MAHKEMESİ:İcra Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: İstihkak
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı alacaklı vekili, davalı 3. kişi şirketin borçlu şirketten devralındığının bildirildiğini, ancak devir işleminin kötüniyetle gerçekleştirildiğini, devreden ve devralan şirketin faaliyet konularının, faaliyet adreslerinin, malzeme ve demirbaşlarının, işçilerinin ve ortaklarının aynı olduğunu açıklayarak davanın kabulü ile 3. kişinin istihkak iddiasının reddine ve tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı 3. kişi vekili; haciz yapılan adresin müvekkili şirkete ait olduğunu, borçlu ile aralarında organik bağ olmadığını açıklayarak davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, 3. kişi şirketin işe başlama tarihinin 30/10/2013 olduğu, 3.kişi şirket ile takip borçlusu şirketin aynı iş kolunda ve aynı adreste faaliyet gösterdiği, bu durumda 3. kişi şirket ile takip borçlusu şirket arasındaki ilişkinin işletmenin devri niteliğinde olduğunun kabulü gerektiği, somut uyuşmazlıkta İİK'nun 44 ve TBK'nın 202. maddelerinin uygulanması gerektiği,işletmeyi devir alan 3. kişi şirketin takip borçlusu işletmenin de borçlarından sorumlu olacağı, bu haliyle davalı 3. kişinin istihkak iddiasının yerinde olmadığı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiş, karar davalı 3.kişi vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, alacaklının İİK’nun 99. maddesine dayalı istihkak iddiasının reddi talebine ilişkindir.
Devredilen işletmede haciz yapılabilmesi, devrin muvazaalı olduğunun iddia ve ispat edilmesine bağlıdır. Muvazaa iddiasının bulunmaması halinde, alacaklının, tasarrufun iptali davası açarak alacağına kavuşma imkanı bulunduğu gibi, TBK ve TTK hükümlerine göre açılacak davalarda da devir yargılama konusu yapılabilir.
Ayrıca, İİK'nun 44. maddesinde yer alan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi işletmenin devrini sakatlamaz. Anılan hükmün yalnız cezai yaptırımı vardır (İİK 337/a md). Aktiflerin devredenin mal varlığından çıkmamış kabul edilmesini, yani haczedilmesini sağlayacak tek yol, muvazaanın iddia ve ispat edilmesidir.
Bu bilgilere göre, temyize konu olayda davacı 3. kişi ile borçlu arasında danışıklı işlem olduğu, davalı alacaklı tarafından iddia edilmesine rağmen, mahkemece yapılan inceleme ve araştırma karar vermeye yeterli değildir. Bu nedenle, öncelikle borçlu ve 3. kişi şirket bünyesinde 10.06.2015 haciz tarihinden itibaren geriye doğru çalışanların tamamının listesini gösterir ... kayıtlarının getirtilmesi, dava konusu haciz adresinde haciz tarihinden itibaren geriye doğru kimlerin hangi tarihler arasında faaliyet gösterdiğinin ve borçlu şirketin ticaret sicil adresinde halihazırda faaliyet gösterip göstermediğinin kolluk marifetiyle araştırılması, Vergi Dairesi’ndeki kayıtlar üzerinden, haciz adresinde, haciz tarihinden itibaren geriye doğru kimlerin faaliyet gösterdiğini de araştırarak, toplanacak delillerin sonucuna göre muvazaanın bulunup bulunmadığını tayin etmek ve dosyada bulunan diğer bilgi ve belgeler de dikkate alınarak uyuşmazlık hakkında bir karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ve inceleme neticesinde yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı üçüncü kişi vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün İİK'nun 366. ve HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflarca İİK'nun 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, istek halinde peşin harcın temyiz edene iadesine,
25.01.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.