Dinlenme Hakkı" başlıklı 27. maddesi uyarınca, davanın tarafları, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hak yargılama ile ilgili bilgi sahibi olunmasını da içerir.
Hukuki dinlenme hakkının gereği olarak, taraflar duruşmaya çağrılmadan hüküm verilememesi, Anayasanın 36. maddesi ile düzenlenen iddia ve savunma hakkının kullanılmasına olanak tanınması ilkesinin doğal bir sonucudur. Aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılama hakkının da en önemli unsurudur. Gerçekten savunma hakkını güvence altına alan T.C. Anayasası'nın 36. maddesi ile 6100 sayılı HMK'nun 27. maddesinde açıkça belirtildiği üzere, mahkemece davanın tarafları, dinlenmek ve savunması alınmak üzere kanuni şekillere uygun olarak davet edilmedikçe hüküm verilmesi mümkün bulunmamaktadır.
Somut olayda ise; mahkemece her ne kadar dava dilekçesi ve ön inceleme tensip zaptı davalı 3. kişi vekiline tebliğ edilmiş ise de, dosya kapsamında mevcut ön inceleme tensip tutanağında duruşma günü olarak 25.09.2014 tarihinin yazılı olduğu, bu tarihin daha sonra el ile 12.02.2015 olarak düzeltildiği, UYAP kayıtlarında yer alan elektronik imzalı ön inceleme tensip tutanağında ise duruşma günü olarak 12.03.2015 tarihinin yazılı olduğu, bundan ayrı olarak 3. kişi vekiline çıkarılan tebligat üzerinde ise ön inceleme duruşma günü olarak 12.03.2015 tarihine yer verildiği, mahkemece 12.02.2015 tarihinde 3. kişi vekilinin yokluğunda duruşma yapılarak aynı gün esas hakkında karar verildiği anlaşılmıştır.
Mahkemece yukarıda açıklanan yasa hükümlerine aykırı olarak, takip miktarı veya mahcuzun değerinden hangisi az ise, o değer üzerinden noksan nispi harç tamamlatılmadan ve davalı tarafa duruşma günü usulüne uygun şekilde bildirmeden, yokluğunda yargılama yapılıp işin esasına girilerek davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmadığından hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Bozma neden ve şekline göre, davalı 3. kişi vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ; Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı üçüncü kişinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün İİK'nun 366. ve 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedeni ve şekline göre davalı 3. kişi vekilinin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, taraflarca İİK'nun 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 09/05/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.