MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı 3. kişi vekili,02.08.2013 tarihinde müvekkiline ait malların haczedildiğini ileri sürerek haczin kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı alacaklı vekili, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, haczedilen mallar davacı üçüncü kişinin elinde olup, dolayısıyla mülkiyet karinesinin davacının lehine olduğu, davalı alacaklının ise haczedilen malların borçluya ait olduğunu ispatlayamadığı, aksine davacı tarafça sunulan fatura içeriği ve dinlenen tanık beyanları uyarınca mahcuzun davacıya ait olduğunun ispatlandığı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, üçüncü kişinin İİK’nun 96. vd. maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir. Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere göre, dava konusu haciz işlemi sırasında borçluya ait güncel tarihli evraklar bulunduğu, dayanak takip dosyasında aynı adreste 20.08.2009 ve 18.02.2010 tarihlerinde gerçekleştirilen hacizlerde borçlunun haciz mahallinde hazır olduğu ve ödeme taahhüdünde bulunduğu, yine 18.02.2010 tarihinde gerçekleştirilen hacizde 3. kişinin ileri sürdüğü istihkak iddiasının bildirimine ilişkin olarak haciz adresine çıkarılan tebligatın 23.02.2011 tarihinde, dava konusu haciz esnasında hazır bulunan ve haciz mahallinin borçluyla ilgisi olmadığını beyan eden iş yeri çalışanı Ersoy Demirel’e borçlunun çalışanı sıfatı ile tebliğ olunduğu,borçlu ile davacı 3. kişinin anne-oğul oldukları, bu kapsamda İİK 97/a maddesinde düzenlenen karinenin borçlu, dolayısıyla da alacaklı yararına olduğu,davacı 3. kişinin dayandığı faturanın ise borcun doğumundan sonra bizzat borçlu tarafından 3. kişi adına düzenlendiği anlaşılmıştır. Bu koşullarda, istihkak iddiası kanıtlanamamış olup istihkak iddiasının, alacaklıdan mal kaçırmak amacıyla danışıklı olarak ileri sürüldüğünün ve muvazaalı işlemler yapıldığının kabulü gerekir. Bu nedenlerle Mahkemece maddi ve hukuki olgular göz önüne alınarak, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, yerel mahkeme kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün İİK'nun 366. ve HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflarca İİK'nun 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 19.09.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy