MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu İptali Ve Tescil
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacılar, 1590 ada 16 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin ... kızı ... ve ... çocukları ..., ... ve ... adına yapıldığını, taşınmazın 60 yıldır mirasbırakanın ve ondan sonra kendilerinin malik sıfatıyla zilyetliğinde olduğunu ileri sürerek tapu kaydının iptali ile adlarına tesciline karar verilmesini istemişlerdir.
Davalı Hazine, tescil davalarının kayıt maliklerine karşı açılması gerektiğini belirterek pasif husumet yokluğundan davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, TMK'nin 713/2 maddesinde bulunan ölüm nedeninin Anayasa Mahkemesi'nin iptali kararından önce davacılar lehine mülkiyet hakkının kazanılmış olduğu gerekçesiyle, davanın kabulü ile 1590 ada 16 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile davacılar adına tesciline dair verilen karar, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu, tarla nitelikli 1590 ada 16 parsel sayılı taşınmazın 1/4'er paylarla ... kızı ... ve ... çocukları ..., ... ve ... adına kayıtlı olduğu, taşınmazın 16.04.1971 tarihinde yapılan kadastro tespitine göre davacılar murisi zilyetliğinde olan taşınmazın eski tapu kaydına istinaden ... kızı ... ve ... çocukları ..., ... ve ... adına tespit edildiği ve kadastro tespitinin 10.08.1971 tarihinde bu şekilde kesinleştiği, tespit maliklerinin kim olduğu tespit edilemediği, ölü mü sağ mı oldukları bilinmediği için haklarının korunması için Edirne 2.Sulh Hukuk Mahkemesinin 2014/262 Esas, 2015/194 Karar sayılı kararı ile defterdarın kayyım olarak atanarak davanın sonuçlandırıldığı anlaşılmaktadır.
Dava, TMK'nin 713/1 ve 2. fıkraları gereğince açılan mülkiyetin aktarılmasını ilişkin tapu iptal ve tescil davasıdır.
Kural olarak, tapulu bir taşınmazın veya tapuda kayıtlı bir payın kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün değildir. Ancak, kanunun açıkça izin verdiği ve düzenlediği ayrık durumlarda tapulu bir yerin veya tapuda kayıtlı bir payın koşulları oluştuğu takdirde kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün olabilir. Kanun'un açıkça izin verdiği hallerden biri de TMK'nin 713/2. maddesindeki düzenlemelerdir. Anılan maddede, "aynı koşullar altında, maliki tapu kütüğünden anlaşılmayan veya yirmi yıl önce ölmüş ya da hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının zilyedi de, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir" hükmüne yer verilmiştir.
Kanun'un açık hükmü dikkate alındığında tapu sicilinden malikin kim olduğunun anlaşılamaması hali; taşınmaz malın sahibinin kim olduğunun bilinmesine yarayacak, kimliğini ortaya koyacak gerekli bilgi ve belgelerin tapu sicilinden (kütüğünden) çıkarılmasının imkansız olmasıdır. (Yargıtay HGK'nin 10.04.1991 tarihli ve 1991/8-51 Esas, 194 Karar ve 15.04.2011 tarihli ve 2011/8-111 Esas, 2011/180 Karar sayılı ilamları). Genel olarak, gerekli dikkati gösteren herkesin kayıtlarda malikin kim olduğunu anlayamayacağı hallerde tapu sicilinde yazılı olan malikin bilinmediğinin kabulü gerekir. Ayrıca "tapu kütüğünde malik sütununun boş bırakılması, silinmesi ve yeniden yazılmaması, soyut ve nam-ı mevhum adına (mevcut olmayan hayali kişi) yazılması, hiç yaşamamış ve kaydının herhangi bir yerde bulunmamış olması, malik adının müphem, yetersiz ve soyut gösterilmiş olması gibi durumlarda malikin kim olduğunun anlaşılamadığı kabul edilir. Başka bir anlatımla, tapu kütüğünden kim olduğu anlaşılamayan malik, tanınmayan, hatırlanmayan, adresi tespit edilemeyen, kendilerine tebligat yapılamayan, mirasçıları belirlenemeyen, uzun yıllar önce ölmüş ya da taşınmış bir şahıs değildir.
TMK'nin 713/2 fıkrasında yer alan ölüm hukuki sebebine gelince; TMK'nin 713/2. maddesinin 2.fıkrasında yer alan “…ölmüş…” sözcüğünün, Anayasa Mahkemesinin 17.03.2011 tarihli ve 2009/58 Esas, 2011/52 Karar sayılı kararıyla iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmişse de; Anayasasının 153/5. fıkrasında “iptal kararlarının geriye yürüyemeyeceği” açıklanmıştır. Nitekim Anayasa Mahkemesi de, 12.12.1989 tarihli ve 1989/11 Esas, 1989/48 Karar sayılı kararında iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralını kabul etmek suretiyle, hukuksal ve nesnel alanda sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadar ki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bu açıklamalar ışığında; TMK'nin 713/1 ve 2. fıkralarına dayalı olarak açılan tapu iptal ve tescil davalarında, koşullarına uygun olarak 20 yıllık zilyetlik süresinin tamamlandığı anda mülkiyetin kazanıldığının ve zilyet lehine kazanılmış (müktesep) hak doğduğunun kabulü gerekmektedir. Şu halde, Anayasa Mahkemesince yürürlüğün durdurulması kararının verildiği 17.03.2011 tarihi ya da davanın açıldığı tarihten hangisi önce ise, o tarihe kadar kazanma koşulları tamamlanmışsa, tapunun iptaliyle zilyet adına tesciline karar verilmesi gerekmektedir. Bu gibi hak sahiplerinin 17.03.2011 tarihinden önce veya sonra dava açmalarının bir önemi bulunmamaktadır.
Ancak, tapu iptali davalarında, davanın, kayıt malikine, kayıt maliki ölmüşse mirasçılarına yöneltilmesi gereklidir. Ayrıca, kural olarak TMK'nin 713/2.maddesine dayalı olarak açılan davalarda kayyımın yeri bulunmamaktadır. Başka bir anlatımla, kayıt malikine kayyım tayin edilerek bu tür davaların yürütülmesi mümkün değildir. Kayıt malikinin mirasçılarının bilinmesi halinde davaya dahil edilerek mirasçılar aleyhine yargılamaya devam edilmesi, aksi halde gerek tapu sicilinin tutulmasından sorumlu olması ve gerekse TMK.nin 501.maddesi hükmü uyarınca son mirasçı sıfatıyla Hazine aleyhine yargılamaya devam edilerek hüküm kurulması gereklidir.
Bu nedenlerle, öncelikle kayıt maliklerinin hasımlı veraset belgelerinin (hasım Hazine olacak) alınması için davacı tarafa süre ve imkan tanınması, malikin veraset belgeleri alındığında ve mirasçılarının da olduğu anlaşıldığı takdirde davanın mirasçılarına yöneltilmesi, bu şekilde taraf teşkilinin sağlanması, hiç mirasçı bırakmadan ölmüş ise bu durumda TMK'nin 501. maddesinin göz önünde tutulması gerekmektedir.
Buradan da anlaşılacağı üzere; TMK’nin 713/2. maddesinde yazılı üç hal birbirinden ayrı birer dava sebebi olup, her birinin taraf teşkili, toplanacak deliller ve ispat koşulları birbirinden farklıdır.
Somut olaya gelince, davacılar, 31.01.2014 havale tarihli dava dilekçeleri ile tapu kayıt maliklerinin adları belirtilerek taşınmazın 60 yıldır mirasbırakanları ve onlardan da intikal ederek kendilerinin zilyetliklerinde olduklarını belirterek tapu iptal ve tescil isteğinde bulunmuş iseler de, Mahkemece, davacıların TMK'nin 713/2 fıkrasında yazılı hangi hukuksal nedene dayalı olarak davalarını ikame ettikleri açıklattırılmamış, gerekçeden ölüm hukuksal nedenine dayalı olarak sonuca gidilerek nihai kararın verildiği anlaşılmıştır.
Buna göre, davacılara, TMK'nin 713/2 maddesinde yazılı hukuksal nedenlerden hangisine dayandığının sorularak dava dilekçesinin açıklattırılması, belirlenen hukuki sebebe göre taraf delilleri toplanıp, yukarıda yazılı ilkeler de gözetilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken dayanılan hukuki sebep belirlenmeden karar verilmesi doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda yazılı nedenlerle davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulüyle, hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 03/12/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy