MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: Elatmanın Önlenmesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davada karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş olup, hükmün davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı Hazine vekili, dava dilekçesinde mevkii ve sınırlarını açıkladığı taşınmazın, devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğunu ileri sürerek, davalıların müdahalelerinin meni ile Hazine adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar ..., ..., ..., ... dava konusu yerin murislerinden intikal ettiğini açıklayarak, davanın reddine karar verilmesini savunmuşlar, diğer davalılar savunmada bulunmamıştır.
Mahkemece, bozma ilamına uyulmak suretiyle yapılan yargılama neticesinde; dava konusu taşınmazların bulunduğu bölgede kadastro çalışması yapıldığı ve kesinleştiği gerekçeleriyle konusuz kaldığı anlaşılan davada karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı Hazine vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
Mahkemenin davanın reddine dair ilk kararı, davalı Hazine vekilinin temyizi üzerine, Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 1972/3532 Esas-2982 Karar sayılı ilamı ile "....davalı tarafın tapusundaki sınırlar gayri sabittir, bu itibarla muhtevası miktarı ile geçerlidir. Tapu dışında kalan yerler üzerinde davalıların iktisap şartlarının, zilyetliklerinin olup olmadığının anlaşılması için vergi kaydı araştırılmalıdır. Vergi kaydı getirtilmeden ve dava konusu yerin tamamı üzerinde davalıların ne şekilde fiili hakimiyet kurdukları ve nasıl tasarruf ettikleri tespit edilmeden yazılı şekilde karar verilmesi yolsuzdur." gereğine işaret edilmek üzere bozulmuş, Mahkemece bozma ilamına uyma kararı verildikten sonra yukarıda yazılı şekilde karar verilmiştir.
Dava, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerin Hazine adına tescili ve davalıların müdahalelerinin meni isteğine ilişkindir. Mahkemece, uyulan bozma ilamı sonrası yapılan yargılamada, teknik bilirkişiden davaya konu taşınmazın kadastro görüp görmediği ve gördü
ise kadastro sonrası almış olduğu parsel numaralarının tespiti istenilmiş, kadastro teknikeri olan fen bilirkişisinin 13.3.2014 havale tarihli raporunda, dava konusu taşınmazın bulunduğu bölgede 1998 yılında kadastro çalışmalarının başladığı, 22.1.1999 tarihinde kesinleştiği, dosya arasında mevcut dava konusu yere ait 10.12.1965 tarihli krokide rakam ile gösterilen kısımların aldıkları parsel numaralarının bildirildiği görülmüştür.
3402 sayılı Kadastro Kanununun 5. ve 27. maddeleri gereğince kadastro tespitinden önce genel mahkemelere açılan taşınmazların geometrik ve hukuki durumunu belirlemek görevi kadastro mahkemesine ait bulunmaktadır.
3402 sayılı Kadastro Kanununun 26/son maddesi hükmünde, bir taşınmaz hakkında kadastro tutanağının düzenlenmesi ile Kadastro Mahkemesi'nin görevinin başlayacağı, 27. maddesi hükmünde de, mahalli hukuk mahkemelerinde görülmekte olan veya henüz kesinleşmemiş bulunan taşınmaz mala ilişkin davalar hakkında o taşınmaz mal için kadastro tutanağı düzenlendiği tarihte bu mahkemelerin görevinin sona ereceği, dava dosyalarının re'sen kadastro mahkemesine devrolunacağı, 4732 sayılı davalı taşınmaz mal tutanaklarının kadastro mahkemesine devrine ilişkin yönetmelikte ise dosyaların kadastro mahkemelerine devir usulü açıklanmıştır.
Somut olaya gelince; dava konusu taşınmaza ilişkin kadastro tesptinin 1998 tarihinde yapıldığı ve dava konusu taşınmaz hakkında kadastro tutanakları düzenlendiği belirlendiğinden, 1959 yılında açılan ve mülkiyet hakkına dayalı tescil ve müdahalenin önlenmesi davasının kadastro tespitine itiraz davası niteliğinde olduğunun kabulü gereklidir. Görev kamu düzenine ilişkin olup yargılamanın her aşamasında re'sen göz önünde bulundurulur. Bu durumda Mahkemece, az yukarıda açıklanan kanun ve yönetmelik hükümleri uyarınca; uyuşmazlık hakkında görevsizlik kararı verilmek suretiyle dava dosyasının görevli ve yetkili Kadastro Mahkemesi'ne gönderilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir.
SONUÇ: Davacı Hazine vekilinin temyiz itirazları yukarıda açıklanan nedenle yerinde olduğundan kabulüyle, usul ve yasaya uygun bulunmayan hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 29.03.2018 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy