MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Katkı Payı Alacağı
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı ... vekili, vekil edenin çalışması ve ailesinin katkıları ile elde ettiği gelirle dava konusu taşınmazın alımına katkıda bulunduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmak kaydı ile 10.000,00 TL isteğinde bulunmuştur.
Davalı ... vekili savunmasında dava konusu taşınmazın, davalının çalışması ile annesinin satılan dava dışı taşınmazları ve ziynetlerinden yapılan yardımla alındığını ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulü ile 10.000,00 TL’nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar karar verilmesi üzerine, hüküm davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava konusu bağımsız bölüm eşler arasında 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin (TKM)’nin 170.maddesi uyarınca eşler arasında yasal mal ayrılığı rejimi geçerli olduğu 22.10.1997 yılında ferdileşme yoluyla davalı eş adına tescil edilmiştir. Mahkemece yapılan inceleme ve araştırma hüküm kurmaya yeterli değildir.
Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir (6100 s.lı HMK 33 m). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, katkı payı alacak isteğine ilişkindir.
01.01.2002 tarihinden önce 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin (TKM) yürürlükte olduğu dönemde, eşler arasında yasal mal ayrılığı rejimi geçerliydi (TKM 170 m). TKM'de, mal rejiminin tasfiyesine ilişkin düzenleme mevcut olmadığından, eşlerin bu dönemde edindikleri malvarlığının tasfiyesine ilişkin uyuşmazlık, aynı kanunun 5.maddesi yollamasıyla Borçlar Kanunu'nun genel hükümleri göz önünde bulundurularak "katkı payı alacağı" hesaplama yöntemi kurallarına göre çözüme kavuşturulmalıdır. Zira Borçlar Kanunu, Medeni Kanunun tamamlayıcısı olarak kabul edilmiştir (eBK 544, TBK 646 m).
Mal ayrılığı rejiminde; eşler kendi malları üzerinde tasarruf yetkisine ve intifa hakkına sahiptir ve mallarının idaresi kendisine aittir (TKM 186/1 m). Her birinin malları, geliri ve kendi kazançları yine kendilerine ait kişisel mallarıdır (TKM 189 m). Kadın veya kocanın, mal rejiminin devamı sırasında diğerinin edindiği malvarlığına katkısı nedeniyle katkı payı alacağı isteğinde bulunabilmesi için mutlaka para ya da para ile ölçülebilen maddi veya hizmet değeriyle katkıda bulunması gerekir.
Mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde satın alınan tasfiyeye konu mala çalışma karşılığı elde edilen gelirlerle (maaş, gündelik, kar payı vs gibi) katkıda bulunulduğunun ileri sürüldüğü durumlarda; çalışarak, düzenli ve sürekli gelire sahip eşin, aksi kanıtlanmadıkça, yapabileceği tasarruf oranında katkıda bulunduğunun kabulü gerekir. Yargıtay'ın ve Dairemizin devamlılık gösteren uygulamaları da bu yöndedir.
Bu açıklamalar doğrultusunda; öncelikle evlenme tarihinden, malın edinildiği tarihe kadar, eşlerin çalışma sürelerine ve gelirlerine ilişkin belgeler bulundukları yerlerden eksiksiz olarak getirtilmelidir. Çalışmanın sabit olmasına rağmen, bir kısım döneme ilişkin belgelere ulaşılamaması durumunda, ilgili meslek kuruluşlarından ve/veya bilirkişilerden o döneme ilişkin yaklaşık gelir durumu sorulup öğrenilerek, malın edinildiği tarihe kadar ki eşlerin tüm gelirleri ayrı ayrı belirlenmelidir. Sonra, her bir eşin alışkanlıkları, ekonomik ve sosyal statüleri gözetilerek, kişisel harcamaları ile ayrıca kocanın 743 sayılı TKM'nin 152. maddesi gereğince evi geçindirme yükümlülüğü nedeniyle yapabileceği harcama, eşlerin kendi gelirlerinden düşülerek, gerçekleştirebilecekleri tasarruf miktarları ayrı ayrı tespit edilmeli, daha sonra her eşin tasarruf miktarının, birlikte yaptıkları toplam tasarruf miktarı içerisindeki oranı belirlenmelidir. Her bir eşin bulunan bu tasarruf oranı, çalışmaları karşılığı elde ettikleri gelirleriyle malın alımına yaptıkları katkı oranı olarak kabul edilerek, tasfiyeye konu malın dava tarihi itibariyle belirlenecek sürüm (rayiç) değeri ile çarpılmak suretiyle katkı payı alacak miktarları hesaplanır.
Sözü edilen değer tespiti, belirleme ve hesaplamaların yapılabilmesi için gerek görülmesi durumunda konusunun uzmanı bilirkişi veya bilirkişilerden de yardım alınmalıdır. Tasfiyeye konu birden fazla malın bulunması durumunda, her biri için aynı yöntem uygulanır.
Somut olaya gelince; eşler,13.11.1994 tarihinde evlenmiş, 02.07.2008 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün 26.01.2009 tarihinde kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir (TMK 225/son). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden 4721 sayılı TMK'nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (TKM 170.m), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar ise, edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir(4722 sayılı yasanın 10, TMK 202/1.m). Tasfiyeye konu mal, eşler arasında mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu 22.10.1997 yılında ferdileşme yoluyla davalı eş adına tescil edilmiştir.
Dava konusu 1 nolu bağımsız bölümün davalı tarafından ferdileşme yoluyla edinilmesine rağmen, davalı tarafınca hangi tarihte kooperatife üye olduğu ve satın alındığı, aidat ödemelerine ilişki belgelerin getirilmediği gibi, düzenli ve sürekli işte çalıştıkları anlaşılan eşlerin çalışma süre ve gelirlerine ilişkin belgelerde çalıştıkları kurumlardan getirilmemiştir. Diğer yandan davalı eş savunmasında annesine ait dava dışı taşınmazın satışından elde ettiği geliri çekişme konusu taşınmazın alımında kullandığını savunmuştur. Söz konusu dava dışı taşınmazların tapu kaydı mahkemece istendiği halde, yazı cevabı beklenmeden ve bu savunma üzerinde durulmadan karar verilmiştir.
Tüm bu açıklamalar nedeniyle, yukarıda açıklanan ilke ve esaslar çerçevesinde eksiklikler tamamlanarak katkı payı alacağı hakkında bir karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ve incelemeye dayalı karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarda gösterilen sebeplerle 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428.maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK'nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, 10.05.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy