MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: Muhdesatın Tespiti
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı vekili, taraflar arasında görülen ortaklığın giderilmesi davasına konu edilen 9931 ada 9 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan binanın 5. katının vekil edeni tarafından yapıldığını ileri sürerek, vekil edenine ait olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, binanın muris tarafından yapıldığını açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 684/1.maddesi hükmüne göre, bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur. 718.maddeye göre de, arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyet kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere kalıcı yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer. Açıklanan bu ilke ve esaslara göre, kural olarak muhdesatın mülkiyetinin arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez.
Diğer yandan, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 19/II. maddesi, muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetine ve tapunun beyanlar sütununda gösterilmesine izin veren özel yasal düzenleme getirmiştir. Anılan kanun maddesinde, taşınmaz mal üzerinde malikinden başka bir kimseye veya paydaşlardan birine ait muhdesat mevcut ise bunun sahibi, cinsi, ihdas tarihi ve iktisap sebebi belirtilerek tutanağın ve kütüğün beyanlar hanesinde gösterilebileceği belirtilmiştir.
Kadastro Kanunu, kadastro bölge ve çalışma alanlarında üzerinde çalışma yapılan taşınmazlara uygulanan özel nitelikli bir kanundur. 33. maddesinde, kadastro Kanunu'nun uygulandığı alanların dışında da uygulanabilecek genel nitelikli maddelere yer verilmiştir. 19. madde, genel nitelikli maddeler arasında sayılmamıştır. Buna göre ancak, aynı kanunun 12/3. maddesi gereğince, on yıllık hak düşürücü süre içinde kadastrodan önceki nedenlere dayanılarak genel mahkemelerde açılan davalara 19. madde uygulanır ve iddianın kanıtlanması halinde muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyeti ile tapunun beyanlar hanesine tesciline karar verilebilir.
On yıllık süre kamu düzenine ilişkin olup, hak düşürücü niteliktedir ve olumsuz dava koşuludur. Hak düşürücü sürenin geçmesi, işin esasının incelenmesini önler. Hak düşürücü süre tüm def’i ve itirazlardan önce göz önünde bulundurulur. Yargılama bitinceye kadar hak düşürücü sürenin geçtiği taraflarca ileri sürülebileceği gibi, görevden ötürü hakim tarafından da kendiliğinden dikkate alınır.
Açıklanan hukuki olgular ışığında somut olaya gelince; davacı vekili tarafından, dava konusu 9931 ada 9 (yenisi 4835 ada 9) parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan binanın 5. katının vekil edeni tarafından yapıldığının ve vekil edenine ait olduğunun tespitine karar verilmesi talep edilmiştir. Dava konusu parsele ait tapu kaydının incelenmesinde; bahçeli 5 katlı kargir bina vasfı ile tarafların ortak mirasbırakanı adına kadastro yoluyla 30.9.1997 yılında tescil edildiği, mahallinde yapılan keşifte dinlenen tanık beyanlarından davaya konu binanın 30-35 yıl önce yapıldığının bildirildiği görülmüştür. Tapu kaydındaki taşınmazın vasfına ilişkin bilgiler, tanık beyanları gözönünde bulundurulduğunda, tespite konu 5. katın, 30.9.1997 tarihinde kesinleşen kadastro çalışmalarından önce yapılmış olduğu, temyize konu bu davanın ise 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3.maddesinde belirtilen on yıllık hak düşürücü sürenin kaçırılmasından sonra 7.4.2015 tarihinde açıldığı anlaşılmıştır.
O halde, Mahkemece davanın hak düşürücü sürenin geçmiş olması nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken işin esasına girilerek yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru değil ise de, ret kararı sonuç itibariyle doğru görüldüğünden, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle sonucu itibariyle doğru görülen mahkeme hükmünün ONANMASINA, taraflarca HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 29,20 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 6,70 TL'nin temyiz edenden alınmasına, 10.05.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy