MAHKEMESİ:Sulh Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: Müdahalenin Men'i
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı vekili,müvekkilinin 391 ada 61 parsel 1 numaralı bağımsız bölümde Adana 11. Noterliğinin 23/03/2015 tarihli ve 8216 yevmiye numaralı satış vaadi sözleşmesi ile hissedarı olduğunu buna rağmen hissedarlardan ...'in eşi ... ve ... tarafından müvekkilinin zilyet olduğu bağımsız bölümün kullanımının engellendiğini, bu nedenlerle müvekkilinin mütecaviz 3. şahıs ... ve ...'a ve diğer hissedarlara karşı zilyetliğinin korunması gerektiğinden tecavüz/müdahalenin önlenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... vekili , davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, hakka dayalı elatmanın önlenmesi istemine ilişkindir.
Bilindiği üzere ve kural olarak, taşınmaza zilyet olanlar tapu kaydı veya bir hakka dayandığı takdirde TMK'nin 683. maddesindeki mülkiyet hakkının korunmasından yararlanarak istihkak davası veya elatmanın önlenmesi davası açabileceği gibi, salt zilyetliğe dayanan kişiler ise, TMK'nin 981 ve devamı maddeleri uyarınca zilyetliğin korunması hükümlerinden yararlanarak zilyetliğin korunması davası açabilirler. Kişilerin, devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerdeki üstün zilyetlik iddiasına veya taraflar dışında başkası adına tapuda kayıtlı bir taşınmazdaki tapu kaydına ya da gayrimenkul satış vaadi sözleşmesine dayanmayan, kişisel hakka dayalı üstün zilyetlik iddiası durumunda, davanın 4721 sayılı TMK'nin 981 ve devamı maddelerine dayalı zilyetliğin korunması davası olacağı kuşkusuzdur.
Somut olayda; davacının dava konusu taşınmazın zilyetliğini satış vaadi sözleşmesi ile devraldığı satış vaadi sözleşmesinin şahsi borç doğuran sözleşme olduğu ve sadece sözleşmeyi akdedenler arasında hüküm ve sonuç doğurabileceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, dosya kapsamına göre, davaya konu taşınmazın dava dışı üçüncü kişiden noterde düzenleme şeklinde satış vaadi sözleşmesine dayalı hak iddia edildiği anlaşılmaktadır. Buna göre, davanın salt zilyetlik hakkına dayanmadığı bu durumda, az yukarıda yapılan açıklamalar ışığında 6100 sayılı HMK'nin 2. maddesi uyarınca davaya bakmakla görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemeleri olacağı hususu gözetilmeden, Mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, davaya devamla davacının davasının hak düşürücü süre yönünden reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının yerinde olduğundan kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK'un 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 25.06.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.