MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Katkı Payı Alacağı ve Katılma Alacağı
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
Davacı ... vekili, dava dilekçesinde belirtilen malvarlıkları nedeniyle mal rejiminin tasfiyesi ile tapu iptal-tescil, aksi halde alacak isteğinde bulunmuştur.
Davalı ... vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, 3837 ada 1 parseldeki 10 nolu bağımsız bölümün 01.01.2002'den önce edinildiği, davacının çalışmadığı, her ne kadar evlenmeden önce birikimlerini ve ziynetlerini verdiğini iddia etse de bununla ilgili delil sunmadığı, 451 ada 85 parseldeki taşınmazın davalı tarafından boşanma davası açılmadan 6 yıl önce 2006'da kızkardeşine satıldığı, davacının katılma alacağını azaltmak kastı ile satıldığına dair davacı tarafça bir delil sunulmadığı, 8399 ada 7 parseldeki 1-2-3 numaralı taşınmazların ise 2008'de edinildiği ve boşanma dava tarihinden 4 gün önce 10.05.2012'de satıldığı, normal şartlarda muvazaa olarak değerlendirileceği ancak davalının birçok borcunun bulunduğu ve davalının o tarihte borçlu olduğu bu nedenle muvazaa kastının değerlendirilemeyeceği, davacının davasını ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller Mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2- a) Davacı vekilinin 3837 ada 1 parseldeki 10 nolu bağımsız bölüme yönelik temyiz itirazlarına gelince;
Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir(6100 s.lı HMK 33 m). İddianın ileri sürülüş şekline göre 10 nolu bağımsız bölüm yönünden dava, katkı payı alacak isteğine ilişkindir.
01.01.2002 tarihinden önce 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin(TKM) yürürlükte olduğu dönemde, eşler arasında yasal mal ayrılığı rejimi geçerliydi(TKM 170 m). TKM'de, mal rejiminin tasfiyesine ilişkin düzenleme mevcut olmadığından, eşlerin bu dönemde edindikleri malvarlığının tasfiyesine ilişkin uyuşmazlık, aynı kanunun 5.maddesi yollamasıyla Borçlar Kanunu'nun genel hükümleri göz önünde bulundurularak "katkı payı alacağı" hesaplama yöntemi kurallarına göre çözüme kavuşturulacaktır. Zira Borçlar Kanunu, Medeni Kanunun tamamlayıcısı olarak kabul edilmiştir(eBK 544, TBK 646 m).
Mal ayrılığı rejiminde; eşler kendi malları üzerinde tasarruf yetkisine ve intifa hakkına sahiptir ve mallarının idaresi kendisine aittir(TKM 186/1 m). Her birinin malları, geliri ve kendi kazançları yine kendilerine ait kişisel mallarıdır(TKM 189 m). Kadın veya kocanın, diğerinin mal rejiminin devamı sırasında edindiği malvarlığına katkısı nedeniyle katkı payı alacağı isteyebilmesi için, mutlaka para ya da para ile ölçülebilen maddi veya hizmet değeriyle katkıda bulunması gerekir. Bu katkı, ziynet, miras veya bağış yoluyla elde edilen başka malvarlıklarının kullanılması ile toplu olarak yapılabileceği gibi, çalışan eşin gelirleriyle de yapılması mümkündür. Çalışarak, düzenli ve sürekli gelire(maaş, gündelik, kar payı vs gibi) sahip eşin, aksi kanıtlanmadıkça diğer eşin sahip olduğu malvarlığına yapabileceği tasarruf oranında katkıda bulunduğunun kabulü gerekir. Yargıtay'ın ve Dairemizin devamlılık gösteren uygulamaları da bu yöndedir.
Mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde edinilen tasfiyeye konu mala, eşlerin, hem başka malvarlıkları(ziynet, miras, bağış vs gibi) kullanılarak, hem de çalışma karşılığı elde ettikleri düzenli gelirleriyle katkıda bulunduklarının ileri sürüldüğü durumlarda; öncelikle, tasfiyeye konu malın edinildiği tarih itibarıyla başka malvarlıklarından elde edilen toplu para ile yapılan katkının, dava konusu malın bedelinin tamamı karşısındaki oranı saptanmalıdır. Bundan sonra da, kalan miktara her bir eşin çalışmaları ile elde ettikleri düzenli gelirleriyle katkıda bulunduklarının kabulü ile oranları ayrı ayrı belirlenmelidir.
Buna göre, öncelikle toplu katkının satın alma tarihindeki parasal değeri ile tasfiyesi istenen malın hem edinme bedeli hem de dava tarihindeki sürüm(rayiç) değerleri ayrı ayrı tespit edilmelidir.
Dava konusu malvarlığına, başka malvarlıklarından elde edilen toplu para ile yapılan katkının dışında kalan bölümüne eşlerin çalışmaları karşılığı elde edilen düzenli gelirlerle yapılan katkı oranının belirlenmesi bakımından ise; öncelikle evlenme tarihinden, malın edinildiği tarihe kadar, eşlerin çalışma sürelerine ve gelirlerine ilişkin belgeler bulundukları yerlerden eksiksiz olarak getirtilmelidir. Çalışmanın sabit olmasına rağmen, çalışılan bir kısım döneme ilişkin belgelere ulaşılamaması durumunda, ilgili meslek kuruluşlarından ve/veya bilirkişilerden o döneme ilişkin yaklaşık gelir durumu sorulup belirlenerek, malın edinildiği tarihe kadar ki eşlerin tüm gelirleri ayrı ayrı saptanmalıdır. Sonra, her bir eşin alışkanlıkları, ekonomik ve sosyal statüleri gözetilerek, kişisel harcamaları ile ayrıca kocanın 743 sayılı TKM'nin 152. maddesi gereğince evi geçindirme yükümlülüğü nedeniyle yapabileceği harcama kendi gelirlerinden düşülerek ayrı ayrı yapabilecekleri tasarruf miktarları tespit edilmeli, daha sonra her bir eşin tespit edilen tasarruf miktarının birlikte gerçekleştirdikleri toplam tasarruf miktarı içerisindeki oranı belirlenmelidir. Bulunan bu oranlar, eşlerin çalışmaları karşılığı elde ettikleri düzenli gelirleriyle tasfiye konusu malvarlığına yaptıkları katkı oranını göstermektedir.
Yukarıda açıklanan yöntemlerden yararlanılarak ayrı ayrı tespit edilen toplu para ve düzenli gelirlerle yapılan katkı oranları, birleştirmek suretiyle değerlendirilerek, tasfiyeye konu malvarlığının dava tarihindeki sürüm(rayiç) değeri ile çarpılmak suretiyle, her bir eşin katkı payı alacak miktarı bulunur.
Açıklanan değer tespiti, belirleme ve hesaplamaların yapılabilmesi için gerek görülmesi durumunda konusunun uzmanı bilirkişi veya bilirkişilerden de yardım alınmalıdır. Tasfiyeye konu birden fazla malın bulunması durumunda, her biri için aynı yöntem uygulanır.
Somut olaya gelince; eşler, 31.08.1987 tarihinde evlenmiş, 14.05.2012 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün, kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir( TMK 225/son). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden 4721 sayılı TMK'nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı(TKM 170.m), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar ise, edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir(4722 sayılı yasanın 10, TMK 202/1.m). Tasfiyeye konu 3837 ada 1 parseldeki 10 nolu bağımsız bölüm, eşler arasında mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu 18.07.2000 tarihinde satın alınarak, davalı eş adına tescil edilmiş, yargılama sırasında 25.03.2014 tarihli ihale neticesinde cebri icra yoluyla 3.kişiye satılmıştır. Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı olduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır(4721 s.lı TMK 179 m).
Mahkemece yukarıda yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmişse de; gerekçe dosya kapsamı ile örtüşmemektedir. Davacı vekili dava dilekçesinde, 1994 yılında ilk önce Yeşilyurt Kooperatif evlerinden bir ev alındığını, davacının evlenmeden önce aldığı 4 adet bileziği ile düğünde kendisine takılan 12 adet bilezik ve 16 adet küçük altından ibaret ziynetlerini bu ev alınırken verdiğini, bu ev satılarak Hıfzısıhha'dan bir ev alındığını, yine burası da satılarak elde edilen para ile dava konusu 10 nolu bağımsız bölümün alındığını iddia etmiş, davalı vekili cevap dilekçesinde, tarafların müşterek aldıkları kararla düğünde takılan takılar ile .....'ta kooperatife girdiklerini, 1996 yılına kadar burada oturduklarını, davalının tekrar borç altına girerek Hıfzısıhha'da bir ev aldığını, yine tarafların müştereken aldıkları kararla Hıfzısıhha'daki evlerini satıp bir ev almak istediklerini ve 10 nolu bağımsız bölümü aldıklarını savunmuştur. Dava dilekçesi içeriği ile 02.08.2012 tarihli cevap dilekçesi içeriği, tarafların birbiriyle örtüşen beyanları ve dosya kapsamındaki tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde, dava konusu 10 nolu bağımsız bölümün alımında yine evlilik birliği içerisinde edinilmiş iki adet taşınmazın sırasıyla alınıp satılması sonucu elde edilen satım bedelinin kullanıldığı, ilk edinilen taşınmazın alımında davacı kadının ziynet eşyalarının kullanıldığı sabittir. Mahkemece, tasfiyeye konu 10 nolu bağımsız bölüm yönünden Dairemizin yukarıda belirtilen ilke ve esasları gözetilerek katkı payı alacağının hesaplanması, hesaplama yapılırken dava konusu bu taşınmazın yargılama sırasında satıldığı göz önüne alınarak satım nedeninin bu taşınmazdan kaynaklanan bir borç mu yoksa başka borçlar nedeniyle mi olup olmadığının değerlendirilmesi, başka borçlar nedeniyle mal rejimi sona erdikten sonra satılmışsa bu durumdan davacının şahsi alacak hakkının etkilenmeyeceğinin göz önünde bulundurulması gerekirken delillerin hatalı değerlendirilmesi sonucu dosya kapsamına uygun düşmeyen gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.
