MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: Zilyetliğin Tesbiti ve Korunması
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı, kendi adına kayıtlı bulunan 298 parsel sayılı taşınmaz ile davalı ... adına kayıtlı 582 parsel sayılı taşınmazı 1976 yılından bu yana zilyetliğinde bulundurduğu halde, 582 parsel sayılı taşınmazın diğer davalı ...'ın zilyetliğinde gösterildiğini ileri sürerek dava konusu 582 parsel sayılı taşınmazda zilyetliğinin tespiti ve korunmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalı ..., davaya konu yerin tarafların ortak murisinden intikal ettiğini ve taksimen kendisine bırakıldığını, davalı ... vekili ise görevli yargı yerinin idari yargı olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır.
Sulh Hukuk Mahkemesinin 05/03/2014 tarih ve 2013/790 Esas, 2014/170 Karar sayılı ilamı ile; 2/b maddesi kapsamında zilyetlik tespitinin iptali istemine ilişkin davaların Asliye Hukuk Mahkemelerinin görevi kapsamında bulunduğu belirtilerek görevsizlik kararı verilerek temyiz edilmeksizin kesinleşmesi üzerine, süresinde kendisine gönderilen Asliye Hukuk Mahkemesince, dava konusu taşınmazın yaklaşık 20-30 yıldır davacı tarafından kullanıldığı ve davacının zilyetliğinde bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulüne , 582 parsel sayılı taşınmazın zilyetliğinin davacıda olduğunun tespitine karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dosya kapsamından, dava konusu ... Köyü Köyiçi mevkiinde kain 2012,59 m² büyüklüğündeki 582 sayılı parsel sayılı taşınmazın 6831 sayılı Yasanın 2/B maddesi kapsamında ... adına orman sınırları dışına çıkarılan arazilerden olarak mülkiyeti Maliye Hazinesi adına tesbit edildiği, zilyedi ... adına beyanlar hanesine şerh düşüldüğü, tespite itiraz edilmesi neticesinde 20.12.2013 tarihinde Maliye Hazinesi adına hükmen tapuya tescil edildiği görülmüştür.
Bilindiği üzere HMK’nın 303.maddesinde “...(1) Bir davaya ait şeklî anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir. (2) Bir hüküm, davada veya karşılık davada ileri sürülen taleplerden, sadece hükme bağlanmış olanlar hakkında kesin hüküm teşkil eder. (3) Kesin hüküm, tarafların küllî halefleri hakkında da geçerlidir. (4) Bir dava dolayısıyla ortaya çıkan kesin hüküm, o hükmün kesinleşmesinden sonra dava konusu şeyin mülkiyetini tarafların birisinden devralan yahut dava konusu şey üzerinde sınırlı bir ayni hak veya fer'î zilyetlik kazanan kişiler hakkında da geçerlidir. Ancak, Türk Medenî Kanununun iyiniyetle mal edinmeye ait hükümleri saklıdır. (5) Müteselsil borçlulardan biri veya birkaçı ile alacaklı arasında yahut müteselsil alacaklılardan biri veya birkaçı ile borçlu arasında oluşan kesin hüküm, diğerleri hakkında geçerli değildir ... ” düzenlemelerine yer verilmiştir.
Eldeki dava; dava konusu 582 parsel sayılı taşınmazda davacı ...'un zilyetliğinin tespiti ve korunması isteğine ilişkindir. ... Kadastro Mahkemesi'nin 2011/32E Esas, 2012/37 Karar sayılı dava dosyasında; eldeki davanın davacısı ..., eldeki davanın davalıları ... ve Gülseren Kurt aleyhine 18/06/2010 havale tarihli dava dilekçesi ile; mülkiyeti Hazineye ait dava konusu 582 parsel sayılı taşınmazı hali haraptan imar ve ihya ettiğini, halende kendisinin zilyetliğinde olup etrafı telle çevrili, içinde meyve ağaçlarının bulunduğunu, kadastro tespiti sırasında her nasılsa davalı adına tespit gördüğünü ileri sürerek yapılan tespitin iptali ile kendi zilyetliğinde olduğunun tespit edilmesini talep ettiği, Mahkemece, davacı ...'un ... ili ... ilçesi ... Köyü'nde kain 582 parsel sayılı taşınmazın davalı adına yapılan kullanım (zilyedlik) durumuna ilişkin kadastro tespitinin iptali talebi ile açtığı davada, davacının sonuçları ihtar edilerek belirlenen kesin süre içerisinde keşif giderlerini (avansını) ve tanıkların dinlenmesi için gerekli gideri dosyaya depo etmediği, dosyanın aydınlatılması ve nizanın çözümlenmesi için taşınmazlar başında keşif yapılmasının gerekli bulunduğu, ancak davacının kesin süre ihtarına uymayarak keşif giderini ve tanık dinlenmesi için belirlenen giderleri dosyaya yatırmaması nedeni ile keşif ve tanık delilinden vazgeçmiş sayıldığı, bu nedenlerle davasını ispatlayamadığı gerekçeleriyle davasının reddine karar verildiği ve hükmün Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleştiği görülmüştür.
Bu durumda, davacı tarafından davalılar aleyhine daha önce davaya konu taşınmazda davalı ... ...'un zilyet gösterilmesine karşı dava açıldığı ve davanın ispatlanamadığı nedeniyle reddine karar verildiği, söz konusu kararın da kesinleştiği anlaşıldığından, az yukarıda zikredilen kanun maddeleri gereğince davanın kesin hüküm nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmeden, yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı ... vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulüyle, usul ve yasaya uygun bulunmayan hükmün 6100 sayılı HMK'nın Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 24.05.2018 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy