MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Katkı ve Katılma Alacağı
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı ... vekili, evlilik birliğinin devamında davacının ... ilçesinde faaliyet gösteren ipek matbaacılık isimli şirket ortağı olarak çalıştığını, davalının ise öğretmen olarak görev yaptığını, davalı adına kayıtlı olan ... merkez, ... mahallesi, 1815 ada, 4 parsel, 7 nolu bağımsız bölümü kredi çekerek 50.000,00TL peşinat ile aldığını ve geri kalan borcunda taksitler halinde ödediğini, evin iyileştirmesinin müvekkili tarafından yaptığı katkılarla olduğunu, tapu çıkartılırken taşınmazın tapusunun davacı tarafından eşi davalı adına yapıldığını, davalının taşınmazın edinilmesine herhangi bir katkısının bulunmadığını, evlilikte edindiği malların tasfiye edilerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 50.000,00 TL alacağının tasfiyenin sona ermesinden itibaren yürütülecek faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir. Cevaba cevap dilekçesinde ise, müvekkilinin davalıya evi devrederken bağışlama amacı gütmediğini belirtmiştir.
Davalı ... vekili, müvekkilinin davacı ile kooperatife kayıt olarak dava konusu evin bedelini ödemeye başladığını, öncesi itibariyle eşler birikim yapamazken davalının işe başlaması ile birikim yapmaya başladıklarını, taşınmazın bedelinin tamamının davacı tarafından değil, aksine davalı tarafından ödendiğini, aylık taksitlerin müvekkilinin maaşından ödediğini, ancak evin bitim aşamasında toplu paraya ihtiyaç olduğunda davalının altınlarını, babasından miras kalan tarlasını satarak ve kredi çekerek taşınmazın bedelini ödediğini, dava konusu eve bütün ödemelerin davalı tarafından karşılanması sebebiyle davacının kendi rızasıyla evi 16/03/2014 tarihli sözleşme ile davalıya devir ettiğini yani bağışladığını, davacının tüm gider ve masrafların davalı tarafından karşılandığını ve davacının daireyi müvekkilinin hak ettiğini söyleyip, vicdanen bu yola başvurduğunu, dolayısıyla davaya konu evin davalının kişisel malı olduğunu, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İkinci cevap dilekçesinde ise, davacının taşınmazı bağışladığının sabit olduğunu, bağıştan dönme şartının oluşmadığını belirtmiştir.
Mahkemece, tanık ... beyanına dayanarak 16/03/2004 tarihinde davacının kooperatif hissesini davalıya devrinin gizli bağış niteliğinde olduğunu, bu devrin gerçekte gizli bağış olması karşısında taşınmazın davalının kişisel malı niteliğinde olduğu, talebe konu taşınmaz davalının kişisel malı niteliğinde olduğundan taşınmazda davacı yönünden katkı payı alacağının ve katılma alacağının doğmayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar 07.03.1988 tarihinde evlenmişler, 16.09.2010 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün, kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir (TMK 225/son). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden 4721 sayılı TMK'nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (TKM 170.m), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar ise, edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir(4722 sayılı yasanın 10, TMK 202/1.m). Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı olduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır (4721 s.lı TMK 179 m).
Tasfiyeye konu 1815 ada, 4 parsel, 7 nolu bağımsız bölümü, eşler arasında mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu 20.04.1995 tarihinde satın alınarak, davacı eş adına kooperatif üyeliği yapılmıştır. Davacı tarafından daha sonra 16.3.2004 tarihinde kooperatif hissesi davalı eş adına devredilmiştir. Kooperetifin ferdileşme kararı ile taşınmaz davalı adına tapuda 17.05.2004’te tescil edilmiştir.
Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hâkime aittir (6100 s.lı HMK 33 m). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava; mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan katkı payı ve katılma alacağı isteğine ilişkindir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 285. maddesine göre bağış (hibe), bağışlayanın sağlararası sonuç doğurmak üzere, malvarlığından bağışlanana karşılıksız olarak kazandırma yapması olarak tanımlanmıştır. Öğretide ise, bağışlayanın bir karşılık (ivaz) almaksızın, bağışlananın mal varlığında bir artış sağlamak, zenginleştirmek amacıyla malvarlığından belirli değerleri ona vermesi olarak tarif edilmiştir(..., /..., : Türk Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri, ... 2013, s. 344,Yavuz, Cevdet: Türk Borçlar Hukuku Özel Hükümler, 6. B., ... 2002, s. 222). Her somut olayın özelliklerine göre, bağış iradesi açıkça ortaya konulabileceği gibi gizli(örtülü) şekilde de yapılabilir. Bu nedenledir ki, bir kısım kazandırmalar, bağışa benzese de kazandırmanın salt bağışlama amacıyla yapılmaması nedeniyle bağışlama olarak nitelendirilemez. Ahlaki bir ödevin yerine getirilmesi de bağışlama sayılmaz (TBK 285/3).
Evlilik birliğinin ömür boyu süreceği inancının hakim olduğu düşünceyle, ortak yaşamı ve geleceği güvence altına almak amacıyla, beraberlikten doğan dayanışmayla ve karşılıklı güvene dayanarak, örf ve adete uygun olarak eşlerin birlikte yatırım yapmaları bağış olarak değerlendirilemez. Eşler arasında dayanışma, güven ve sadakat esastır. Gelecekte aile üyelerinin yararlanacakları beklentisiyle birlikte malvarlığı edinme çabaları, eşlerden birinin sebepsiz zenginleşmesiyle sonuçlanmamalıdır.
Bu açıklamalar nedeniyle, devredene ağır yükümlülük getiren kazandırmanın bağış olarak değerlendirilmesi için, bağış amacını taşıyan davranış ve iradenin duraksamaya yer vermeyecek şekilde olması gerekir.
Bağışlamanın yukarıda açıklanan öğeleri gözetildiğinde, bir eşin diğer eşe ait bir malvarlığına yaptığı her katkının ya da kazandırmanın bağışlama olmayacağı kabul edilmektedir(Gümüş, M. Alper: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’na göre Borçlar Hukuku Özel Hükümler, C. 1, 3. B., İstanbul 2013, s. 205; Zeytin, Zafer:Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi ve Tasfiyesi, 2.B., Ankara 2008, s. 144).
Somut olayda; dava dilekçesi ve cevaba cevap dilekçesi ve yargılamadaki oturumlarındaki iddialara göre davacı tarafın 16.03.2004 tarihinde davalı eski eşine devrinin gizli bağış niteliğinde olduğunu ortaya koyan herhangi bir davranış ve söz bulunmadığı gibi her iki tarafta dava konusu taşınmazın karşılıkları evlilik devam ederken kendileri tarafından ödendiğini ve taşınmazın edinildiğini iddia ettikleri halde , bu iddialar üzerinde durulmadan taşınmazın eşler arasında satışının gizli bağış olarak kabul edilerek yazılı şekilde hüküm kurması doğru olmamıştır.
SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının yukarıda açıklanan nedenlerle kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 07.06.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy