MAHKEMESİ:Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: Tapu İptali ve Tescil, Mal Rejiminin Tasfiyesi ile Alacak
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup, hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 13.02.2018 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davalılar vekili Avukat ... geldi. Karşı taraftan davacı vekili Avukat ... geldi. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı ... vekili, davacı ile ...'ın 1976 yılında evlendiklerini, ...'ın 2008 tarihinde vefatı ile geriye mirasçıları olarak davacı eşi ve davalı kardeşlerinin kaldığını, evlilik birliği içinde edinilen 8 nolu meskenin tüm ödemelerini davacı yaptığı halde muris adına tapuya tescil edildiğini açıklayarak tapu kaydının iptali ile davacı adına tescile, olmadığı takdirde dava tarihi itibarıyla tespit edilecek bedelin dikkate alınarak fazla hakları saklı kalmak üzere 50.000,00 TL'nin faiziyle davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar ... ve müşterekleri vekili, iddianın yerinde olmadığını, davacının öğretmen geliri ile kendi üzerine kayıtlı mallar dışında dava konusu taşınmaza katkıda bulunamayacağını açıklayarak davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacı vekilinin beyanları, iddianın ileri sürülüş biçimi ve tanık beyanları birlikte değerlendirildiğinde, davacının ödediği iddia edilen para ile eşi adına alınan taşınmazın, eşine yapılan gizli bağış olarak değerlendirilmesi gerektiği, bu itibarla dava konusu gayrimenkulün bağışlama suretiyle murisin kişisel malı olduğu, davacının bu taşınmazdan dolayı katkı payı alacağı talebinde de bulunamayacağı, murise karşı ileri sürülemeyecek hakkın mirasçılara karşı ileri sürülmesinin mümkün olmadığı, davacının ancak B.K.nun 244. maddesi hükümleri gereğince “bağıştan rücu’" müessesesi çerçevesinde bağışlananın iadesini isteyebileceği, dava dosyasında rücu konusunda bir dava ve istek olmadığı gibi bağıştan rücu koşulları da ileri sürülüp kanıtlanamadığı gerekçeleri ile davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiş, Dairenin 2014/25039 Esas ve 2015/19313 Karar sayılı kararı ile dosya kapsamında davacının bağış iradesi ve kastı olmadığı anlaşıldığından Mahkemece, taraf delillerinin eksiksiz olarak toplanması, tüm taraf delillerinin birlikte değerlendirilerek sonucuna göre işin esasına ilişkin olumlu ya da olumsuz bir karar verilmesi gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde Mahkemece, dava konusu taşınmazın yapımını üstlenen Sabancı Yapı Ortaklığına davacının üye olduğu, tüm ödemeleri de davacının banka aracılığıyla yaptığı, ortaklığın devamı sırasında davacının herhangi bir devir yapmadığı, davacının, taşınmazın alım bedelinin davacı tarafından ödenmesine rağmen, üye olmaması ancak karı koca olmaları nedeniyle ve talebi üzerine eşi Kazım adına tescil edildiği anlaşıldığından, davanın kabulüne 8 Nolu Bağımsız bölümün tapu kaydının iptali ile davacı adına kayıt ve tesciline karar verilmiştir. Hüküm, süresi içerisinde davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir(6100 s.lı HMK 33 m). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, tapu iptal ve tescil olmadığı takdirde katkı payı alacak isteğine ilişkindir.
01.01.2002 tarihinden önce 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin(TKM) yürürlükte olduğu dönemde, eşler arasında yasal mal ayrılığı rejimi geçerliydi(TKM 170 m). TKM'de, mal rejiminin tasfiyesine ilişkin düzenleme mevcut olmadığından, eşlerin bu dönemde edindikleri malvarlığının tasfiyesine ilişkin uyuşmazlık, aynı kanunun 5.maddesi yollamasıyla Borçlar Kanunu'nun genel hükümleri göz önünde bulundurularak "katkı payı alacağı" hesaplama yöntemi kurallarına göre çözüme kavuşturulmalıdır. Zira Borçlar Kanunu, Medeni Kanunun tamamlayıcısı olarak kabul edilmiştir(eBK 544, TBK 646 m).
Mal ayrılığı rejiminde; eşler kendi malları üzerinde tasarruf yetkisine ve intifa hakkına sahiptir ve mallarının idaresi kendisine aittir(TKM 186/1 m). Her birinin malları, geliri ve kendi kazançları yine kendilerine ait kişisel mallarıdır(TKM 189 m). Kadın veya kocanın, mal rejiminin devamı sırasında diğerinin edindiği malvarlığına katkısı nedeniyle katkı payı alacağı isteğinde bulunabilmesi için mutlaka para ya da para ile ölçülebilen maddi veya hizmet değeriyle katkıda bulunması gerekir.
Mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde satın alınan tasfiyeye konu mala çalışma karşılığı elde edilen gelirlerle(maaş, gündelik, kar payı vs gibi) katkıda bulunulduğunun ileri sürüldüğü durumlarda; çalışarak, düzenli ve sürekli gelire sahip eşin, aksi kanıtlanmadıkça, yapabileceği tasarruf oranında katkıda bulunduğunun kabulü gerekir. Yargıtay'ın ve Dairemizin devamlılık gösteren uygulamaları da bu yöndedir.
Bu açıklamalar doğrultusunda; öncelikle evlenme tarihinden, malın edinildiği tarihe kadar, eşlerin çalışma sürelerine ve gelirlerine ilişkin belgeler bulundukları yerlerden eksiksiz olarak getirtilmelidir. Çalışmanın sabit olmasına rağmen, bir kısım döneme ilişkin belgelere ulaşılamaması durumunda, ilgili meslek kuruluşlarından ve/veya bilirkişilerden o döneme ilişkin yaklaşık gelir durumu sorulup öğrenilerek, malın edinildiği tarihe kadar ki eşlerin tüm gelirleri ayrı ayrı belirlenmelidir. Sonra, her bir eşin alışkanlıkları, ekonomik ve sosyal statüleri gözetilerek, kişisel harcamaları ile ayrıca kocanın 743 sayılı TKM'nin 152. maddesi gereğince evi geçindirme yükümlülüğü nedeniyle yapabileceği harcama, eşlerin kendi gelirlerinden düşülerek, gerçekleştirebilecekleri tasarruf miktarları ayrı ayrı tespit edilmeli, daha sonra her eşin tasarruf miktarının, birlikte yaptıkları toplam tasarruf miktarı içerisindeki oranı belirlenmelidir. Her bir eşin bulunan bu tasarruf oranı, çalışmaları karşılığı elde ettikleri gelirleriyle malın alımına yaptıkları katkı oranı olarak kabul edilerek, tasfiyeye konu malın dava tarihi itibariyle belirlenecek sürüm(rayiç) değeri ile çarpılmak suretiyle katkı payı alacak miktarları hesaplanır. Sözü edilen değer tespiti, belirleme ve hesaplamaların yapılabilmesi için gerek görülmesi durumunda konusunun uzmanı bilirkişi veya bilirkişilerden de yardım alınmalıdır.
Somut uyuşmazlık kapsamı incelendiğinde; Mahkemece, yazılı şekilde davacının terditli taleplerinden ilki olan tapu iptal ve tescil isteğinin kabulüne dair karar yerinde olmamıştır. Mal rejiminin tasfiyesi isteğinde bulunan eşe ya da mirasçılarına tanınan hak ayni olmayıp, şahsi alacak hakkıdır (07.10.1953 gün 8/7 YİBK, 4721 sayılı TMK'nun 227/1, 231, 236/1 m). Buna göre, Mahkemece, tapu iptal tescil isteğinin reddi ile yukarıda izah edilen Dairenin yerleşmiş ilke ve esasları çerçevesinde davacının katkı payı alacak talebi yönünden bir karar verilmelidir. Açıklanan nedenler ile kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin yazılı temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 1.630,00 TL Avukatlık Ücreti'nin davacıdan alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davalıya verilmesine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 13.02.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.