MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : İstihkak
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonucunda Mahkemece verilen davanın kabulüne dair kararın davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemiz'in 18.01.2016 gün ve 2014/9739 Esas, 2016/389 Karar sayılı ilamı ile bozulmasına karar verilmişti. Davacı vekili tarafından süresinde kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı 3. kişi vekili, 09.05.2012 tarihinde müvekkili şirketin adresinde haciz yapıldığını, müvekkili şirketin 22.03.2000 tarihinde kurulduğunu, aynı tarihte de vergi açılışı yapıldığını, borçlunun haciz tarihi itibariyle, müvekkili şirkette hissedar olmadığı gibi, şirketi temsile de yetkili olmadığını, müvekkili şirketin borcun doğumundan çok önce kurulduğunu, haczedilen malların müvekkili şirkete ait olduğunu, istihkak iddialarının kabulüne, %40 tazminatın davalı alacaklıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı alacaklı vekili, haciz yapılan yerin borçlunun işyeri ve büyük oranda hissedarı olduğu şirket adresi olduğunu, borçlunun şirketteki hissesini, icra takibinden sonra muvazaalı olarak kardeşlerine devrettiğini, haczedilen malları borçlu ve davacı 3. kişi birlikte ellerinde bulundurduğundan ispat külfiyetinin davacı şirkete ait olduğunu, davacı şirketin haczedilen menkullere ilişkin olarak dosyaya fatura sunmadığını, davanın reddine %40 tazminatın davacıdan tahsiline karar verilmesini istemiş, davalı borçlu ise davacı 3. kişi şirketteki hissesini devrettiğini ve Merter'de ticari faaliyette bulunduğunu beyan etmiştir.
Mahkemece, haczin ödeme emrinin tebliğ edildiği adreste yapılmadığı, davalı alacaklı vekilinin, borçlunun şahsı adına haciz mahallindeki adreste ticari faaliyette bulunduğunu ıspatlayamadığı, borçlunun, davacı şirkette hissedar olmasının, şirket adresinde haciz yapılması için neden olamayacağı,takibe konu bonodan dolayı davacı şirketin sorumlu tutulmasının mümkün olamayacağı, ıspat külfeti davalı alacaklıda olduğu halde, haczedilen menkullerin borçluya ait olduğu hususunun da ıspatlanamadığı gerekçeleri ile davanın kabulüne, İcra Müdürlüğü'nce İİK'nun 99. maddesi tatbik edilmiş olduğundan, davacı vekilinin tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.Hüküm, davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dairemizin 18.01.2016 tarih ve 2014/9739 Esas 2016/389 Karar sayılı ilamı ile borçlu ...'nin, borcun doğum tarihi olan 21.02.2011 tarihinde davacı 3.kişi şirketin % 98 hakim ortağı iken, borcun doğum tarihi ve takip tarihinden sonra, ancak haciz tarihinden kısa bir süre önce şirketteki hisselerinin tamamını aynı soyadını taşıyan akrabası Edip Şevli'ye devretmiş olması, ayrıca dosya içeriğine göre, takibe konu 170.000 TL bedelli bononun davacı 3.kişi şirketin faaliyet alanı olan tekstil alımından kaynaklı olarak düzenlenmiş olması, davalı borçlunun 170.000 TL'lik tutarında kişisel borcunun olmasının hayatın olağan akışına da uygun olmaması nedeniyle, davacı 3. kişi şirket ile borçlu arasında, alacaklıdan mal kaçırmaya yönelik danışıklı işlemler yapıldığından, davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi doğru görülmeyerek hükmün bozulmasına karar verilmiş, davacı 3. kişi vekili tarafından karar düzeltme isteğinde bulunulmuştur.
Dava, üçüncü kişinin İİK’nun 96. vd. maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir.
Dosyada bulunan bilgi ve belgelere göre; 09.05.2012 tarihinde yapılan hacizde 3. kişinin ileri sürdüğü istihkak iddiasının alacaklı vekilince kabul edilmemesi üzerine, İcra Müdürlüğünce 11.05.2012 tarihinde İİK 96-97 maddeleri uyarınca takibin taliki veya devamı hususunda karar verilmek üzere takip dosyasının İcra Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verildiği,... 19. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 16.05.2012 gün, 2012/470 Esas-2012/422 Karar sayılı kararı ile “..İncelenen dosya kapsamı nazara alınarak İİK 97. maddesinin tatbikine yer olmadığına,İcra Müdürlüğünce İİK 99. maddesinin tatbikine..” karar verildiği,anılan mahkeme kararı uyarınca İcra Müdürlüğünce alacaklı vekiline dava açması için İİK.nun 99. md. göre yedi günlük süre verilmesine, yedi gün içerisinde dava açılmadığı takdirde 3.kişinin istihkak iddiasını kabul etmiş sayılacağına dair muhtıra tebliğine karar verilmiştir. Anılan karar, alacaklı vekiline 31.05.2012 tarihinde tebliğ edilmiş, eldeki dava da 15.05.2012 tarihinde 3. kişi tarafından açılmıştır.
İİK’nun 99. maddesinde: “Haczedilen şey, borçlunun elinde olmayıp da üzerinde mülkiyet veya diğer bir ayni hak iddia eden üçüncü kişi nezdinde bulunursa, "…İcra müdürü, üçüncü kişi aleyhine icra mahkemesinde istihkak davası açması için alacaklıya yedi gün süre verir. Bu süre içinde icra mahkemesine istihkak davası açılmaz ise üçüncü kişinin iddiası kabul edilmiş sayılır…” düzenlemesi yer almaktadır. Somut olayda, alacaklıya verilen süre içerisinde istihkak davası açılmadığı anlaşılmakla, alacaklı üçüncü kişinin istihkak iddiasını kabul etmiş sayılır. Bu durumda 3. kişi tarafından açılan davanın konusuz kaldığının kabulü gerekir.
Bu durumda, 3. kişi tarafından açılan davada, karar verilmesine yer olmadığına karar verilerek yargılama gideri ile vekalet ücreti yönünden de 6100 sayılı HMK'nun 331. maddesinin 1. fıkrası uyarınca davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre yargılama giderlerinin takdir edilmesi için hükmün bozulması gerektiği anlaşıldığından yukarda açıklanan bozma kararının kaldırılarak belirtilen nedenlerle hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Davacı 3.kişi vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile; Dairemizin 18.01.2016 gün, 2014/9739 Esas 2016/389 Karar sayılı bozma kararının kaldırılmasına, hükmün açıklanan nedenle İİK'nun 366 ve 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin harcın istek halinde düzeltme isteyene iadesine 04.07.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy