MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Muhdesatın Tespiti
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın usulden reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı vekili, dava konusu 2357 ada 8 parsel sayılı taşınmazda tarafların miras payı ile hissedar olduğunu, taşınmaz üzerinde giriş kat, 2 normal kat ve çatı katı olan bir binanın olduğunu, vekil edeninin eşi ile birlikte çalışması karşılığı olan tüm birikintilerini ve kazançlarını babaları olan muris ...'e vererek hem binanın kaba inşaatının hem de 2.normal kat ve çatı katının tamamlanmasını sağladığını belirterek binanın zemin kat ve 1.normal kat inşaat kısmının muris .... tarafından, zemin kat ve 1.normal kat inşaat kısmı ile 2.normal kat ve çatı katının vekil edeni tarafından yaptırıldığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Davalı ... vekili ( kendi adına asaleten, oğlu .... adına velayeten ) binanın muris tarafından zemin kat ve 1.kat olarak satın alındığını, gerek dava konusu taşınmaz alınırken gerekse sonradan yapılan katların inşaasına davacının herhangi bir katkısının olmadığını beyan ederek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Diğer davalılar davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece; davacı tarafından, davalılar Müslüm ve ...'e yapılacak olan yurt dışı tebligatlar masraflarının verilen kesin süreye rağmen karşılanmadığı gerekçesi ile dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesi üzerine, hüküm davacı vekili tarafından esasa ve vekalet ücretine hasren temyiz edilmiştir.
Dava, Muhdesat Tespiti isteğine ilişkindir.
1) Bilinmektedir ki; bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur (4721 s.lı TMK 684/1 m). Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyet kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere kalıcı yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer (TMK 718 m). 22.12.1995 tarih ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı gibi Eşya Hukukunda, muhdesattan, bir arazi üzerinde kalıcı yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Muhdesat, şahsi bir hak olup(TMK 722, 724, 729 m.ler), sahibine arazi mülkiyetinden ayrı bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak bahşetmez. Taşınmaz üzerindeki kalıcı yapı, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez. Açıklanan bu ilke ve esaslara göre, kural olarak muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez.
Tespit davası, kendine özgü davalardan olup dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Bilindiği üzere, tespit davalarının görülebilmesi için güncel hukuki yararın bulunması (6100 s.lı HMK 106/2 m) ve dava sonuçlanıncaya kadar da güncelliğini kaybetmemesi gerekir. Tespit davaları eda davalarının öncüsüdür, bu nedenle eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde, tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmektedir. Hukuki yararının bulunması dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hakim tarafından da re'sen gözetilir. Hukuki yararın bulunmadığının tespiti halinde davanın, dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddine karar verilmelidir (HMK 114/1-h, 115 m.)
Öğretide ve Yargıtay'ın devamlılık gösteren uygulamalarında, taşınmaz hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davasının, kentsel dönüşüm uygulamasının ya da kamulaştırma işleminin bulunması gibi istisnai durumlarda muhdesatın tespiti davasının açılmasında güncel hukuki yararın bulunduğu kabul edilmektedir.
Somut olayda; davacı, dava dilekçesinde ileride gerçekleşecek olan ortaklığın giderilmesi davasına esas olmak üzere eldeki davayı açtığını belirtmiştir. Davacı, gerek dava dilekçesinde gerek cevap dilekçesinde taraflar arasında görülmekte olan ve güncel bir hukuki sebebe dayanmamıştır.
O halde, yukarıda bahsedilen ilkeler ışığında, davacının tespit istemekte hukuki yararı bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile ret kararı verilmesi doğru değilse de bu husus yeniden yargılama yapmayı gerektirmediğinden ve hükmün redde ilişkin bölümü sonucu itibari ile doğru görüldüğünden, hükmün gerekçesinin açıklanan şekilde değiştirilerek ve düzeltilerek onanması yoluna gidilmiştir (HUMK. m. 438/7).
2) Davacı vekilinin vekalet ücretine yönelik temyiz itirazlarına gelince;
Karar tarihi itibarı ile yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 7/2. maddesinde: "Davanın dinlenebilmesi için kanunlarda öngörülen ön şartın yerine getirilmemiş olması ve husumet nedeniyle davanın reddine karar verilmesinde, davanın görüldüğü mahkemeye göre Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde yazılı miktarları geçmemek üzere üçüncü kısımda yazılı avukatlık ücretine hükmolunur...” düzenlemesi yer almaktadır.
Mahkemece, dava usulden reddedildiğine göre; karar tarihindeki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca davalı lehine 1.320,00 TL vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir. Ne var ki bu yanılgının giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden HUMK'nun 438/7. maddesi uyarınca hükmün düzeltilerek onanması uygun görülmüştür.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle, hükmün gerekçesinin değiştirilerek ve düzeltilmiş bu şekliyle ve (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle, hükmün vekalet ücretine ilişkin fıkrasındaki "...1.800,00 TL..." rakamının çıkarılarak yerine "...1.320,00 TL..." yazılmasına ve düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA; davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, taraflarca HUMK'nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 08.11.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy