MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: Katılma Alacağı
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı ... vekili, tarafların birlikte çalışarak evlilik birliği içinde davalı adına edinilen taşınmaz nedeniyle harca değer esas değer olarak 10.000,00 TL olarak belirtilerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile mal rejiminin tasfiye edilerek taşınmazın değerinin belirlenerek alacağın hesaplanmasını ve faizi ile birlikte alacağın davalıdan alınarak davacıya verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ... vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulü ile, taleple bağlı kalınarak 10.000,00 TL alacağın tahsiline karar verilmiştir. Hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir (6100 sayılı HMK m. 33). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, artık değere katılma alacağı isteğine ilişkin olup, mahkemenin kabulü de bu yöndedir.
Mal rejiminin devamı süresince, bir eşin sahip olduğu edinilmiş malda, diğer eşin artık değerin yarısı oranında katılma alacak hakkı vardır. Artık değere katılma alacağı; eklenecek değerlerden (TMK m. 229) ve denkleştirmeden (TMK m. 230) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere, eşin edinilmiş mallarının (TMK m. 219) toplam değerinden, bu mallara ilişkin borçlar çıktıktan sonra kalan artık değerin (TMK m. 231) yarısı üzerindeki diğer eşin alacak hakkıdır (TMK m. 236/1). Katılma alacağı Yasa'dan kaynaklanan bir hak olup, bu hakkı talep eden eşin gelirinin olmasına veya söz konusu mal varlığının edinilmesine, iyileştirilmesine ya da korunmasına katkıda bulunulmasına gerek yoktur.
Artık değere katılma alacak miktarı hesaplanırken, mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan malların, bu tarihteki durumlarına göre, ancak tasfiye tarihindeki sürüm (rayiç) değerleri esas alınır (TMK m. 227/1, 228/1, 232 ve 235/1). Yargıtay uygulamalarına göre, tasfiye tarihi karar tarihidir.
Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. Eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mallar onların paylı mülkiyetinde sayılır. Bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal olarak kabul edilir (TMK m. 222).
Yukarıdaki değer tespiti, belirleme ve hesaplamaların yapılabilmesi gerek görülürse konusunun uzmanı bilirkişi veya bilirkişilerden de yardım alınmalıdır.
Somut olaya gelince; eşler, 08.04.1995 tarihinde evlenmiş, 01.04.2010 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün, 06.04.2010 tarihinde kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir (TMK m. 225/son). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden 4721 sayılı TMK'nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (743 sayılı TKM m.170), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar ise, edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4722 sayılı yasanın m. 10, TMK m. 202/1). Tasfiyeye konu 374 ada 1 parsel 8 nolu bağımsız bölüm eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu 18.12.2007 tarihinde satın alınarak, davalı eş adına tescil edilmiştir. Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı bulunduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır. (TMK m. 179).
Hakim, tarafların talep sonucu ile bağlı olup, talepten fazlasına veya başka bir şeye karar veremez (HMK m. 26).
Yukarda açıklanan yasal düzenleme ve uygulamalara göre;
Tüm dosya kapsamı birlikte incelendiğinde davacı taraf, dava dilekçesi ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000,00 TL harca esas değer gösterilmek suretiyle dilekçede belirtilen taşınmaz nedeniyle faizi ile birlikte alacağın tahsiline karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, talep ve savunma kapsamında yeterli araştırma ve inceleme yapılmadan, Yargıyay ve tarafların denetimine elverişli bilirkişi raporu alınmadan; fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmasına karar verilmesine rağmen, davacının tasfiye sonucunda isteyebileceği miktar belirlenmeden sadece taleple bağlı kalınarak eksik araştırma ve yetersiz gerekçe ile karar verilmiştir.
Ayrıca davacının dava dilekçesinde alacağa faiz hükmedilmesine yönelik talebi olduğundan; mahkemece faize yönelik olumlu ya da olumsuz bir karar verilmesi gerekirken, bu husus da karar verilmemiş olması da usul ve yasaya aykırı olmuş, hükmün bu sebeple de bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarda gösterilen sebeplerle 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA; bozma nedenlerine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 05.06.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.