(4721 S. K. m. 501, 713) (YHGK. 10.04.1991 T. 1991/8-51 E. 1991/194 K.) (YHGK. 15.04.2011 T. 2011/8-111 E. 2011/180 K.)
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı ... vekili ve ...ve... Defterdarlığı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
Karar: Davacı vekili, davaya konu...parsel sayılı taşınmazın, 1960 yılından beri vekil edenlerinin zilyetliğinde olduğunu, tapu kaydında vekil edenleri dışında, ... ve ... isimli kişilerin de malik olarak göründüğünü, bu kişilerin kim olduklarının bilinmediğini, tapunun hukuki değerini yitirdiğini açıklayarak, ...ve ... adına kayıtlı paylara ilişkin tapu kaydının iptali ile vekil edenleri adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davada, kayıt malikleri... ve ... ile ... hasım olarak gösterilmiş, yargılama sırasında kayıt malikleri ...ve ...i'ye kayyım tayin edilerek yargılama sürdürülmüş, davalı ... davanın reddine karar verilmesini talep etmiş, kayyım olarak tayin edilen ...Defterdarlığı tarafından ise, davaya cevap verilmemiştir.
Mahkemece, kayıt malikleri ...ve ...'nin bilinmeyen kişiler olduğu ve T.M.K'nun 713/2. maddesinde düzenlenen koşulların oluştuğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hüküm, ... vekili ve kayyım vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
Dava, TMK'nun 713/1. fıkrasındaki kazanmayı sağlayan zilyetlik ve 2. fıkrasında yer alan, “…maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan…” hukuki sebeplerine dayalı olarak açılan mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescil davasıdır.
Mahkemece; her ne kadar yukarıda açıklanan gerekçeler ile davanın kabulüne karar verilmiş ise de mahkemenin bu gerekçesine katılma imkanı bulunmamaktadır.
Zira;
1- Bilindiği üzere ve kural olarak, TMK.nun 713/2. maddesine dayalı olarak açılan davalarda kayyımın yeri bulunmamaktadır. Başka bir anlatımla, kayıt malikine kayyım tayin edilerek bu tür davaların yürütülmesi mümkün değildir. Kayıt malikinin mirasçılarının bilinmesi halinde davaya dahil edilerek mirasçılar aleyhine yargılamaya devam edilmesi, aksi halde gerek tapu sicilinin tutulmasından sorumlu olması ve gerekse TMK.nun 501. maddesi hükmü uyarınca son mirasçı sıfatıyla, ... aleyhine yargılamaya devam edilerek hüküm kurulması gereklidir. Dairemizce de kabul edilen Yargıtay’ın istikrarlı uygulamasına göre; kayyım aracılığıyla davanın yürütülmesi mümkün olmadığından, mahkemece kayyım aleyhine de hüküm tesis edilmesi doğru olmamıştır.
2- Ayrıca, kural olarak, tapulu bir taşınmazın veya tapuda kayıtlı bir payın olağanüstü zamanaşımı yoluyla iktisabı mümkün değildir. Ancak kanunun açıkça izin verdiği ayrık durumlarda tapulu bir yerin veya bir payın koşulları oluştuğu takdirde olağanüstü zamanaşımı yoluyla kazanılması mümkün olabilir. Kanunda düzenlenen ayrık hallerden biri de TMK.nun 713/2. maddesindeki düzenlemedir. Anılan maddede “aynı koşullar altında, maliki tapu kütüğünden anlaşılmayan veya 20 yıl önce hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının zilyedi de o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir” denilmiştir.
Kanundaki “…Maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan…” düzenlemesinden; tapu kaydının hukuki durumunun açık olmaması, Yargıtay İçtihatlarına göre, tapu kütüğündeki bilgi ve belgelerden genel olarak gerekli dikkati gösteren kişilerin malikin kim olduğunu anlayamayacağı haller amaçlanmıştır. Tapu kütüğündeki malik sütununun boş ve açık bırakılması, malik adının müphem ve yetersiz gösterilmesi, böyle bir kişinin hiç yaşamamış ve kaydının herhangi bir yerde bulunmaması, malik adının silinmiş ve yenisinin yazılmamış olması gibi hallerde malikin tapu kütüğünden anlaşılamadığı sonucuna varılabilir. (Yargıtay HGK.nun 10.4.1991 tarih 1991/8-51 Esas, 194 Karar ve 15.04.2011 tarih 2011/8-111 Esas, 2011/180 Karar sayılı ilamları) . Soyut ve nam-ı mevhum (sanal, mevcut olmayan hayali kişi) bir kişi adına sicil oluşturulmuş olması halinde de, maliki tapu sicilinden anlaşılamayan kişiden söz edilebilir.
Kayıt malikinin, tanınmıyor, hatırlanmıyor olması, adresinin tespit edilememesi, tebligat yapılamaması, uzun yıllar önce taşınmış ya da ölmüş olması, mirasçılarının belirlenememesi gibi hususlar, o kişinin tapu kütüğünde maliki bilinmeyen kişi olarak nitelendirilmesini gerektirmez. Yine, tapu sicili ekindeki kadastro tutanağı, tedavül (el değiştirme) ve bunlara esas kayıt ve belgelerden tapu malikine ilişkin bilginin mevcut olması durumunda da bilinmeyen kişi olarak kabul edilmez.
Somut olayda; kayıt malikleri ...ve ...'nin hissedarı bulunduğu dava konusu ...parsel sayılı taşınmazın tapulaması, yine ...ve ...'nin de malik olarak yer aldığı Temmuz 1960 tarih ve 1 sayılı tapu kaydına istinaden, davacılar ..., ..., davacıların murisleri ...,... ve bilinmeyen kişi oldukları iddia edilen ...ve ... adına yapılmış, tapulama işlemine itiraz edilmediğinden kesinleşmiştir. Hal böyle olunca, az yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde, kayıt malikleri ...ve ...'nin bilinmeyen kişiler olduğunun kabulüne imkan bulunmadığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken, mahkemece açıklanan hususlar göz ardı edilerek davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Davalılar ... vekili ile Kayyım vekilinin temyiz itirazları yukarıda açıklanan nedenle yerinde olduğundan kabulüyle, usul ve yasaya uygun bulunmayan hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 13.03.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy