MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu İptali ve Tescil
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine karar verilmiş olup hükmün davalı vekili ve davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacılar vekili, davalı ile vekil edenleri arasında, davaya konu 121 ada 102 parsel sayılı taşınmazla ile ilgili olarak, 13.01.2001 tarihli gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi ile davalı adına kayıtlı 27708 m2 hissenin 600 m2'sinin satın alınıp parasının ödendiğini, yol hariç 600 m2’nin davacılara teslim edildiğini,yapılan sözleşmeye göre ileride yapılacak ifraz masraflarının davalıya, tapu masraflarının ise müvekkillerine ait olacağının belirtildiğini, daha sonra müvekkillerinden Hasan’ın davalıdan 72 m2 daha arsa aldığını,müvekkillerinin aldıkları parsellere ev yaptığını, yıllardır bu evlerde ikamet edip taşınmaza ağaç diktiklerini, davalının taşınmazın devrine yanaşmadığını açıklayarak, öncelikle dava konusu taşınmazın 672 m²’lik kısmının müvekkilleri adına tescilini, terditli olarak bu talep kabul edilmezse fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 600 m²’lik parsel karşılığında davalıya peşin ödemiş oldukları bedelin ve 2004 yılında ek olarak aldıkları ve parasını peşin ödedikleri 72m²’lik arsa bedelinin sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca müvekkillerinin iyi niyetlerine dayanarak yaptıkları evlerin ve dikmiş oldukları ağaçların ve tespit edilecek harcamalar ile beraber şimdilik 10.000,00-TL’nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, ödeme 2001 yılında yapıldığı halde iki yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş olmasına rağmen davanın açıldığını, müvekkili ile davacıların yaptığı sözleşmenin hukuken geçersiz olduğunu, sözleşmede her hangi bir bedel belirtilmediğini, davacılar tarafından müvekkiline her hangi bir ödeme de yapılmadığını, davacıların vermedikleri parayı iadesini istemelerinin hukuka aykırı olduğunu, davacının ödediği parayı senetle ispat etmek zorunda olduğunu, tanık dinletemeyeceğini, taşınmaz satımının ancak resmi şekilde yapılması halinde mülkiyet hakkı verdiğini, yazılı şekildeki harici satış sözleşmesinin davacılara mülkiyet hakkı tanıyamayacağını, bu nedenle sözleşmenin geçersiz olduğunu beyanla davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, hükmün gerekçesinde “Taraflar arasında akdedilen sözleşmenin, TMK m. 706, BK m. 213, 2644 sayılı Tapu Kanunu'nun 26 ve 1512 sayılı Noterlik Kanunu'nun 60. maddeleri uyarınca tapu sicil müdürlüğünde veya noterlerce düzenleme şekilde yapılması zorunlu olduğunu,kanunun sözleşmenin geçerliliği (sıhhati) için resmi şekil aradığından, emredici kural gereği, resmi şekle uyulmadan yapılan sözleşmelerin geçersiz olduğunu, bu nedenle davacı yanın tapu iptali talebinin reddine karar vermek gerektiği”belirtilerek devamla “davacıların alacak istemine yönelik davalının davacıların zararına olacak şekilde sebepsiz zenginleştiği gerekçesiyle” davacılar yönünden ayrı ayrı alacak istemlerinin kısmen kabul ve kısmen reddine kararı verilmesi üzerine; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiş,davalı vekili ise katılma yolu ile süresinde temyiz isteminde bulunmuştur
Dava, Haricen Satışa Dayalı Tapu İptali ve Tescil, olmaz ise alacak talebine ilişkindir.
Mahkemece her ne kadar yazılı şekilde, davacıların alacak taleplerinin kısmen kabulü ve kısmen reddine karar verilmiş ise de, mahkeme kararında isabet görülmemiştir.
Şöyle ki; davacılar vekili tarafından, HMK.389’a göre terditli olarak tapu iptali ve tescil, olmaz ise alacak talebinde bulunulmuş olup; mahkemece, gerekçe kısmında resmi şekle uyulmaması nedeniyle tapu iptali ve tescil talebinin reddine karar vermek gerekmiştir denilmiş ise de, hüküm kısmında tapu iptali ve tescil talebine yönelik olarak olumlu olumsuz bir hüküm kurulmaksızın, doğrudan alacak taleplerinin kısmen kabulü ve kısmen reddine karar verilmesi doğru olmamış, kısa kararla gerekçeli kararın hüküm fıkraları arasında çelişki yaratılmıştır. Gerekçeli kararın, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamayacağı (HMK madde 298/2). asıl olan duruşma tutanağına yazılıp taraflara tefhim olunan karar olduğu, tefhim ile birlikte yargılamadan elini çekmiş olan hâkimin tefhim ettiği kararı taraflara tebliğ etmek durumunda olduğu, sonradan yazılan gerekçeli kararın kısa karara uygun olmasının zorunlu olduğu 10.04.1992 gün ve 1991/7 Esas - 1992/4 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında, tefhim edilen kısa kararla gerekçeli kararın uyum içinde olmasının gerektiğinin öngörüldüğü, asıl talepler bakımından kısa kararda hükmedilmeyen bir hak ve yükümlülüğün gerekçeli kararda hüküm altına alınmış olması veya tersi bir durumun çelişki teşkil etmediğini söylemenin olanaklı olmadığı, İçtihadı Birleştirme Kararında; çelişkinin varlığı tespit edildiği takdirde, başka hiçbir incelemeye gerek görülmeksizin ve tarafların bu konuyu temyiz sebebi yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın kararın salt bu sebeple bozulması gerektiğine işaret edildiği anlaşılmakla mahkemece kısa karar ve gerekçeli karar uyumsuzluğu yaratılarak yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ:Taraf vekillerinin temyiz itirazlarının yukarıda açıklanan nedenle yerinde olduğundan kabulüyle, usul ve yasaya uygun bulunmayan hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre, taraf vekillerinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflarca HUMK'nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 09.04.2018 tarihinde oybirliği ile karar verildi.