MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup hükmün taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı ... vekili, evlilik birliği içinde davacının yurtdışında çalışarak aile bütçesine katkıda bulunduğunu, çalışmadığı dönemlerde ise aldığı işsizlik parasını davalıya verdiğini, davalının bu paraları Türkiye'de taşınmaz almak için kullandığını açıklayarak 436 ada 3 ve 4 parseller için 50.000'er TL, 28 ada 6 ve 16 nolu parseller için 10.000'er TL, 2766 ada 9 parseldeki 1/2 pay için 50.000 TL, 2766 ada 2 parselde 5 nolu bağımsız bölüm için 50.000 TL olmak üzere toplam 220.000 TL'nin dava tarihinden işleyecek yasal faiziyle davalıdan tahsilini istemiş, 14.12.2015 tarihli dilekçe ile talebini 436 ada 3 ve 4 parseller için 137.372,90 TL'ye, 28 ada 6 ve 16 nolu parseller için 115.613,74 TL'ye, 2766 ada 9 parseldeki 1/2 pay için 75.000 TL'ye, 2766 ada 2 parsel 5 nolu bağımsız bölüm için 150.000 TL'ye yükseltmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, 225.000,00 TL artık değere katılma alacağının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
1 -Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davalı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2- Davacı vekilinin redde yönelen temyiz itirazlarına gelince;
a. Davacı vekilinin 436 ada 3 ve aynı ada 4 parsel sayılı taşınmazlara ilişkin katkı payı alacağı talebine ilişkin olarak;
01.01.2002 tarihinden önce 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin (TKM) yürürlükte olduğu dönemde, eşler arasında yasal mal ayrılığı rejimi geçerliydi (TKM mad. 170). TKM'de, mal rejiminin tasfiyesine ilişkin düzenleme mevcut olmadığından, eşlerin bu dönemde edindikleri malvarlığının tasfiyesine ilişkin uyuşmazlık, aynı kanunun 5.maddesi yollamasıyla Borçlar Kanunu'nun genel hükümleri göz önünde bulundurularak "katkı payı alacağı" hesaplama yöntemi kurallarına göre çözüme kavuşturulmalıdır. Zira Borçlar Kanunu, Medeni Kanunun tamamlayıcısı olarak kabul edilmiştir (eBK mad. 544, TBK mad. 646).
Mal ayrılığı rejiminde; eşler kendi malları üzerinde tasarruf yetkisine ve intifa hakkına sahiptir ve mallarının idaresi kendisine aittir (TKM mad. 186/1). Her birinin malları, geliri ve kendi kazançları yine kendilerine ait kişisel mallarıdır (TKM mad. 189). Kadın veya kocanın, mal rejiminin devamı sırasında diğerinin edindiği malvarlığına katkısı nedeniyle katkı payı alacağı isteğinde bulunabilmesi için mutlaka para ya da para ile ölçülebilen maddi veya hizmet değeriyle katkıda bulunması gerekir.
Mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde satın alınan tasfiyeye konu mala çalışma karşılığı elde edilen gelirlerle (maaş, gündelik, kar payı vs gibi) katkıda bulunulduğunun ileri sürüldüğü durumlarda; çalışarak, düzenli ve sürekli gelire sahip eşin, aksi kanıtlanmadıkça, yapabileceği tasarruf oranında katkıda bulunduğunun kabulü gerekir. Yargıtay'ın ve Dairemizin devamlılık gösteren uygulamaları da bu yöndedir.