b) Davacı vekilinin 8399 ada 7 parseldeki 1-2-3 nolu bağımsız bölümlere yönelik temyiz itirazlarına gelince;
Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir(6100 s.lı HMK 33 m). İddianın ileri sürülüş şekline göre bu taşınmazlar yönünden dava, artık değere katılma alacağı isteğine ilişkindir.
Tasfiyeye konu 8399 ada 7 parsel sayılı taşınmaz, eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu 03.04.2008 tarihinde satın alınarak, davalı eş adına tescil edilmiş, 23.10.2010 tarihinde kat irtifakı kurulması neticesinde 1-2-3 nolu bağımsız bölümler davalı erkek adına tescil edilmiş ve boşanma dava tarihinden dört gün önce 10.05.2012 tarihinde ... isimli kişiye satılarak devredilmiştir. Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı bulunduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır(TMK 179.m).
Edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesinde, artık değere katılma alacak miktarı hesaplanırken "eklenecek değerler" göz önünde bulundurulur. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 229. maddesine göre; eşlerden birinin mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan, olağan hediyeler dışında yaptığı karşılıksız kazandırmalar ile mal rejiminin devamı süresince diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla yaptığı devirler mal rejiminin sona erdiği anda mevcutmuş gibi tasfiyeye dahil edilir.
Bu tür uyuşmazlıklarda; öncelikle, davalı eş tarafından 229. maddede sayılan amaç ve doğrultuda kazandırma veya devrin yapılıp yapılmadığı araştırılıp belirlenmelidir. Mahkemece, karşılıksız kazandırma veya devrin yapıldığının anlaşılması durumunda, söz konusu mal mevcut kabul edilerek yapılan hesaplamada davacı tarafın katılma alacak hakkının olup olmadığı, varsa miktarı saptanarak davalı eşten tahsili yönünde hüküm kurulmalıdır. Tasfiyede devredilen malvarlığının devir tarihindeki durumu (niteliği, seviyesi, yaşı vs.) esas alınarak tasfiye (karar) tarihindeki sürüm (raiç) değeri hesaplanır. (TMK'nun 235/2.)
Mahkemece yukarıda yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmişse de, gerekçe dosya kapsamına uygun değildir. Dava konusu bu taşınmazların mal rejiminin sona erdiği boşanma dava tarihinden dört gün önce satıldığı anlaşıldığına göre, TMK'nun 229/1.maddesine göre tasfiye sırasında eklenecek değer olarak katılma alacağı hesabında dikkate alınmaları gerekir. Ancak davacının birçok borcunun olduğu görüşünden hareketle bu taşınmazlar hakkındaki dava reddedilmişse de, dava konusu taşınmazların satıldığı tarih itibariyle davalının borçlu olduğu söylenen tüm kayıtlar ve icra dosyaları getirtilerek dava konusu taşınmazların değerleri de dikkate alınarak dava konusu taşınmazlarla borçlar arasında illiyet bağı kurulup kurulamayacağı göz önüne alınarak hüküm kurulması gerekirken eksik araştırma ve inceleme neticesinde dosya kapsamına uygun düşmeyen gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.
SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının yukarıda (2-a) ve (2-b) nolu bentlerde yazılı nedenlerle kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının yukarıda (1) nolu bentte yazılı nedenlerle reddine, taraflarca HUMK'nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 30.05.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy