MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Muhdesatın Tespiti
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine karar verilmiş olup hükmün davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı vekili, dava konusu 469 parsel sayılı taşınmaz ile ilgili olarak Manyas Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2013/65 Esas sayılı dosyasında ortaklığın giderilmesi davası açıldığını, dava konusu taşınmaza davacının 1991 yılında ahır yaptığını, taşınmazın çevre duvarlarının, ana giriş kapısının metal profilden davacı tarafından yapıldığını, yine davacının muristen kalan binaya bir oda, mutfak ve banyodan oluşan 65 m2'lik inşaat alanına sahip ilave bina, PVC bina pencereleri ile binanın tavan kaplamasını yaptığını belirterek ahır, ek bina ve diğer iyileştirmelerin mülkiyeti ile parasal tutarının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Davalı ... vekili, dava konusu inşaatların ve ahırın 1993 yılından önce kayınpederi olan ortak muris tarafından yapıldığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece; davanın kısmen kabulü ile dava konusu taşınmaz üzerinde bulunan konut yapısında 51 m2 plastik tavan lambirinin, 23 m2 metal tavan yapısının, ev yapısının, 35 m2 olan ön kısım duvarının, eski sıva yüzeylerinin kazınıp yeni sıvanın, 280 cm boyunda mutfak tezgahının, 19,2 m2 banyo seramiklerinin, 3 adet alüminyum 1,2 x 1,2 ebatlarında pencerenin, 70 m2 bina tabanına şap atılmasının ve 68 m2 bahçe duvarlarının yapılması ile ahır yapısının tadilatının ve bahçe demir kapısının davacı tarafından meydana getirildiğinin tespitine karar verilmiş; hüküm, davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava; muhdesatın tespiti isteğine ilişkindir.
Dava konusu 469 parsel sayılı taşınmaz paylı mülkiyet olarak davacı ve davalılar murisleri ..., Yüksel Gültekin, ... ve Adnan Gül adına tapuda kayıtlıdır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 684. maddesi hükmünde, bir şeye malik olan kimsenin o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olacağı, 718. maddesi hükmünde de, arazi üzerindeki mülkiyetin kullanılmasında yarar olduğu ölçüde üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını da kapsayacağı, bu mülkiyetin kapsamına yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynakların da gireceği açıklanmıştır. Genel kuralı oluşturan bu hükümler dikkate alındığında taşınmaz üzerinde bulunan bina, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların mülkiyetinin kural olarak arzın mukadderatına tabi olacağı, muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemeyeceği, aksine bir kanun hükmü bulunmadıkça muhdesatların mülkiyetinin taşınmazın malik veya maliklerinden başka birisine veya maliklerden bir veya birkaçına ait olduğunun tespitinin dava edilemeyeceği, mahkemelerce de bu sonucu doğuracak şekilde hüküm verilemeyeceği kuşkusuzdur. Kural bu olmakla birlikte, ana taşınmazın değerinde artışa neden olan bina, ağaç vesaire gibi bütünleyici parça niteliğinde muhdesat bulunan taşınmazların ortaklığının satış yolu ile giderilmesinin istenilmesi halinde, muhdesatların kime ait olduğu hususunda tapu kaydında şerh bulunmaması veya tüm paydaşların bu konuda ittifak etmemesi nedeniyle tespit davası açılmasında hukuki yarar bulunduğu kabul edilmektedir.
Ne var ki; tespit edilen eşyanın bütünleyici parça niteliğinde bulunmadığı ve menkul eşya niteliğindeki eşyaların her zaman için maliki tarafından sökülerek alınıp götürülebileceği hususu ve ayrıca taşınmaz üzerinde daha önce mevcut bir muhdesata yeni bölümler ilave edilmesi, muhdesatın tamamlanması veya mevcut muhdesatın bakım ve onarımının yaptırılması bağımsız bir muhdesat meydana getirme niteliğinde olmayıp mevcut muhdesatın daha kullanılır hale gelmesini, bir başka deyişle muhdesattan sağlanacak faydanın artmasını sağlayan işler olduğu nazara alınmalıdır. Bu işler için harcanan giderler de muhdesatın değerini arttıran faydalı ve zorunlu giderlerdendir. İyileştirici nitelikteki bu giderleri tek başına karşılayan taşınmaz malik ya da maliklerinin koşullarının varlığı halinde bu giderlerden paylarına düşen kısmını 818 sayılı B.K.'nun 61 ve onu izleyen maddeleri (TBK’nun 77 ve devamı maddeleri) hükmüne ve sebepsiz zenginleşme kurallarına göre açacağı eda nitelikli bir alacak davası ile taşınmazın diğer maliklerinden isteyebileceği kuşkusuzdur. İyileştirme giderlerini yapan malik ya da maliklerin yaptıkları giderler taşınmazın ortaklığının satılarak giderilmesi ve muhdesattan yararlanmalarının son bulması ile istenebilir hale gelecektir. Bu giderler için eda nitelikli alacak davası açma hakkı mevcut iken önceden bu iyileştirme giderlerinin tespitini dava etmekte hukuki yararı bulunduğundan söz edilemez.
Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de dava ve temyize konu muhdesatlar yönünden dosyada toplanan deliller hüküm vermeye yeterli değildir. Şöyle ki; yukarıda bahsedilen ilkeler ışığında, dava dilekçesinde davacı tarafından meydana getirildiği iddia edilen muhdesatlardan hangilerinin teferruat niteliğinde olduğu ve bahse konu yapılara ilişkin olarak davacının yaptığı işlerin muhdesatları tamamlamaya yönelik iyileştirme gideri olup olmadığı,ya da esaslı olarak iyileştirme niteliğinde olup olmadığı hususu,tanık beyanları ve bilirkişi raporları uyarınca duraksamaya yer vermeyecek şekilde tespit edilememiştir.
O halde, yukarıda bahsedilen ilkeler ışığında; mahkemece; bilirkişilerden ek rapor alınmak veyahut mahkemece gerekli görülürse yerinde yeniden keşif yapılmak sureti ile; dava konusu muhdesatların teferruat ya da iyileştirme gideri olup olmadığının ve iyileştirme ise esaslı nitelikte olup olmadığının belirlenmesi, yine tanıklara muhdesatların tamamının mı davacı tarafından yapıldığı yoksa, davacının muhdesatlarla ilgili iyileştirmeye yönelik işler mi yaptığı hususlarının ayrıntılı olarak sorulması, esaslı nitelikte olmayan iyileştirme gideri ve teferruat olduğunun tespiti halinde davacının tespit davası açmakta hukuki yararının olmayacağının, sebepsiz zenginleşmeye dayalı eda davası açabileceğinin düşünülmesi gerekirken, eksik araştırma ile karar verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, davalı ... vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, temyiz sebebine göre davalı vekilinin yargılama giderine yönelik temyiz sebeplerinin şimdilik incelenmesine yer olmadığına, HUMK'nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, istek halinde peşin harcın temyiz eden davalı ...'e iadesine, 02.04.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.