Bu açıklamalar doğrultusunda; öncelikle evlenme tarihinden, malın edinildiği tarihe kadar, eşlerin çalışma sürelerine ve gelirlerine ilişkin belgeler bulundukları yerlerden eksiksiz olarak getirtilmelidir. Çalışmanın sabit olmasına rağmen, bir kısım döneme ilişkin belgelere ulaşılamaması durumunda, ilgili meslek kuruluşlarından ve/veya bilirkişilerden o döneme ilişkin yaklaşık gelir durumu sorulup öğrenilerek, malın edinildiği tarihe kadar ki eşlerin tüm gelirleri ayrı ayrı belirlenmelidir. Sonra, her bir eşin alışkanlıkları, ekonomik ve sosyal statüleri gözetilerek, kişisel harcamaları ile ayrıca kocanın 743 sayılı TKM'nin 152. maddesi gereğince evi geçindirme yükümlülüğü nedeniyle yapabileceği harcama, eşlerin kendi gelirlerinden düşülerek, gerçekleştirebilecekleri tasarruf miktarları ayrı ayrı tespit edilmeli, daha sonra her eşin tasarruf miktarının, birlikte yaptıkları toplam tasarruf miktarı içerisindeki oranı belirlenmelidir. Her bir eşin bulunan bu tasarruf oranı, çalışmaları karşılığı elde ettikleri gelirleriyle malın alımına yaptıkları katkı oranı olarak kabul edilerek, tasfiyeye konu malın dava tarihi itibariyle belirlenecek sürüm(rayiç) değeri ile çarpılmak suretiyle katkı payı alacak miktarları hesaplanır.
Sözü edilen değer tespiti, belirleme ve hesaplamaların yapılabilmesi için gerek görülmesi durumunda konusunun uzmanı bilirkişi veya bilirkişilerden de yardım alınmalıdır. Tasfiyeye konu birden fazla malın bulunması durumunda, her biri için aynı yöntem uygulanır.
Somut olaya gelince; eşler, 27.07.1992 tarihinde evlenmiş, 18.02.2009 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün 26.02.2009 tarihinde kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir (TMK mad. 225/son). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden 4721 sayılı TMK'nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (743 sayılı TKM mad. 170), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar ise, edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4722 sayılı Yasa mad. 10, TMK mad. 202/1). Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı bulunduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır (TMK mad. 179).
Yukarıda açıklanan yasal düzenleme ve ilkeler uyarınca yapılan incelemede; tanık ve taraf beyanları, sunulan belgeler ile tüm dava dosyası kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, davacının çalışarak gelir elde ettiğinin kabulü gerekir. Ne var ki, hesaplama yapılırken davacının çalışarak gelir elde ettiği göz önünde bulundurulmamıştır. O halde, Mahkemece, yukarıda açıklanan Dairemiz'in ilke ve uygulamalarına göre tarafların evlenme tarihinden 01.01.2002 tarihine kadar olan tüm gelirleri göz önünde bulundurularak katkı oranının belirlenmesi ve belirlenecek bu oran üzerinden tarafların kazanılmış hakları da gözetilerek katkı payı alacağına hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
b. Davacı vekilinin 28 ada 6 ve aynı ada 16 parsel sayılı taşınmazlara ilişkin katılma alacağı talebine ilişkin olarak; edinilmiş mallara katılma rejimi döneminde satın alınıp boşanma dava tarihinden kısa bir süre önce elden çıkartılan taşınmazlar edinilmiş mal niteliğinde olup aksinin TMK'nin 229/1 maddesi gereğince davalı tarafından ispat edilmesi gerekir. Mahkemece, bu hususta davalı tarafın delilleri dikkate alınıp değerlendirilmeden taraflarca hazırlama ilkesine aykırı şekilde bir takım değerlendirmelerle yazılı şekilde diğer taşınmazlarla bağlantı kurulmaya çalışılması ve TMK'nin 229/2. maddesinden hareketle hüküm kurulması doğru olmamıştır.
SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının yukarıda (2) nolu bentte yazılı nedenlerle kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nin 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının yukarıda (1) nolu bentte yazılı nedenlerle REDDİNE, taraflarca HUMK'nin 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 1.206,50 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 12.158,50 TL'nin temyiz eden davalıdan alınmasına 11.10.2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy