MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: Muhdesatın Tespiti
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı asil tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı vekili, dava konusu 450 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan yapıların vekil edeni tarafından yapılıp ağaçların da müvekkili tarafında dikildiğini ayrıca avluda bulunan çeşme suyunun getirtilmesinde de maddi olarak katkıda bulunduğunu açıklayarak söz konusu muhdesatın aidiyetinin tespitine karar verilmesini istemiştir.
Dahili davalı ..., davayı kabul etmediğini, tüm ev ve eklentilerinin babası tarafından yapıldığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Dahili davalı ..., bina ve eklentilerini yaptıranın babası olduğunu, sadece garajı yıkıldıktan sonra davacının yaptırdığını, taşınmazın ikiye bölündüğünü, keşif yapılırsa davacıya ait yerleri gösterebileceğini beyan etmiştir.
Dahili davalı ..., garajı temelden amcasının yaptırdığını, açılan davaya bir diyeceği olmadığını, taktirin mahkemeye ait olduğunu beyan etmiştir.
Dahili davalı ... beyanında, davayı kabul etmediğini, tüm ev ve eklentilerin babası tarafından yapıldığını, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, davacı tarafa vefat eden davalı ...'in veraset ilamını ibraz etmesi için süre verilmiş, tamamlamadığı gerekçesi ile davanın usulden reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı asil tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 94. maddesinde "Kanunun belirlediği süreler kesindir. Hâkim, tayin ettiği sürenin kesin olduğuna karar verebilir. Aksi hâlde, belirlenen süreyi geçirmiş olan taraf yeniden süre isteyebilir. Bu şekilde verilecek ikinci süre kesindir ve yeniden süre verilemez." hükmü düzenlenmiştir.
Hemen belirtmek gerekir ki, ister kanun, isterse Hâkim tarafından tayin edilmiş olsun kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bir işlemin bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesine yasal olanak yoktur. Böylece kesin sürenin kaçırılması; o delile veya hakka dayanamamak gibi ağır sonuçları birlikte getirmekte, bazen davanın kaybedilmesine dahi neden olmaktadır. Bu itibarla geciken adaletin de bir adaletsizlik olduğu düşüncesinden hareketle, davaların yok yere uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere konan kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır.
Öncelikle, kesin süreye ilişkin ara kararı her türlü yanlış anlaşılmayı önleyecek biçimde açık ve eksiksiz yazılmalı, yapılacak işler teker teker belirtilmelidir. Bunun yanında verilen süre yeterli, yapılması gerektiği belirlenen işler, gerekli ve yapılabilir nitelik taşımalı, ayrıca Hâkim süreye uyulmamanın sonuçlarını açıkça anlatmalı, tarafları uyarmalıdır.
Somut olayda; 24.03.2015 tarihli dilekçe ile vekillikten çekilen davacı vekilinin 5 nolu duruşmada istifa dilekçesinin asile tebliğini talep ettiği, mahkemece davacı asilin hazır bulunmadığı duruşmada davacı ...'e vefat eden davalı ...'in veraset ilamını sunmak veya veraset ilamı yoksa bu konuda dava açmak üzere yetki ve iki haftalık kesin süre verilmesine, aksi taktirde davanın usulden reddedileceği şeklinde ara kararı kurulduğu anlaşılmaktadır.
Yukarıda izah edilen ilkeler doğrultusunda, vekili istifa eden davacı asile mahkeme tarafından gönderilen ara kararında, ihtarat başlangıç süresi tereddüde mahal bırakılmayacak şekilde belirtilmediği gibi ara kararının kanunda öngörülen koşullara uygun bulunduğunun ve kesin sürenin hüküm ve sonuçlarını doğurduğunun kabulüne olanak bulunmamaktadır.
O halde, mahkemece yapılacak iş; davacı tarafa yukarıda belirtilen ilke ve esaslar çerçevesinde vefat eden davalı ...'in veraset ilamını sunması için usulüne uygun şekilde oluşturulacak ara karar ile süre verilmesi gerekirken bu hususlar gözetilmeden davanın usulden reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, davacı asilin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK'nın Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nın 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nın 440/1 maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içerisinde karar düzeltme isteğinde bulunabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 16.05.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.