MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Muhdesat Aidiyetinin Tespiti
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı ... ve Başbakanlık Hazine Müsteşarlıgı vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı vekili, ... İli, ... İlçesi, ... Köyüne yönelik idarenin baraj yapımı için kamulaştırma kararı verdiğini, baraj sınırları içerisinde kalan arazilerin bir kısmının Hazineye ait olup yaklaşık 20 yıldır müvekkili tarafından kullanıldığını, hazine arazisi üzerindeki bağ, fıstık, zeytin ve bademden ibaret olan ağaç ve fidanların müvekkili tarafından ekilip biçildiğini belirterek muhdesatların mülkiyetinin müvekkiline aidiyetinin tespiti ile ağaç ve fidanların yaşı, miktarı, cins, değeri ile her yıl ne kadar hasılat getirisi olduğunun belirlenmesini talep etmiştir .
Davalı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü; vekili davanın öncelikle husumetten olmadığı takdirde esastan reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Diğer davalı ... Müşteşarlığı vekili, husumetten, reddine karar verilmesi gerektiğini belirtmiştir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü ve Başbakanlık Hazine Müşteşarlığı vekilleri tarafından ayrı ayrı temyiz edilmiştir.
Bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur (4721 s.lı TMK 684/1 m). Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyet kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere kalıcı yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer (TMK 718 m). 22.12.1995 tarih ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı gibi Eşya Hukukunda, muhdesattan, bir arazi üzerinde kalıcı yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Muhdesat, şahsi bir hak olup (TMK 722, 724, 729 m.ler), sahibine arazi mülkiyetinden ayrı bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak bahşetmez. Taşınmaz üzerindeki kalıcı yapı, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez. Açıklanan bu ilke ve esaslara göre, kural olarak muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez.
Tespit davası, kendine özgü davalardan olup dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Bilindiği üzere, tespit davalarının görülebilmesi için güncel hukuki yararın bulunması (6100 s.lı HMK 106/2 m) ve dava sonuçlanıncaya kadar da güncelliğini kaybetmemesi gerekir. Tespit davaları eda davalarının öncüsüdür, bu nedenle eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde, tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmektedir. Hukuki yararının bulunması dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hakim tarafından da re'sen gözetilir. Hukuki yararın bulunmadığının tespiti halinde davanın, dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddine karar verilmelidir (HMK 114/1-h, 115 m.) Öğretide ve Yargıtay'ın devamlılık gösteren uygulamalarında, taşınmaz hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davasının, kentsel dönüşüm uygulamasının ya da kamulaştırma işleminin bulunması gibi istisnai durumlarda muhdesatın tespiti davasının açılmasında güncel hukuki yararın bulunduğu kabul edilmektedir.
Somut olaya gelince; hükme esas alınan fen bilirkişi İbrahim İbiş tarafından düzenlenen 30.12.2013 tarihli rapor ve korkide davaya konu muhtesatların 868 nolu mera parseli ile 956 parsel sayılı (tescil harici olarak) Maliye Hazinesi adına tescil gören parsel içinde kaldığı belirtilmiştir.
26.05.2004 gün ve 5177 sayılı Kanun'un 35. maddesi ile 2942 Sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 19. maddesine eklenen ek fıkra hükmüne göre, başkası adına tapulu veya tapusuz bir taşınmazın kamulaştırılması halinde, taşınmazda malik olmayan ancak üzerindeki muhdesatı meydana getiren kişilere muhdesatın kamulaştırma bedelinin kendisine verilmesini sağlama amacıyla zilyetliği tespit davası açma hakkı tanınmış ise de, kamuya ait mera, yaylak, kışlak, genel harman yeri, orman, aktif dere yatağı niteliğindeki taşınmazların özel mülkiyete konu olamayacakları, bu taşınmazların zilyetlikle edinilemeyecekleri, bu nedenle de bu nitelikteki taşınmazlar üzerinde meydana getirilen muhtesatlara hukuki değer verilemeyeceği gözönüne alındığında, dava konusu taşınmazın niteliğinin de araştırılıp soruşturularak sonucuna göre karar verilmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Ne var ki; Mahkemece uzman fen bilirkişi tarafından düzenlenen raporda ( 868 nolu ) taşınmazın mera olarak belirtilmesine rağmen niteliği usulüne uygun olarak araştırılmamış, muhdesatların üzerinde bulunduğu taşınmazlar hakkında kamulaştırma ile ilgili kayıt ve belgelerle, kamulaştırma haritası getirtilip uygulanmamış, muhdesatların bulunduğu taşınmazın kamuya ait mera, yaylak, kışlak, genel harman yeri, orman veya aktif dere yatağı niteliğinde olup olmadığı hususu ile kamulaştırma sahası içinde kalıp kalmadığı belirlenmemiş, 956 nolu parselin maliye hazinesi adına kayıtlı olmasına rağmen Hazine’nin yöntemince davaya dahil edilmediği anlaşılmıştır.
O halde Mahkemece yapılacak iş, öncelikle Hazine yöntemince davaya dahil edildikten sonra, taraflara delil ve tanık listesi sunması için süre verilmesi, delil ve tanık listesi sunulduktan sonra yeniden yapılacak keşifte mahalli bilirkişi ve taraf tanıklarının 6100 sayılı HMK'nın 243 ve 244.maddeleri (HUMK'nun m.258) uyarınca keşif yerinde hazır bulunmak üzere davetiye ile çağrılarak aynı Kanunun 259/2 ve 290/2 maddeleri (HUMK m.259) gereğince taşınmaz başında yapılacak keşif yerinde dinlenmesi, yine az yukarıda açıklandığı şekilde, dava konusu taşınmazın ( 868 ve 956 nolu parsellerin) tesciline esas belgeler (tapulama/kadastro tutanağı, mera, yaylak, kışlak kütüğü, Kadastro Mahkemesi dosyası vb) getirtilerek davaya konu muhtesatların üzerinde bulunduğu taşınmazların niteliği yöntemine uygun biçimde araştırılıp soruşturulmalı, mera olup olmadığı duraksama olmaksızın belirlenmeli, taşınmazın belirlenecek niteliğine göre davacının taşınmazlar üzerindeki muhtesatlar yönünden dava hakkının bulunup bulunmadığı düşünülmeli, dava hakkının bulunduğu kabul edildiği takdirde; kamulaştırmaya ilişkin evraklar ve kroki de eklenerek, taşınmazların kamulaştırma sahasında kalıp kalmadığının tespit edilmesi ve bu hususları gösterir denetime elverişli rapor alınması, toplanan ve toplanacak tüm delillerin sonucuna göre bir hüküm verilmesi gerekir. Mahkemece böylesine bir araştırma ve soruşturma yapılmadan, eksik araştırma ve soruşturma ile yazılı şekilde hüküm verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı ... ve ... vekillerinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve Kanuna aykırı bulunan hükmün 6100 sayılı HMK'nın Geçici 3.madde yollamasıyla 1086 sayılı HUMK.nın 428 maddesi uyarınca kararın BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 2588 sayılı Kanunla eklenen 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 13/j maddesi uyarınca Hazine'den harç alınmasına mahal olmadığına ve peşin harcın istek halinde temyiz eden davalı ... Müdürlüğüne iadesine 02.05.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy