MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Zilyetliğin Korunması
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı; Hazine adına kayıtlı 118 ada 12 parsel sayılı taşınmazın üzerinde bulunan yapılar ile bahçenin yıllardan beri babası ... tarafından ecrimisil bedelleri ödenerek kullandığını, babasının vefatından sonrada mirasçıları olarak kendisinin ve kardeşleri tarafından ecrimisil ödenmesine rağmen davalı tarafından taşınmaz gasp edilerek yerleşildiği belirterek elatmanın önlenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı, dava konusu taşınmazın hazineye ait olduğunu, davacının kullanmış olduğu kısım için ecrimisil ödendiğini, kalan kısma davacının zilliyet olmadığını, iddia edildiği gibi bir tecavüzün söz konusu olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur
Mahkemece; “... 118 ada 2 parsel numaralı taşınmazın ...tarafından kullanılan kısmına davacının hiçbir zaman zilyet olmadığı yaklaşık 20 yıldır davalı ve davalının babası tarafından zilyet olunduğu, hiçbir zaman zilyet olunmayan bir yer için zilyetliğin korunması davacı açılamayacağı..” gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Toplanan deliller ve dosya kapsamından; dava konusu 118 ada 12 parsel sayılı taşınmazın maliye hazinesine ait devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğu hususunda ihtilaf bulunmamaktadır
TMK'nın 983 ve devamı maddeleri uyarınca zilyetliğin korunmasına ilişkin olarak açılan işbu davada, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 09.10.1946 tarih, 1946/6-12 Esas ve Karar sayılı kararında aynen “...MK’nın 896 (TMK’nın 983) maddesi uyarınca bir taşınmazda zilyetliği tecavüze uğrayan kimsenin bu hakkının korunması için açacağı davada; şey’e malik olduğunu veya zilyetlik hakkını beyana lüzum olmadan sadece zilyetlik sıfatını değiştirerek tecavüzü ispat etmesi yeter. Bu halde, hakim, yalnız davacının gerçek ise zilyetlik halini tespit ederek tecavüzün önlenmesine karar verir. Bu karar, zilyetlik konusunda kesin hüküm meydana getirmez. Zilyede mülkiyet hakkı vermez ve diğer tarafa mülkiyet iddiasıyla yetkili mercilerde başkaca dava açmak hakkına dokunmaz"... denilmektedir.
Bu davada öncelikle çözüme kavuşturulması gereken husus; davacının somut olayda, davalıya karşı üstün ve korunmaya değer zilyetliğinin bulunup bulunmadığıdır. Çözümlenmesi gereken sorun bu olunca, zilyetlik kavramı, niteliği, hukuki fonksiyonları üzerinde kısaca durulmasında yarar vardır. Zilyetlik eşya ile şahıs arasında eylemli (fiili) bir bağ, yani ilişki olup ve buna bağlı olarak da fiili hakimiyet altında bulundurmaktan doğan hukuki yetki ve vecibeleri de gösteren ve düzenleyen hukuki bir müessesedir. Kanunda sözü edilen fiili hakimiyetin meydana geliş şekli önemli değildir. Bu korumanın sosyal huzur ve sükunun korunması ve sağlanması için kabul edilmiş olduğu gözden uzak tutulmamalıdır. Zilyetliğin hukuki fonksiyonlarından biri de fiili durumun başkaları tarafından keyfi olarak bozulmasını önlemektir. Hukuk düzeni, böylece toplumun esenliğini korumak istemiştir. Kendilerini haklı görenler bile başkasının fiili hakimiyetine belli bir çerçeve içinde saygı göstermeye mecburdurlar. Zilyetlik davalarının en belirgin özelliği yukarıda değinilen Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği gibi davada hakkın tartışma konusu olmaması ve davayı kazanma veya kaybetmenin mevcut olabilecek hak üzerinde herhangi bir etkisinin olmayışıdır. Bunun içinde bu tür davalarda mahkemenin zilyetliğin korunmasına ilişkin vereceği karar; sadece eski zilyetlik durumunun yeniden kurulmasını sağlamaya yöneliktir. Bu karar diğer tarafın mülkiyet yahut hak iddiasıyla dava açma hakkına dokunmaz ve üçüncü kişilerin o şey üzerinde hakları olmadığının kabulü şeklinde anlaşılamaz. Bahsi geçen zilyetlik davaları sonunda verilen mahkeme kararları tamamen geçici bir etkiye sahip olup; mülkiyet sorunu çözümlenmediğinden mülkiyet yönünden kesin hüküm teşkil etmezler. (HGK'nun 12.05.1982 gün, 1979/8-589 Esas, 1982/482 Karar)
Somut olayda, Hazine'ye ait taşınmazdaki üstün zilyetliğin kimde olduğu hususunun araştırılması gerekir. Bunun için, taraflara varsa tüm delillerini bildirmeleri için süre ve imkan tanınması, Çivril Mal Müdürlüğüne müzekkere yazılarak nizalı taşınmaza dair tapunun tesis tarihinden itibaren tutulan idari tahkikat tutanakları, gönderilen ecrimisil ihbarnameleri, ödeme evrakları vb tüm kayıtların istenmesi, tanık deliline dayanan tarafların tanıklarının 6100 sayılı HMK'nın 243 ve 244. maddeleri (HUMK'nın 258 ve 259. maddeleri) hükmü uyarınca keşif yerinde hazır bulunmak üzere davetiye ile çağırılmak suretiyle mümkün olduğunca taşınmaz başında yapılacak keşifte maddi vakıalara göre dinlenilmeleri, üstün zilyetliğin kimde olduğunun kendilerinden ayrıntılı olarak sorulup belirlenmesi, beyanları arasında aykırılık çıktığı taktirde usulüne uygun olarak çelişkinin giderilmesine çalışılması, davalının kullanımında olduğu iddia edilen kısmın ödendiği belirtilen ecrimisiller kapsamında kalıp kalmadığının tespit edilmesi ondan sonra uyuşmazlık hakkında hüküm kurulması gerekirken yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle 6100 sayılı HMK'nın Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nın 428. maddesi uyarınca usul ve yasaya aykırı kararın BOZULMASINA, taraflarca HUMK.nın 440/1. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halin temyiz edene iadesine, 14.03.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.