MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVALILAR : ... vs.
DAVA TÜRÜ : Tapu İptali ve Tescil
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemenin görev yönünden usulden reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı vekili; davacının dava konusu 5610 ada 10 parsel sayılı ve kapı no: 7 olan taşınmazın 18.08.2009 tarihinde yapılan tapusuz taşınmazın zilyetliğinin devri sözleşmesine dayanarak, davacının dava konusu iş yerinin gerçek hak sahibi olduğunun ve zilyetliğinin tespitini talep etmiştir.
Mahkemece; davacının mülkiyet hakkına dayanmadığı, zilyetliğe dayandığı bu nedenle davanın zilyetliğin korunması hükümleri gereğince çözüme kavuşturulacağı gerekçesiyle davanın görev yönünden usulden reddine mahkemenin görevsizliğine, karar kesinleştikten sonra görevli ve yetkili sulh hukuk mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. Hüküm; davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
Dava; tapusuz taşınmazın zilyetliğinin devri sözleşmesine dayalı hak sahibi olduğunun ve zilyetliğin tespiti isteğine ilişkindir.
Bilindiği üzere; 6100 sayılı HMK‘nın 4. maddesinde sulh hukuk mahkemelerinin görevi belirlenmiş olup buna göre dava konusunun değer ve tutarına bakılmaksızın kiralanan taşınmazların ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümler ayrık olmak üzere kira ilişkisinden doğan alacak davaları da dahil olmak üzere tüm uyuşmazlıkları konu alan davalar ile bu davalara karşı açılan davalar, taşınır ve taşınmaz mal veya hakkın paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesine ilişkin davalar, taşınır ve taşınmaz mallarda salt zilyetliğin korunmasına yönelik olan davalar ve bu kanun ile diğer kanunların sulh hukuk mahkemesi ve sulh hukuk hakimini görevlendirdiği davalardır. Yine Kanunun 383. maddesinde çekişmesiz yargı işlerinde görevli mahkemenin aksine bir düzenleme bulunmadığı sürece sulh hukuk mahkemesi olduğu düzenlenmiştir.
Öte yandan aynı kanunun 2. maddesinde asliye hukuk mahkemelerinin görevi belirlenmiş olup, buna göre “Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın mal varlığı haklarına ilişkin davalarla şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir. Bu kanunda ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesi diğer dava ve işler bakımından da görevlidir. “düzenlemesi yer almaktadır.
Yine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2009/8-518 e. 2009/573k. İçtihadında “TMK 981, 982 ve 983. maddeleri mal üzerinde zilyetlikten başka hiçbir hakkı bulunmayan kişilerin zilyetliğinin korunması için konulmuş hükümleri ihtiva etmektedir. TMK'nın 973. maddesinde zilyetlik "bir şey üzerinde fiili hakimiyeti bulunan kimse onun zilyedidir" biçiminde tanımlanmıştır. TMK'nın 982 ve 983. maddelerinde zilyetlik herhangi bir hakka bağlı olmaksızın dava yoluyla korunmuştur. Hemen belirtmek gerekir ki, zilyetliğin korunması davasıyla zilyet, zilyetliğin hakka dayandığını ispat külfetine katlanmadan sadece zilyetliğini öne sürerek Sulh Hukuk Mahkemelerinde uygulanan basit yargılama usulünün sağladığı kolaylıklardan yararlanır. Zilyet, zilyetliğin arkasında bulunan ayni (nesnel) veya şahsi (kişisel) bir hakka dayandığı takdirde dava bir hak davası niteliğini kazanır.” denilmekle salt zilyetliğin korunması davaları ile zilyetliğin tespiti davaları arasındaki fark net bir şekilde açıklanmıştır.
Somut olaya gelince; davacının, dava konusu olan ve iş yeri vasfındaki tapusuz taşınmazın zilyetliğini 18.08.2009 tarihinde tapusuz yapının zilyetliğinin devri sözleşmesi ile 65.000TL’ ye taşınmazın önceki hak sahibi ve zilyedi olan ...’ten satın aldığını, ...’in de bu yeri aynı nitelikteki bir devir sözleşmesiyle önceki hak sahibi ve zilyedi olan ...‘dan 14.05.2002 de satın aldığını, söz konusu taşınmazın 2009 ‘dan beri davacı tarafından kullanıldığını iddia etmiştir. Ayrıca; davacının devraldığı bina içerisinde bulunan iş yeri sahiplerine Belediye Başkanlığından gönderilen bir bildirimde 5610 ada 10 parsel kapı no: 7 Maliye Hazinesi adına kayıtlı olan taşınmazın 4916 sayılı yasa ile değişik 4706 sayılı yasaya göre devrinin Belediye Başkanlığına yapıldığının, buna istinaden binadaki hak ve tasarruf sahiplerine ya da onların varislerine karşı tapulama işlemlerinin başlatılacağının yazdığını, davacının Belediye’ye başvuruya gittiğinde dava konusu yere ilişkin 2014’ten geriye doğru 2006 yılına kadar emlak vergilerinin davalılardan ... tarafından ödendiğini, yine bu kişinin davalılardan ...’e de ödeme yaptığını belirttiklerini ve talebinin reddedildiğini, bu nedenle dava konusu taşınmazın gerçek hak sahibinin ve zilyedinin kim olduğunun tespiti talep edildiğine ve temyiz dilekçesinde de davacının zilyetliğine 3. bir kişinin saldırısının olmadığı, talebin hukuki ve gerçek zilyedin kim olduğunun tespiti olduğu belirtildiğine göre, yukarıda açıklanan bilgiler ışığında davaya bakma görevi Asliye Hukuk mahkemesine aittir. Mahkemece işin esasının incelenmesi ,delillerin değerlendirilmesi ve davanın sonuçlandırılması gerekirken davanın salt zilyetliğin korunması olarak nitelendirerek sulh hukuk mahkemesinin görevli olduğundan bahisle görevsizlik kararı verilmiş olması doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda belirtilen nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüne, usul ve yasaya aykırı bulunan hükmün 6100 sayılı HMK.nın Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMKnın 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK'nın 440/III- 3 bendi gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 05.02.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy