MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davalı vekili ile davacı vekili tarafından temyiz edilmesi ve davalı vekilinin temyiz isteminin süreden reddi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı vekili, ...Asliye Hukuk Mahkemesinin 15/05/2007 tarih, 2006/556 Esas ve 2007/302 Karar sayılı kararı ile davalının müdahalesinin önlenmesine karar verildiğini, kararın icraya konulduğunu, ... İcra Müdürlüğü'nün 2010/3294 takip sayılı dosyasından gönderilen talimat gereği ... İcra Müdürlüğü'nün 2010/641 talimat sayılı dosyası ile kararın icra edilerek karara konu ve K2 bölümlü yerden davalı borçlunun tecavüzünün men edildiğini ve taşınmazın 27.04.2011 tarihinde alacaklı vekiline teslim edildiğini, teslim edilen taşınmazın limon bahçesi olup davalının bu bölüme etrafının açık olmasından istifade ile tekrar girdiğini, ... İcra Müdürlüğünce gönderilen talimat gereği .... İcra Müdürlüğü'nün 2013/116 talimat sayılı dosyası ile teknik bilirkişinin tespit ettiği kısımdan bir kere daha müdahalesi men edilmek suretiyle çıkartıldığını ve meni müdahale tutanağı ile müvekkiline teslim edildiğini belirterek ecrimisil isteme hakkının saklı kalma koşuluyla kesinleşen ve icra müdürlüğünce 2 defa infaz edilerek müdahalesi men edilen ve müvekkiline teslim edilen 303 parsel nolu taşınmaza tekrar giren davalının haksız tecavüzünün müvekkiline ait dava konusu bahçenin tüm sınırları boyunca direkler dikilerek tellerle çevrilmesine, giriş kapısının yapılması suretiyle müdahalesinin Men'ine, müvekkilinin bu suretle bahçesinden yararlanmasına ve sınırlarının tam olarak muhafaza altına alınmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili dava konusu 304 ada 303 parselin Hazine adına tapulu olduğunu, taşınmaza 6292 sayılı kanun gereği 31.12.2011 tarihinden öncesi 1980'li yıllardan başlayarak imar ve ihya ile narenciye bahçesi yapanın davalı olduğunu, ... Noterliği’nin 07.06.1989 tarihli bahçe bakım sözleşmesi ile davalı ve dava dışı Hayri Özdemir ile davacı arasında sözleşme yapılıp davacının tapuda maliki olduğu 752 parselin bitiştiği tapu dışı 2B kapsamında kalan 59.196 m2 yeri bakıcılar davalı ve Hayri Özdemir’e teslim ettiğini, bakıcıların da bu sözleşmeye göre bu araziyi ihya edip limon bahçesi haline getirdiklerini, davalının açmış olduğu ....Asliye Hukuk Mahkemesindeki dava sonunda 2002/265 Karar sayılı ilam ile adi ortaklığın tapulu kısmındaki kısmının tasfiye edildiğini, tasfiye edilmeyen kısmın halen davalı elinde olduğunu, 2B parselinin kullanıcısı ve 20 yıldır hak sahibinin davalı olduğunu, davacının iyiniyetli olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece ....Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2006/556 Esas ve 2007/352 Karar sayılı dosyasının tetkikinden, davanın tarafları ile bu davanın taraflarının aynı olduğu, davanın aynı nedenle, yani davalının tecavüzü nedeniyle bunun önlenmesine ilişkin olup, aynı taşınmazla ilgili olarak açıldığı ve davanın kabulü ile davalının taşınmaza müdahalesinin önlenmesine karar verildiği ve kararın 23/12/2008 tarihinde kesinleştiği belirtilerek somut olay bakımından kesin hükmün bulunduğu kabul edilerek, dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmiş; hüküm, süresinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiş, davalı vekilinin temyizi ise mahkemece süresinde görülmeyerek reddedilmiştir.
