MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Mülkiyet Tespiti
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı vekili dava dilekçesinde, mevkii ve sınırlarını açıkladığı taşınmazın yıllardan beri bir bölümünde değirmen, kalan kısımlarda ise, kavaklık olarak vekil edeni tarafından kullanıldığını, kadastro çalışmaları sırasında Hazine adına yazıldığını, bölgede yapımı devam eden baraj çalışmaları sırasında da, EPDK tarafından üzerindeki 150 adet kavak ağacı ile birlikte fiilen baraj sahasına katması sonucunda vekil edenince durumun öğrenildiğini, söz konusu taşınmazlar ve muhtesat üzerinde vekil edeninin aralıksız, çekişmesiz malik sıfatıyla zilyetliği bulunduğunu açıklayarak taşınmazın mülkiyetinin vekil edenine ait olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.
Davalılar davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; “Dava konusu taşınmazın içerisinde bulunduğu 104 ada 1 sayılı parselin tapu kaydının iptali ile fen bilirkişisi Salih Sancar’ın 6.6.2011 tarihli rapor ve krokisinde; mavi renk ile çizili A harfiyle belirtilen 1053,43 m2 lik kısmın anılan parselden ifrazı ile davacı adına yeni bir parsel numarasıyla tapuya kayıt ve tesciline, geriye kalan kısmın tespit gibi tesciline, davalı EPDK’ya karşı açılan davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine” dair verilen hükmün, davalı Hazine temsilcisi tarafından temyiz edilmesi üzerine, Daire'nin, 2012/11909 Esas, 2013/10489 Karar sayılı İlamı ile bozulmasına karar verilmiş, Mahkemece yeniden yapılan yargılama sonucunda; “Dava konusu taşınmazın davacının babasından kaldığı ve babası ...'ın ölümünden sonra terekesinin bütün mirasçıların katılımı ile veya temsili ile bölüşüldüğü hususunda herhangi bir delile ulaşılmadığı ve bu halde usulüne uygun bir bölüşümden bahsedilmeyeceği, mahkememize açılan davanında bir tasarrufi işlem olduğu, bu tür davaların tüm mirasçıları ile birlikte açılacağı, bir mirasçının veya bir kaç mirasçının tek başına bu davayı açamayacağı, yani davacının aktif dava açma sıfat ve hukuki ehliyeti olmadığı anlaşılmakla” gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
Dava, kadastrodan önceki kazanmayı sağlayan zilyetlik hukuki sebebine dayalı olarak TMK’nın 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi gereğince açılan sınırlandırmanın kısmen iptali isteğine ilişkindir.
Mahkemece her ne kadar bozmaya uyularak yargılama yapılmış ise de; bozma gerekleri yerine getirilmemiştir.
Şöyle ki;
Bozma ilamında; “Dava konusu taşınmaz davacının babasından kaldığına ve babası ...’ın dosyadaki bilgilerden 1951 yılında öldüğü belirlendiğine göre miras bırakanın terekesi TMK’nın 701 ve 702 maddeleri gereğince elbirliği mülkiyet hükümlerine tabidir. Elbirliği mülkiyetinde mirasçıların belirlenmiş payları olmayıp her birinin payı taşınmazın tamamı üzerinde söz konusudur. Aynı kanunun 702. maddesi uyarınca tasarrufi işlemlerde oybirliği aranır. Davada bir tasarrufi işlem olduğuna göre tüm mirasçıların birlikte 3. kişilere karşı dava açmaları gerekir. Bu nedenle terekeye dahil bir taşınmaz için bir veya birkaç mirasçının tek başına 3. kişi durumunda bulunan davalılara karşı mülkiyetin tespiti isteğinde bulunmaları mümkün değildir. Yani davacının aktif dava açma sıfat ve hukuki ehliyeti yoktur. Dava konusu taşınmaz yapılacak araştırma ve inceleme ile terekenin paylaşımı sonucu davacıya kalmış ise, davanın bulunduğu bu haliyle yürütülmesi ve aşağıdaki eksikliklerin yerine getirilmesi zorunludur. Şayet, muris Abdulmecitt’ten kalan tereke mirasçıları arasında ve tüm mirasçıların katılımı ile paylaşıma tabi tutulmamış ve halen terekeye dahil bir taşınmaz ise, davacının tek başına dava açma sıfatı bulunmadığından davanın bu sebeple reddine karar verilmesi düşünülmelidir” açıklamalarına yer verilmesine rağmen, Mahkeme tarafından, bu hususta davacı tanıklarının ve mahalli bilirkişilerin ayrıntılı beyanlarının alınması, davacı taraf delillerinin toplanması düşünülmeden, diğer mirasçıların beyanlarının alınması ile yetinilmesi ve bu haliyle eksik araştırma ve inceleme ile hüküm tesis edilmesi doğru olmamıştır.
SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazları yukarıda açıklanan nedenle yerinde olduğundan kabulüyle, usul ve yasaya uygun bulunmayan hükmün 6100 sayılı HMK'nın Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nın 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA taraflarca HUMK'nın 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 04.04.2018 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy