MAHKEMESİ:İcra Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: İstihkak
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı üçüncü kişi vekili, 28.07.2011 günlü hacze konu eşyaların davacı üçüncü kişiye ait olduğunu, borçlu şirketin haciz adresi ve mahcuzlarla ilgisinin bulunmadığını, faaliyet alanlarının farklı olduğunu belirterek istihkak iddiasının kabulü ile haczin kaldırılmasına ve tazminata karar verilmesini istemiştir.
Davalı alacaklı vekili, borçlu şirketin faaliyetlerini 3. kişi şirket üzerinden sürdürdüğünü, her iki şirketin ortağının ve çoğunluk hisse sahibinin aynı kişi olduğunu, üçüncü kişinin borçlu şirketi devraldığını, BK’nun 179. maddesi uyarınca devralan üçüncü kişinin de işletmenin borçlarından sorumlu olması gerektiğini belirterek davanın reddine ve tazminata karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Davalı borçlu, usulüne uygun davetiye tebliğine rağmen duruşmalara katılmadığı gibi cevap da vermemiştir.
Mahkemece, hacze konu malların menkul olması sebebiyle menkul malı elinde bulunduran zilyedine ait olacağı, yani davacıya ait olduğu karinesi karşısında davalı alacaklı tarafın haczedilen menkul malların icra takip dosyasındaki borçlu şirkete ait olduğunu ispat edemediği, davacı 3.kişinin haciz tarihinden hemen önce piyasadan toplamış olduğu değişik tarihli müstahsil makbuzlarını dosyaya ibraz ettiği, bu şekilde hacze konu buğdayların davacıya ait olduğunun belirlendiği, davacı şirketin ortağının borçlu şirkette de ortak olmasının davacının diğer şirketin borçlarından sorumlu tutulması sonucunu doğurmayacağı, borçlu şirketin halen faal olduğu, bu nedenle alacaklarını tahsil edemeyen davalı alacaklının borçlu şirketin ortaklarının şahsına veya ortak oldukları başkaca şirkete icra takibinde bulunmasının mümkün olmadığı, davacı şirketin istihkak iddiasının haklı olduğu kanaatine varıldığı gerekçesiyle davanın kabulü ile buğdaylar üzerindeki haczin kaldırılmasına, haczedilen malların toplam değerinin %20'si oranında 17.300 TL tazminatın davalı alacaklıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Hüküm, davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, üçüncü kişinin İİK’nın 96 ve devamı maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir.
Öncelikle ifade etmek gerekir ki, davanın açılması harca tabi usuli bir işlemdir. Davanın açılması nedeniyle alınacak yargı harçlarının türü, ödeme yeri, zamanı ve usulü 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 27 ve devamı maddeleri ile bağlı tarifede gösterilmiştir. Harcın eksik yatırılması halinde yapılacak işlemler ve izlenecek yol ile harcın yatırılmaması ve yaptırımı aynı Kanun'un 27. ve 32. maddelerinde belirtilmiştir.
İstihkak davaları İİK’nun 97 maddesi gereği genel hükümlere göre görülür ve 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 16. maddesi ile (1) sayılı tarifedeki nispi esas üzerinden harca tabidir. Hal böyle olunca, alacak tutarı ile haczedilen dava konusu mahcuzların değerinden hangisi az ise o değer üzerinden hesaplanacak nispi karar ve ilam harcının 1/4'ü anılan Kanun'un 28. maddesi uyarınca peşin olarak alındıktan sonra, yargılamaya devam olunması, yargılama tamamlanıp davanın kabulüne karar verildiğinde ise davada haksız çıkan taraftan eksik kalan karar ve ilam harcının alınması gerekir.
Temyize konu davada ise, davanın kabulüne karar verilmiş ve hüküm sadece davalı tarafından temyiz edilmiştir. Sadece davalının, hükmü temyiz etmesi nedeniyle hukuk yargılamasında uygulaması bulunan, “Aleyhe bozma yasağı”ndan yararlanmakla birlikte, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nda düzenlenen, yargı harçlarının alınması kamu yararına ilişkin olduğundan, bu hususun mahkemelerce re'sen gözetilmesi gerekir. Kamu düzeninin gerektirdiği bu konu, aleyhe bozma yasağının da istisnasıdır. Nitekim vurgulanan bu ilkeler, Hukuk Genel Kurulu'nun 12.10.2011 gün ve E:2011/3-629, K:2011/613 ile 23.10.2013 gün ve E:2013/7-31, K:2013/1481 ile 20.01.2014 gün ve E:2013/1-410, K:2014/46 sayılı ilamlarında da benimsenmiştir.
Somut olayda, yukarıda izah edilen ilke ışığında eksik olan dava harcı yargılamalar sırasında ikmal edilmediği gibi, yargılamaya devam olunarak neticede davanın kabulüne karar verilmiş olmakla birlikte nispi karar ve ilam harcı hakkında da hüküm kurulmamıştır.
Bu doğrultuda, hükmün anılan usuli eksiklikler sebebiyle re'sen bozulmasına karar vermek gerekmiştir.Öte yandan;
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmişse de, yapılan araştırma ve inceleme de hüküm kurmaya yeterli değildir. Şöyle ki; davalı alacaklı, davalı borçlu ile davacı 3. kişi şirketler arasında organik bağ olduğunu ve danışıklı işlemlerle alacaklılardan mal kaçırdıklarını iddia etmektedir. Ancak bu hususun tetkiki için gerekli olan ayrıntılı ticaret sicil kayıtları getirtilmemiştir.
Bu durumda; mahkemece yapılacak iş, öncelikle eksik dava harcının tamamlatılması ve sonrasında borçlu ile 3.kişi şirketlerin ilk kuruluşlarından itibaren tüm ortakları ile hisse devirlerini ve faaliyet adreslerini gösterir ticaret sicil kayıt örneklerinin dosya arasına alınması ve neticede bu araştırma ve inceleme sonucu elde edilen bilgiler ile dosyadaki diğer delillerin birlikte değerlendirilmesi ile oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve araştırma neticesinde yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün İİK'nun 366 ve HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflarca İİK'nun 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, istek halinde peşin harcın temyiz edene iadesine, 15.05.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.