MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı ... tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı, dava konusu taşınmazı 10 yıldan bu yana mesken edindiğini, taşınmaz üzerinde bulunan müştemilatın tamir ve tadili ile iskanı için müsaade edildiğini, taşınmaz üzerinde bulunan binanın kullanılır hale getirildiğini, yine üzüm kütükleri için demirden çardak yaptırdığını ve 60 adet de ağaç diktiğini bu nedenle tadilat ve tamir ile ağaçların bedelinin ve mülkiyetinin tespitini talep etmiştir.
Davalılardan ... davacının hukuki yararı olmadığından davanın reddini savunmuştur.
Diğer davalılar beyanda bulunmamışlardır.
Mahkemece; bozmadan önceki ilk kararda davanın kabulüyle dava konusu 173 parseldeki bilirkişilerin 07.02.2011 tarihli raporda belirttikleri tamir , onarım ve ilave işlerin davacı tarafından yapıldığı ve taşınmaz içerisindeki 63 adet meyve ağaçlarının davacı tarafından dikilerek yetiştirildiğinin tespitine şeklinde karar verilmesi üzerine; hüküm, davalılardan ... tarafından temyiz edilmiştir.
Yargıtay ....Hukuk Dairesinin 09.05.2013 tarih ve 2013/324esas ve 2013/8550 karar sayılı ilamıyla “ hukuki yararın dava şartı olduğu, davacının dayandığı ortaklığın giderilmesi dava dosyasında davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği bu kararın kesinleşip kesinleşmediğinin araştırılarak dava şartının varlığının duraksamaksızın belirlenmesi gerektiği” gerekçesiyle yerel Mahkemece verilen karar bozulmuştur.
Bozma üzerine Mahkemece; yeniden davanın kabulüne ve dava konusu 173 parseldeki bilirkişilerin 07.02.2011 tarihli raporda belirttikleri tamir, onarım ve ilave işlerin davacı tarafından yapıldığı ve taşınmaz içerisindeki 63 adet meyve ağaçlarının davacı tarafından dikilerek yetiştirildiğinin tespitine şeklinde karar verilmiştir. Hüküm, davalılardan ... vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
Dava; Taşınmaz üzerinde bulunan muhdesatların tespiti isteğine ilişkindir.
Bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur(4721 s.lı TMK 684/1 m). Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyet kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere kalıcı yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer (TMK 718 m). 22.12.1995 tarih ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı gibi Eşya Hukukunda, muhdesattan, bir arazi üzerinde kalıcı yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Muhdesat, şahsi bir hak olup(TMK 722, 724, 729 m.ler), sahibine arazi mülkiyetinden ayrı bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak bahşetmez. Taşınmaz üzerindeki kalıcı yapı, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez. Açıklanan bu ilke ve esaslara göre, kural olarak muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez.
Tespit davası, kendine özgü davalardan olup dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Bilindiği üzere, tespit davalarının görülebilmesi için güncel hukuki yararın bulunması(6100 s.lı HMK 106/2 m) ve dava sonuçlanıncaya kadar da güncelliğini kaybetmemesi gerekir. Tespit davaları eda davalarının öncüsüdür, bu nedenle eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde, tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmektedir. Hukuki yararının bulunması dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hakim tarafından da re'sen gözetilir. Hukuki yararın bulunmadığının tespiti halinde davanın, dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddine karar verilmelidir(HMK 114/1-h, 115 m.)
Öğretide ve Yargıtay'ın devamlılık gösteren uygulamalarında, taşınmaz hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davasının, kentsel dönüşüm uygulamasının ya da kamulaştırma işleminin bulunması gibi istisnai durumlarda muhdesatın tespiti davasının açılmasında güncel hukuki yararın bulunduğu kabul edilmektedir.
Somut olaya gelince; davanın açıldığı tarihte taraflar arasında görülmekte olan bir ortaklığın giderilmesi davasının mevcut olduğunu bu ortaklığın giderilmesi davasına dayanılarak açılan davanın bozma öncesinde Mahkemece kabulüne 22.04.2011 tarihinde karar verildiğini, kararın temyizi üzerine Yargıtay ..... Hukuk Dairesince yapılan incelemede taraflar arasında dava açıldığında mevcut olan ...Sulh Hukuk Mahkemesi 2009/287 esas sayılı Ortaklığın Giderilmesi davasında davanın açılmamış sayılmasına karar verildiğinin tespiti üzerine bu kararın kesinleşip kesinleşmediğinin araştırılarak dava şartının varlığının duraksamasız belirlenmesi gerektiği gerekçesiyle 09.05.2013 tarihinde Mahkemece verilen kararın bozulmasına karar verilmiştir. Bozma üzerine ilgili mahkemeye yazılan müzekkere üzerine kararın kesinleşmediği bildirilmişse de ...1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/961 esas sayılı iş bu dosyası karara bağlanmadan evvel ...Sulh Hukuk Mahkemesinden 2009/287 esas sayılı dosyada verilen kararın 12.06.2015 tarihinde kesinleştirildiği bildirilmiştir. Ancak davacı tarafından 30.01.2014 tarihli celsede ...Sulh Hukuk Mahkemesi 2011/587 esas ile 18.05.2011 tarihinde yeniden bir ortaklığın giderilmesi davası açıldığı bildirilmiş olup dava hala derdesttir. Bu durumda mevcut davada usul ekonomisi de göz önüne alınarak davacının ilk karar sonrası ve fakat bozma öncesinde açılan bu 2, ortaklığın giderilmesi davasıyla güncel hukuki yararının var olduğunun kabulü gerekmektedir. Buna göre ;
1)Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve mevcut deliller Mahkemece takdir edilerek karar verildiğine, takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, bir kısım davalılardan ... vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2) Davacının tamir ve tadilata yönelik iyileştirme bedeline ilişkin taleplerine gelince; bu tür taleplerin sebepsiz zenginleşme davasına konu edilebileceğini, ayrı bir muhdesat niteliğinde olmadığını, bu nedenle bağımsız muhdesat olarak değerlendirilemeyeceği gözetilmeden bu iyileştirme bedeli yönünden hukuki yarar yokluğundan davanın reddi gerekirken kabulü doğru olmamıştır.
3)Kabule göre de, dava konusu muhdesatların üzerinde bulunduğu taşınmaz, tarafların murisleri ..... adına tapuda kayıtlıdır. Davanın konusu (müddeabih) ise davalıların paylarına isabet eden muhdesat değeridir. (zemin bedeli hariç) Buna göre, yargılama sonucunda hüküm altına alınan nispi karar ve ilam harcından, aynı şekilde 6100 sayılı HMK'nun 326/2. madden uyarınca yargılama giderinden ve davacı yararına takdir edilen vekâlet ücretinden her bir davalının tapu payları oranında sorumlu tutulmaları gerekirken, tapu payları dikkate alınmaksızın müştereken ve müteselsilen davalılardan alınmasına karar verilmesi doğru olmamıştır.
SONUÇ: Yukarıda 2. ve 3. bentte açıklanan nedenlerle, 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca usul ve yasaya aykırı kararın BOZULMASINA, davalılardan ... vekilinin, sair temyiz itirazlarının yukarıda 1. bentte yazılı nedenlerle REDDİNE, taraflarca HUMK.nun 440/1. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 23.10.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy