MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : İstihkak
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı 3. kişi vekili; takip alacaklısı ... tarafından ... Orman Ürünleri Sanayi Ltd. Şti. ve ... aleyhine başlatılan icra takibi kapsamında müvekkilline ait iş yerinde 16/06/2015 ve 24/06/2015 tarihinde haciz işlemi gerçekleştirildiğini, müvekkilinin borçlularla hiç bir ilgisinin bulunmadığını, haciz yapılan adreste borçlularla ilgili herhangi bir evrak bulunamadığını belirterek, mahcuzlar üzerindeki haczin kaldırılmasını talep etmiştir.
Davalı alacaklı vekili, davalı borçlunun isim değişikliği yaparak borçlarından kurtulmaya çalıştığını, iş mahkemesinde açılan davaların aleyhine sonuçlanacağını düşünerek borçlu şirketin dava sonuçlanmadan önce ünvan ve isim değişikliği yaptığını belirterek davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, ödeme emrinin tebliğ edildiği adres ile 16.06.2015 ve 24.06.2015 tarihinde yapılan hacizlerin adreslerinin farklı olduğu, haciz sırasında borçluya ait evrağa rastlanmadığı, ticaret sicil kayıtlarına göre borçlu şirketin kuruluşundan itibaren haciz yapılan adreslerde faaliyet göstermediği, davacı 3. şahıs şirketin icra takibinden daha önce sözkonusu adreste faaliyete başladığı, bu sebeple haciz adresleri ile borçlu arasında bağ kurulamadığı, İİK 97/a maddesinin uygulanması mümkün olmadığından İİK 99. maddesi uyarınca ispat yükü üzerinde olan alacaklı tarafın SGK, Ticaret Sicil Kayıtları, haciz tutanağı ve diğer resmi belgelerle mahcuzların borçluya ait olduğunu ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, üçüncü kişinin İİK’nin 96. vd. maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir.
1-Davalı alacaklı vekili, öncelikle 16.06.2015 tarihinde yapılan hacze ilişkin davanın süresinde açılmadığını, süre yönünden davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Süresinde olmadığına dair itiraza uğrayan 16.06.2015 tarihinde yapılan haciz sırasında 3. kişinin çalışanı olduğunu iddia eden, ancak 05.05.2015 tarihli Tcaret Sicil Gazetesi uyarınca şirket müdürü ve ortağı olduğu anlaşılan ... istihkak iddiasında bulunmuştur. İİK’nin 96/3. maddesindeki 7 günlük süre, istihkak davası açmak için değil istihkak iddiasını ileri sürmek için öngörülmüştür. Bu madde kapsamında davacı üçüncü kişi şirket adına şirket müdürünün haciz yerindeki beyanı ile süresi içinde istihkak iddiasında bulunulmuştur. İcra dosyasına süresinde bildirilen istihkak iddiası ile yasada öngörülen hak düşürücü dava açma süresi kesilmiştir. İstihkak iddiası üzerine İcra Müdürlüğü tarafından İİK'nin 97/1 maddesindeki prosedürün işletilmesi gerekir. İİK'nin 97/6 maddesi gereği prosedürün işletilmemesi halinde, dava açma süresi henüz başlamayacağından 3. kişi, hacizli mal satılarak bedeli alacaklıya ödeninceye kadar istihkak davasını açabilir. Prosedürün işletilmesi halinde ise icra mahkemesince verilecek kararın ilgiliye tefhimi veya tebliğinden itibaren 7 gün içinde davanın açılması gerekir. İcra müdürlüğü tarafından İİK'nin 97/1. maddesindeki yasal prosedür işletilerek dosya İcra Mahkemesine gönderilmiş, 16.06.2015 tarihli hacize ilişkin, ... 4. İcra Hukuk Mahkemesinin 30.06.2014 tarih 2015/497 Esas 2015/457 Karar ile takibin devamına karar verilmiş, ancak taraflara tebliğ edilmeden üçüncü kişi tarafından 20.08.2015 tarihinde dava açılmıştır. Her ne kadar davalı alacaklı vekili aynı mahkemede 26.06.2015 tarihinde 2015/492 Esas ile aynı icra dosyasından 24.06.2015 ve 25.06.2015 tarihlerinde yapılan hacizlere yönelik davanın açıldığı sırada takibe devam kararından haberdar olunduğundan bahisle davanın süresinde açılmadığını iddia etmiş ise de süre tebliğ ile başlayacağından ve karar davacıya usulünce tebliğ edilmediğinden açılan dava süresinde kabul edilerek işin esasına girilmesinde kanuna aykırılık bulunmadığından davalı alacaklının süreye yönelik itirazları yerinde görülmemiştir.
Davalı alacaklı vekilinin diğer temyiz taleplerinin incelenmesinde;
2-İstihkak davasında borçlunun davalı gösterilmesi için üçüncü kişinin istihkak iddiasına karşı çıkmış olması gerekir. Borçlunun İİK’nin 96/1. maddesi uyarınca davayı açan üçüncü kişi yararına istihkak iddiasında bulunması veya haciz sırasında hazır bulunmasına karşın üçüncü kişinin istihkak iddiasına karşı çıkmaması ya da İİK’nin 96/2. maddesi gereği yokluğunda yapılan üçüncü kişinin istihkak iddiası kendisine bildirilmesine rağmen verilen 3 günlük süre içinde itiraz etmemesi durumunda istihkak davasında davalı gösterilmesine gerek yoktur. Çünkü bu durumda borçlu istihkak iddiasını kabul etmiş sayılır. Haciz sırasında hazır bulunmayan ve dava konusu menkullerin haczine ilişkin tutanağın İİK’nin 103. maddesi uyarınca tebliğ işlemi de kendisine yapılmayan borçlunun, istihkak iddiasına karşı çıkıp çıkmadığı anlaşılamaz. Bu durumda, borçlunun davada taraf olması taraf teşkilinin sağlanması için gerekli ve şarttır.
Somut olayda borçlulardan ... Orman Ürünleri Sanayi Ltd. Ş ödeme emri, "Ulubat Sokak No:61/4 ..." adresinde, diğer borçlu ...‘a ise, "Kavacık Subayevleri Mah Güzin Sk No:48/5 ..." adresinde tebliğ edilmiş, ancak hacizler Eskişehir Yolu 14. Km 348/17 ve "Karacakaya Caddesi No:48/8 ...," "Demirhendek Caddesi No:12 ..." adreslerinde yapılmıştır. Haciz sırasında borçlular veya temsilcileri hazır olmadığı gibi, borçlulara İİK'nin 103. maddesinde belirtilen davetiye de tebliğ edilmemiştir. Bu durumda borçlunun istihkak iddiasına karşı çıkıp çıkmadığı anlaşılamadığından, Mahkemece davacıya borçluyu davaya dahil etmesi için usulünce süre verilmesi gerekirken, borçlunun yokluğunda taraf teşkili sağlanmadan yargılamaya devam edilmesi doğru olmamıştır.
3-Derdestlik yürürlükten kaldırılan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda ilk itiraz olarak düzenlendiği halde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114/1-(ı) maddesi ile dava şartı olarak kabul edilmiştir. Dava şartları, mahkemece davanın esası hakkında yargılama yapılabilmesi için gerekli olan şartlardır. Diğer bir anlatımla; dava şartları dava açılabilmesi için değil, mahkemenin davanın esasına girebilmesi için aranan “kamu düzeni" ile ilgili zorunlu bir durumdur.
Mahkeme, hem davanın açıldığı günde, hem de yargılamanın her aşamasında dava şartlarının tamam olup olmadığını kendiliğinden araştırıp incelemek durumunda olup; bu konuda tarafların istem ve beyanları ile bağlı değildir. Dava şartları dava açılmasından hüküm verilmesine kadar var olmalıdır. Dava şartlarının davanın açıldığı tarihte bulunmaması veya bu şartlardan birinin yargılama aşamasında ortadan kalktığının öğrenilmesi durumunda, mahkemenin davayı mesmu (dinlenebilir) olmadığından reddetmesi gerekir. Davanın esası hakkında inceleme yapılabilmesi için varlığı gerekli hallere, olumlu dava şartları (mesela, görev, hukuki yarar gibi); yokluğu gerekli hallere ise olumsuz dava şartları denilmektedir (mesela, kesin hüküm gibi). Olumsuz dava şartlarından birisi mevcutsa veya olumlu dava şartlarından biri mevcut değilse, davanın esası incelenemez.
Dava şartlarından biri olmadan açılan dava da, açılmış (var) sayılır, yani derdesttir. Dava şartının eksik olması halinde nasıl bir usul işlemi yapılacağı, 6100 sayılı HMK'nin 115. maddesinde belirlenmiş, ikinci fıkrasında ise mahkemenin, dava şartı noksanlığını tespit ederse, davanın usulden reddine karar vereceği hükme bağlanmıştır.
Açılmış ve görülmekte olan bir davanın davacısı, hukuki korunma sürecini başlatmış olduğundan artık onun aynı davayı yeniden bir başka mahkeme önüne getirmesinde hukuken korunmaya değer güncel bir yararı bulunmamaktadır. Bu nedenle daha önce açılmış ve halen görülmekte olan bir davanın ikinci kez açılması halinde, davacının bu ikinci davayı açmasının hukuki olmadığı gerekçesi ile 6100 sayılı HMK'nin 114. maddesi ile derdestlik dava şartı kabul edilerek, maddenin (ı) bendinde “Aynı davanın, daha önceden açılmış ve halen görülmekte olmaması” düzenlemesine yer verilmiştir. Bu düzenleme ile derdestlik iddiası bir olumsuz dava şartı haline getirilerek ilk itiraz olmaktan çıkarılmıştır.
Derdest bir davanın koşulları 6100 sayılı HMK'nin 114/2-1. maddesinde; "Aynı davanın, daha önceden açılmış ve hâlen görülmekte olmaması” şeklinde belirtilmiştir. Derdest bir davanın ilk koşulu, tarafları, müddeabihi ve dava sebebi aynı olan bir davanın daha önce açılması, ikinci koşulu ise daha önce açılmış bulunan davanın halen görülmekte olması, kesin hükümle sonuçlanmamış olmasıdır. Bu iki koşulun birlikte bulunması halinde derdest bir davanın varlığı kabul edilmelidir.
Somut olaya gelince; davalı alacaklı vekili tarafından cevap dilekçesi ve temyiz dilekçesinde de belirtildiği gibi, aynı mahkemede 26.06.2015 tarihinde 2015/492 Esas ile ... 31. İcra Müdürlüğünün 2013/16726 esas sayılı dosyasında 24.06.2015 ve 25.06.2015 tarihlerinde yapılan hacizlere yönelik eldeki davanın davacısı tarafından aynı davalıya karşı dava açıldığı, mahcuzların aynı olduğu, davacı 3. kişinin istihkak iddiasında bulunduğu ve davanın kabulüne karar verildiği görülmüştür. Eldeki dava ise 20.08.2015 tarihinde diğer davadan daha sonra 24.06.2015 ve 16.06.2015 tarihlerinde yapılan hacizlere ilişkin olarak açılmıştır.
Hal böyle olunca; Mahkemece 24.06.2015 tarihinde haczedilen menkullere ilişkin olarak, davanın derdestlik nedeniyle ön koşul yokluğundan reddi gerekirken, davanın esasına girilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş,
4-Kabule göre de haciz yapılan adreslerle borçluların bağlantısı olduğu tespit edilemediğinden ve mahcuzlar 3. kişi elinde haczedildiğinden, karinenin 3. kişi lehine olduğunun kabulü doğru ise de, ispat yükü üzerinde olan alacaklının bildirdiği icra dosyaları, vergi kayıtları dosyaya getirtilip, diğer borçlu ...'a ait şirket kaydı bulunup bulunmadığı ticaret sicilden sorulduktan sonra, alacaklının iddia ettiği gibi haciz yapılan adreste kataloğu bulunan "Bostan's" firması ile borçlu arasında bağlantı bulunup bulunmadığı araştırılmaksızın karar verilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte yazılı nedenlerle davalı alacaklı vekilinin süreye ilişkin temyiz itirazının reddine, (2) ve (3) ve (4) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davalı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün İİK'nin 366. ve 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesinin yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca İİK'nin 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine,
peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 25.09.2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy