MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: Muhdesat Aidiyetinin Tespiti
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı vekili, vekil edeni ile davalının babası ...'ın kardeş olduklarını, ortaklığın giderilmesi davasına konu edilen 776 parsel sayılı taşınmazın, vekil edeni ile ... arasında yapılan anlaşmaya istinaden bölünerek kullanıldığını, vekil edeninin kendisine ait bölümde üzüm bağı yetiştirdiğini, yine ...'a ait kısımda da, vefatından evvel ...'ın talebi ile vekil edeninin üzüm bağı yetiştirdiğini ve yetiştirilen bağın yarı yarıya taraflara ait olacağı konusunda anlaştıklarını açıklayarak, taşınmazın vekil edenine ait bölümündeki üzüm bağının tamamının, ...'a ait bölümdeki üzüm bağının ise yarısının vekil edenine ait olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili; vekil edeninin babası ile davacı arasındaki ortaklığın, sadece ürün ortaklığı olduğunu beyanla davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili ile davalı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
Dava; muhdesat tespiti isteğine ilişkindir.
Bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur (4721 s.lı TMK 684/1 m). Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyet kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere kalıcı yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer (TMK 718 m). 22.12.1995 tarih ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı gibi Eşya Hukukunda, muhdesattan, bir arazi üzerinde kalıcı yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Muhdesat, şahsi bir hak olup (TMK 722, 724, 729 m.ler), sahibine arazi mülkiyetinden ayrı bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak bahşetmez. Taşınmaz üzerindeki kalıcı yapı, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez. Açıklanan bu ilke ve esaslara göre, kural olarak muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez.
Tespit davası, kendine özgü davalardan olup, dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Bilindiği üzere, tespit davalarının görülebilmesi için güncel hukuki yararın bulunması (6100 s.lı HMK 106/2 m) ve dava sonuçlanıncaya kadar da güncelliğini kaybetmemesi gerekir. Tespit davaları eda davalarının öncüsüdür, bu nedenle eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde, tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmektedir. Hukuki yararının bulunması dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hakim tarafından da re'sen gözetilir. Hukuki yararın bulunmadığının tespiti halinde davanın, dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddine karar verilmelidir(HMK 114/1-h, 115 m.)
Öğretide ve Yargıtay'ın devamlılık gösteren uygulamalarında, taşınmaz hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davasının, kentsel dönüşüm uygulamasının ya da kamulaştırma işleminin bulunması gibi istisnai durumlarda muhdesatın tespiti davasının açılmasında güncel hukuki yararın bulunduğu kabul edilmektedir.
Somut olaya gelince; Davacı vekili, 20.1.2016 tarihli duruşmada; “Taşınmazı müvekkil ... SHM'nin Ortaklığın Giderilmesi davası sonrasında satış memurluğu tarafından yapılan ihale ile satın almış, satın aldığı dönemde paylaştırma yapılırken mahkememiz dosyasında zaten davacı lehine karar verilip dava kabul edilmiş ve taşınmazdaki müvekkilime ait 1/2 hisse nedeniyle kullandığı bölümdeki 15 yıllık bağ omcasının tamamı ve davalıya ait bölümdeki bağ omcasının yarısının müvekkilim İsmail'e ait olduğu tespit edilmişti. SHM satış dosyasında bu tespitte dikkate alınarak davalıya ait bağ omcasının yarısının müvekkilime ait olduğu kabul edilerek paylaştırma yapılmıştır. Yani davamıza konu taşınmazın davacı ...'e düşen bölümündeki 15 yıllık bağ omcasının tamamı ve davalıya düşen kısmında bulunan 8-10 yıllık bağ omcasının 1/2 bedeli de müvekkile ait kabul edilmiştir ve ödeme bu şekilde kabul edilmiştir” şeklinde beyanda bulunulmuş olup, davacı vekilinin beyanlarından ve dosya arasında bulunan ... Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2009/256 Esas Sayılı dosyasının incelenmesinden, taraflar arasındaki ortaklığın giderilmesine ilişkin davanın kesinleştiği ve taraflara ödemenin yapıldığı, davacının bu haliyle davada güncel hukuki yararın kalmadığı anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca; Mahkemece, davanın hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle 6100 sayılı HMK'nın Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nın 428. maddesi uyarınca usul ve yasaya aykırı kararın BOZULMASINA, bozma nedenine göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflarca HUMK.nın 440/1. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halin temyiz edenlere ayrı ayrı iadesine, 07.02.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.