MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi
... ile ... aralarındaki elatmanın önlenmesi davasının kabulüne dair .... 2. Sulh Hukuk Mahkemesi'nden verilen 10.07.2013 gün ve 745/670 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, Çelikkıran obasında kendisine ait arazinin davalı tarafından kullanıldığını ve üzerine temel atıldığını açıklayarak davalının müdahalesinin men'ine, yapılmak üzere olan inşaatın durdurulmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalı, dava konusu yerin kendisine ait olduğunu açıklayarak, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece; davacının geçici süreyle yurt dışına gitmesi nedeniyle zilyetliği davalıya devretmediği, geçici süreyle davalıya devrine muvafakat ettiği, davalının taşınmazı zirai amaçla kullandığı gibi temel atmak ve taş duvar örmek suretiyle el attığı gerekçeleriyle davanın kabulüne, 377 ada 2 parsel sayılı taşınmazın fen bilirkişi tarafından hazırlanan 30.04.2013 tarihli raporun ekindeki krokide A harfi ile gösterilen toplam 540,00 m2'1ik kısımda davalı tarafından temel atmak ve duvar örmek şeklinde yapılan müdahalenin men'ine karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Toplanan deliller ve dosya kapsamından; dava konusu 377 ada 2 parsel sayılı taşınmazın, 4342 sayılı Mera Kanunu gereğince kurulan mera komisyonu çalışmaları neticesinde mera olarak sınırlandığı,...Müdürlüğü tarafından ... Hazinesi aleyhine açılan davada, .... 2.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2007/382 Esas, 2011/336 Karar sayılı ilamı ile davanın kabulüne, mera vasfıyla tespit ve tahdidi yapılan 377 ada 2 parsel sayılı taşınmazın fen bilirkişi tarafından düzenlenen raporda yeşil boyalı olarak gösterilen 56254 m2'lik kısmının vaki tespit ve tahdidinin iptali ile orman vasfı ile adına kayıt ve tesciline karar verildiği ve hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği görülmüştür.
TMK'nun 983 ve devamı maddeleri uyarınca zilyetliğin korunmasına ilişkin olarak açılan işbu davada, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 09.10.1946 tarih, 1946/6-12 Esas ve Karar sayılı kararında aynen “...MK’nun 896 (TMK’nun 983) maddesi uyarınca bir taşınmazda zilyetliği tecavüze uğrayan kimsenin bu hakkının korunması için açacağı davada; şey’e malik olduğunu veya zilyetlik hakkını beyana lüzum olmadan sadece zilyetlik sıfatını değiştirerek tecavüzü ispat etmesi yeter. Bu halde, hakim, yalnız davacının
gerçek ise zilyetlik halini tespit ederek tecavüzün önlenmesine karar verir. Bu karar, zilyetlik konusunda kesin hüküm meydana getirmez. Zilyede mülkiyet hakkı vermez ve diğer tarafa mülkiyet iddiasıyla yetkili mercilerde başkaca dava açmak hakkına dokunmaz"... denilmektedir.
Dava konusu taşınmazın kısmen mera kısmen ormanda kaldığı belirlendiği, gerek davacının gerek davalının hakka dayalı zilyetliklerinin bulunmadığından, bu davada öncelikle çözüme kavuşturulması gereken husus; davacının somut olayda, davalıya karşı üstün ve korunmaya değer zilyetliğinin bulunup bulunmadığıdır. Çözümlenmesi gereken sorun bu olunca, zilyetlik kavramı, niteliği, hukuki fonksiyonları üzerinde kısaca durulmasında yarar vardır. Zilyetlik eşya ile şahıs arasında eylemli (fiili) bir bağ, yani ilişki olup ve buna bağlı olarak da fiili hakimiyet altında bulundurmaktan doğan hukuki yetki ve vecibeleri de gösteren ve düzenleyen hukuki bir müessesedir. Kanunda sözü edilen fiili hakimiyetin meydana geliş şekli önemli değildir. Bu korumanın sosyal huzur ve sükunun korunması ve sağlanması için kabul edilmiş olduğu gözden uzak tutulmamalıdır. Zilyetliğin hukuki fonksiyonlarından biri de fiili durumun başkaları tarafından keyfi olarak bozulmasını önlemektir. Hukuk düzeni, böylece toplumun esenliğini korumak istemiştir. Kendilerini haklı görenler bile başkasının fiili hakimiyetine belli bir çerçeve içinde saygı göstermeye mecburdurlar. Zilyetlik davalarının en belirgin özelliği yukarıda değinilen Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği gibi davada hakkın tartışma konusu olmaması ve davayı kazanma veya kaybetmenin mevcut olabilecek hak üzerinde herhangi bir etkisinin olmayışıdır. Bunun içinde bu tür davalarda mahkemenin zilyetliğin korunmasına ilişkin vereceği karar; sadece eski zilyetlik durumunun yeniden kurulmasını sağlamaya yöneliktir. Bu karar diğer tarafın mülkiyet yahut hak iddiasıyla dava açma hakkına dokunmaz ve üçüncü kişilerin o şey üzerinde hakları olmadığının kabulü şeklinde anlaşılamaz. Bahsi geçen zilyetlik davaları sonunda verilen mahkeme kararları tamamen geçici bir etkiye sahip olup; mülkiyet sorunu çözümlenmediğinden mülkiyet yönünden kesin hüküm teşkil etmezler. (HGK'nun 12.05.1982 gün, 1979/8-589 Esas, 1982/482 Karar)
Somut olaya gelince; toplanan delillerden, dava konusu çekişmeli alanın çok önceleri davacının annesi ve kız kardeşi tarafından kullanıldığı, bunların taşınmazı kullanmayı bırakmalarından sonra 1964 yılından bu yana davalı tarafından kullanılmaya devam edildiği, davacının ise bu süre zarfında yurt dışında bulunduğu ve taşınmazda bir zilyetlik tesis etmediği anlaşılmaktadır. Tüm bu hukuki bilgi ve delillerin ışığında, görülmekte olan davadaki üstün zilyetliğin davalıda olduğu benimsenerek, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Davalının temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, HUMK'nun 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, 24,30 TL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 11.02.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy