MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: Tescil
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş olup hükmün davacı ... Mirasçıları vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı ... vekili, dava dilekçesinde mevkii belirtilen tescil harici taşınmazların, kadimden beri vekil edeninin ailesinin, 30-35 yılı aşkın süredir ise vekil edeninin zilyetliğinde olduğunu açıklayarak, davaya konu taşınmazların vekil edeni adına tesciline karar verilmesi istemiştir.
Davalılar, davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece, davanın HUMK'nun 409/5 maddesi gereğince açılmamış sayılmasına karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı ... mirasçıları vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dosyanın incelenmesinden, davacı ...'ın yargılama sırasında 24.7.2010 tarihinde vefat ettiği, davacı ... vekilinin 14.9.2010 tarihli duruşmada; “Davacının vefat ettiğini, mirasçılardan vekaletname temin edemediğini, bu nedenle davayı takip etmediğini” beyan ettiği ve aynı duruşmada, Mahkemece, taraflarca takip edilmeyen dosyanın HUMK'nun 409.maddesi gereğince işlemden kaldırılmasına, 15.12.2010 tarihinde de açılmamış sayılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.
Gerek temsil yetkisi ve gerekse vekalet ilişkisini düzenleyen Borçlar Yasası bir karineyi hükme bağlamıştır. Bu karine, asıl olanın, ölümle temsil yetkisi ve vekalet ilişkisinin sona ermiş olacağıdır. Yasa koyucunun, bu karineyi benimsemesinin amacı şudur: Bilindiği gibi, gerek temsil, gerekse vekalet ilişkisi tarafların karşılıklı güvenine dayanan bir durum ortaya çıkarmakta ve bu ilişkiden doğan iş görme borcuna ait hak ve borçlar sıkı surette tarafların kişiliğine bağlı bulunmaktadır. Vekil eden, güvendiği bir vekil seçmekte ve O'na işin görülme biçimi hakkında talimat vermekte ve bu işi gördürmeyi dilediği zaman sonlandırabilmektedir. Esasen vekil de, kural olarak işi kendisi yapmakla ve yerine başkasını koymamakla yükümlüdür. Aynı mülahazalar temsil ilişkisi için de geçerlidir. Genellikle, vekil edenin ölümü halinde onun iradesi ve yararı ortadan kalkacak, hatta bazı durumlarda vekil edenin ölümü iş görmeyi imkansız hale getirecektir. İşte tüm bu hususlar, vekil ya da vekil edenden birisinin ölmesi halinde vekalet sözleşmesinin sona ermesini haklı göstermektedir. Yasa koyucu vekil ile vekil edenden birisinin ölümü ile vekaletin son bulacağını açıkça vurgulamış, öte yandan bu karinenin iki istisnası bulunduğunu belirtmiştir. Bunlardan birisi, müvekkil ile vekil arasındaki sözleşmede bu hususun kararlaştırılmış olması, diğeri de işin niteliğinin vekaletin devamını gerektirmesidir. Bilindiği üzere; taraf ehliyeti davada taraf olabilme yeteneği olup, dava şartlarındandır. Dava şartları kamu düzeniyle ilgilidir ve mahkemece res'en gözönünde tutulmalıdır. Öte yandan davada vekille temsil edilen davacının ölümü ile vekalet akti de son bulur. Bu açıklamalar ışığında bakıldığında dosyada iki istisnanın da bulunmadığı ve vekaletin ölümle son bulduğu anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca; Davacı ...'ın yargılamanın devamı sırasında öldüğü dosyaya yansıdığı ve ölüm ile vekalet ilişkisi son bulduğu halde, davacı ...'ın mirasçıları davaya dahil edilmeksizin, başka bir söyleyişle usulen taraf teşkili sağlanmadan, vekalet yetkisi kalmayan vekilin beyanı dikkate alınarak davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi doğru olmamıştır.
SONUÇ: Davacı ... mirasçıları vekilinin temyiz itirazları yukarıda açıklanan nedenle yerinde olduğundan kabulüyle, usul ve yasaya uygun bulunmayan hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK'nun 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 21.03.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.