MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: Tapu İptali ve Tescil
... ile ... ve müşterekleri aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair ... Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 21.02.2013 gün ve 380/160 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalılar vekili tarafından süresinde istenilmiş ise de duruşma isteğinin değerden ve pul yokluğundan reddine karar verilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı vekili, tarafların ortak miras bırakanlarından kalan taşınmazların 22.02.2007 tarihli taksim sözleşmesi ile mirasçılar tarafından paylaşıldığını, buna göre davacıya düşen 113 ada 7 parselin tamamı ile 113 ada 43 parselde kayıtlı taşınmazın 1/2 oranındaki payının ve 113 ada 61 parsel sayılı taşınmazın 5000 m2'lik kısmına tekabül eden pay oranına ilişkin tapu kayıtlarının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı ..., 09.02.2011 tarihli dilekçesi ile davayı kabul etmiş, diğer davalılar reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davanın kabulü ile 113 ada 7 parselin tamamının, 113 ada 43 parselin 1/2 oranındaki paya ve 113 ada 61 parselde kayıtlı taşınmazdan 5000 m2'lik kısmına tekabül edecek payı belirlemek suretiyle tapu kayıtlarının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesi üzerine; hüküm davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Yapılan temyiz incelemesi sonucunda;
1-Dava, TMK.nun 676. maddesi uyarınca açılan miras taksim sözleşmesine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
22.02.2007 tarihinde kadastro işlemiyle dava konusu taşınmazlardan 113 ada 61 parsel ...; 113 ada 7 parsel ... adlarına tapuya tescil edilmiştir. 113 ada 43 parsel ise 30.11.2001 tarihinde ... adına tespit edilmiş ise de, tespite itiraz üzerine Kadastro Mahkemesi'nde açılan dava sonucunda 18.10.2007 tarihinde hükmen yine ... adına tespit ve tescil edilmiş, ardından bu parsel 22.04.2010 tarihinde tapudan yapılan satış ile ... adına temlik ve tescil edilmiştir.
Davaya konu taşınmazlara ilişkin kadastro tutanaklarının incelenmesinde, taşınmazların tarafların ortak murisleri Emin Güvenç'e ait iken hibe etmesi suretiyle senetsiz olduğu belirtilerek tespitlerin yapıldığı, murisin bu konudaki muvafakat beyanının tutanağa alındığı görülmektedir.
Bu durumda, dava konusu taşınmazlar, miras taksim sözleşmesinin yapıldığı 22.07.2007 tarihinden önce, tutanakların düzenlendiği 2001 yılında miras bırakanın çocuklarına hibe etmek (bağışlamak) suretiyle terekesinden çıkardığı ve bağışlama esas alınarak murisin mirasçıları adına müstakilen tespit ve tescil edildiğine göre; bu taşınmazların artık miras taksim sözleşmesine konu edilmeleri söz konusu olamaz. TMK'nun 676. maddesi uyarınca miras paylaşımı (taksim) ancak taksim sözleşmesinin yapıldığı sırada miras ortaklığına dahil, paylaşılmamış olan miras mallar için söz konusudur. Paylı mülkiyete dönüştürülmüş ya da diğer mirasçıların oluruyla bir veya birkaç mirasçı adına tescil edilen durumlarda miras taksim sözleşmesi yapılması sonuç doğurmaz. TMK'nun 706, 6098 S.lı TBK'nun 237 ve Tapu Kanunu'nun 26. maddesi hükümlerine göre, tapulu taşınmazların devrinin resmi şekilde yapılması gerekir. Miras ortaklığına (terekeye) dahil taşınmazlara ilişkin miras taksim sözleşmesinin geçerliliği için adi yazılı şekil yeterlidir. Yukarda da açıklandığı gibi davaya konu taşınmazlar miras ortaklığından çıkmış olduklarından; artık adi yazılı şekil yeterli değildir. Bu nedenle davanın reddi yerine, kabul kararı verilmiş olması doğru olmamıştır. Ne var ki, davalılardan ... mahkemeye sunulan dilekçesinde imzalı beyanı ile açılan davayı kabul ettiğini bildirmiştir. 6100 sayılı HMK'nun 308 (1086 sayılı HUMK.92.) maddesinde “..kabul, davacının talep sonucuna davalının tamamen veya kısmen muvafakat etmesi …”, HMK'nun 311 (HUMK. 95.) maddesinde ise, "kabul, kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur." ifadeleri yer almaktadır. Kabul iradesini fesada uğratan geçerli bir nedenin varlığı da ileri sürülmediğine göre, davalılardan ...'in kabul beyanı kendisini bağlar. Davayı kabul eden ... yönünden davanın kabulüne karar verilmiş olmasında usul ve yasaya aykırı yön bulunmamakta ise de davalı ... adına kayıtlı bulunan 113 ada 61 parsel sayılı taşınmaz yönünden mahkemece kurulan hükümde iptaline karar verilen pay oranı belli olmadığı gibi, bu şekilde kurulan bir hükmün infazı da olanaklı değildir. Hükmün sonuç kısmında, talep hakkında verilen hükmün, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir (HUMK.m.297/2).Hükmün yeterli açıklıkta olmaması, hükmün infazında zorluklara ve tereddütlere, yargılamanın ve davaların gereksiz yere uzamasına, davanın tarafı bulunan kişi ve kurumların mağduriyetlerine sebebiyet verecek ve Kamu düzeni ve barışını olumsuz yönde etkileyecektir. (Hukuk Genel Kurulu-2007/14-778 E., 2007/611 K. sayılı kararı). Şu halde, 113 ada 61 parsel sayılı taşınmazın dava konusu edilen ve kabulüne karar verilen 5000 m2'lik bölümünün taşınmazın toplam yüzölçümüne oranının tespiti ile bu şekilde pay oluşturulmak suretiyle iptal ve tescile karar verilmesi gerekirken, infazda duraksama oluşturacak şekilde karar verilmiş olması da doğru olmamıştır.
2-Davalılar vekilinin yargılama giderleri, harç ve avukatlık ücretine ilişkin diğer temyiz itirazlarına gelince;
Davayı ilk celsede mahkemeye sunduğu 09.02.2011 tarihli dilekçesinde kabul eden davalı ... yönünden; adına kayıtlı 113 ada 61 parseldeki dava konusu edilen bölümün değeri esas alınarak 492 sayılı Harçlar Kanun'un 22. maddesinin de göz önünde bulundurulmak suretiyle harcın tahsiline karar verilmesi gerekirken, taşınmazların keşifte belirlenen değerleri toplamı üzerinden hesaplanan karar ve ilam harcından müşterek ve müteselsilen sorumlu tutulmuş olması usul ve yasaya aykırı olduğu gibi; eksik harcın tamamlatılmadığı durumda, vekalet ücretinin dava dilekçesinde gösterilen değer üzerinden hesaplanacağı gözetilerek, davalı ... yönünden, dava dilekçesindeki bildirilen dava değeri üzerinden dava konusu taşınmaza tekabül eden bölümü esas alınarak Avukatlık Asgari Ücret tarifesinin 6. maddesi hükümleri de dikkate alınarak vekalet ücreti takdir edilmemiş olması da doğru olmamıştır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda (1) ve (2) nolu bentte gösterilen nedenlerle davalılar vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, davalı ... dışındaki diğer davalıların yargılama gideri ve vekalet ücretine ilişkin temyiz itirazlarının ise bozma sebebine göre incelenmesine yer olmadığına ve taraflarca HUMK'nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 10.603,25 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davalılara iadesine, 10.03.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.