Kesin hüküm, 6100 sayılı HMK'nın 303. maddesinde "Bir davaya ait şeklî anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir. Bir hüküm, davada veya karşılık davada ileri sürülen taleplerden, sadece hükme bağlanmış olanlar hakkında kesin hüküm teşkil eder. Kesin hüküm, tarafların küllî halefleri hakkında da geçerlidir..." hükmü bulunmaktadır. Bu hükme göre kesin hükümden bahsedebilmek için; a)davanın taraflarının aynı olması ve b) dava sebeplerinin aynı olması ve c) dava konusunun aynı olması olması gerekir. Tarafların aynı olmasından anlaşılması gereken; her iki davada da tarafların aynı kişiler olması anlamına gelir. Hükmün davanın tarafları dışında üçüncü kişilere kural olarak herhangi bir etkisi yoktur. Zaten davada taraf olmayan bir kişiyi kararın bağladığının kabulü hukuki dinlenilme hakkına da aykırılık teşkil eder. İkinci olarak dava sebeplerinin aynı olmasından anlaşılması gereken ise;davacının talep sonucunu dayandırdığı vakıaların aynı olması anlamına gelir. Aynı vakıalara dayanılarak dava açılması halinde kesin hükmün varlığından söz edilir. Üçüncü ve son unsur ise; dava konusunun aynı olmasıdır. Dava konusunun aynı olup olmadığının anlaşılması için yapılacak şey, her iki davanın netice-i talep kısmının aynı olup olmadığına bakmaktır. Her iki davanın talep sonucu kısmı aynı ise kesin hükmün varlığından bahsedilebilir. Öte yandan kesin hükmün varlığı HMK'nın 114. maddesinin i) bendinde olumsuz dava şartı olarak düzenlenmiştir.
Oysa, elatma haksız eylem olduğundan devam ettiği veya yenilendiği müddetçe her zaman yeni bir davanın konusunu teşkil edebilir. Hemen belirtilmelidir ki, kesin hüküm ancak hüküm anındaki durumu tespit eder. Hükümden sonraki döneme etkili olmaz. Bu nedenle yeni meydana gelen vakalara dayanılarak açılan ikinci dava, için birinci dava kesin hüküm oluşturmaz.
Mahkemece, kesin hüküm oluşturduğuna karar verilen .....Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2006/556 Esas, 2007/352 Karar sayılı dosyası incelendiğinde; dava konusunun ... Noterliğinin 07.06.1989 tarih ve 9330 yevmiye nolu işlemiyle senede bağlanan adi ortaklık ilişkisinin karşılıklı anlaşma ile sona erdiğinden dava konusu taşınmazdan davalı ...’in tahliyesi ile davacılara teslimi istemine ilişkin olup, mahkemece davanın kabulü ile ... Noterliğinin 07.06.1989 tarih ve 9337 yevmiye nolu adi ortaklık sözleşmesine dahil olduğunun tespitine, sözleşme gereği davalılardan ...’in hissesine tekamül eden alan dışında kalan 9885 m2'lik kısma yaptığı müdahalesinin önlenmesine karar verildiği, bu kararın Yargıtay 13. Hukuk Dairesi Başkanlığının 18.03.2008 tarih ve 2007/14536-2008/3797 sayılı ilamı ile Onandığı ve Yargıtay 13.Hukuk Dairesi Başkanlığının 23.12.2008 gün ve 2008/13896-15465 sayılı ilamı ile tashihi karar talebi reddedilerek kesinleştiği görülmektedir. Eldeki davada ise davacıya icra müdürlüğü tarafından teslim edilen 303 parsel nolu taşınmaza tekrar giren davalının haksız tecavüzünün müvekkiline ait dava konusu bahçenin tüm sınırları boyunca direkler dikilerek tellerle çevrilmesine, giriş kapısının yapılması suretiyle müdahalesinin men'ine, müvekkilinin bu suretle bahçesinden yararlanmasına ve sınırlarının tam olarak muhafaza altına alınmasına karar verilmesi talep edilmektedir. Bu haliyle her iki davanın nedenleri ve tarafları aynı olmakla birlikte, davaların konusu (talep sonucu) farklı olduğundan kesin hüküm koşulları oluşmamıştır. Ayrıca davacının el atmanın önlenmesi isteği önceki eylemden sonra meydana gelen ve kendisine teslim edilen taşınmazda davalı tarafından yapılan yeni bir haksız işgalin önlenmesi isteğine ilişkindir.
Somut olayda da HMK'nın 303. maddesinde düzenlenen anlamda, koşulları mevcut bir kesin hüküm bulunmadığından, mahkemece işin esası incelenip deliller toplandıktan sonra, sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken, aksine düşünceyle ve kesin hüküm gerekçesiyle davanın reddi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin yukarıda açıklanan temyiz itirazlarının kabulüyle 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3.maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK'nun 428.maddesi gereğince hükmün BOZULMASINA, HUMK'nun 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, istek halinde peşin harcın temyiz edenlere ayrı ayrı iadesine, 0
2/04/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.