MAHKEMESİ:İcra Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: İstihkak
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı üçüncü kişi vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı üçüncü kişi vekili, 18.05.2009 tarihinde haczedilen menkullerin müvekkiline ait olduğunu, müvekkili ile davalı borçlunun aynı yayın grubuna ait olan şirketler olduğunu, her iki şirketin de dahil olduğu yayın grubuna TMSF tarafından 25.05.2004 ve 18.09.2008 tarihinde el konulduğunu, tüm mal varlıklarının hacizli olduğunu, mahcuzların ayrıca vergi daireleri tarafından da 01.09.2004 – 02.12.2005 tarihleri arasında haczedildiğini, dava konusu dekoderlerin 50.000 adedinin... Finansal Kiralama A.Ş. ile İktisat Finansal Kiralama A.Ş'ye ait olduğunu belirterek, istihkak iddiasının kabulü ile haczin kaldırılmasını dava ve talep etmiştir.
Davalı alacaklı vekili, haciz adresinin müvekkili tarafından borçluya kiralanan ve borçlunun mallarının bulunduğu yer olduğunu, 97/a maddesindeki mülkiyet karinesinin müvekkili lehine olduğunu, davanın süresinde açılmadığını belirterek, davanın reddi ile kötüniyet tazminatın karar verilmesini talep etmiştir.
İhbar olunan TMSF vekili ihbarı kabul etmediklerini finansal kiralama şirketlerine davanın ihbar edilmesi gerektiğini belirtmiştir.
Mahkemece, istihkak davasının kabulüne karar verilmiş ve bu karar, Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 2011/9609 Esas, 2011/13000 K. sayılı kararıyla, “...davacı 3. kişi şirketin haciz adresini takip borçlusu ile birlikte kullanması, aynı yayın grubuna dahil şirketler olarak davacı, davalı borçlu ve ihbar olunan finansal kiralama şirketleri hakkında takip ve hacizden önce ticari ve iktisadi bütünlük kararı verilmiş olması nedeniyle davacı 3. kişi şirketin aynı zamanda borçlu sıfatını alıp almadığı, borçlu olarak kabülü halinde ise istihkak davasında davacı sıfatının olup olmayacağı tartışılarak sonucuna göre karar verilmesi” gerektiğinden bahisle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonunda verilen ikinci karar ile “...TMSF vekilinin cevap dilekçelerinde bildirdiği üzere, şirketlerin bağımsız tüzel kişiliklere sahip olduğu, buna göre, bozma ilamında sözü edilen üçüncü kişi şirketin aynı zamanda borçlu sıfatı alabileceğine ilişkin görüşe katılmanın olanaklı olmadığı, haczin doğrudan doğruya borçlunun depo olarak kiraladığı işyerinde yapıldığı, mahcuz malların davacı yana ait olup keza daha önce TMSF tarafından da haczedilen mallar olup olmadığının kesin olarak tespit edilemediği, şirketler arasındaki aynı yayın grubuna bağlı olarak yürütülen faaliyetin aynı zamanda şirketler arasındaki organik bağı da doğurduğu, ayrıca TMSF vekili tarafından mahcuzların doğrudan doğruya davacıya ait olarak haczedildiğinin beyan ve iddia edilmediği, dolayısıyla mahcuz malların borçlu elinde ve adresinde haczedildiği, İİK'nin 97/a maddesindeki karinenin borçlu dolayısıyla alacaklı lehine olduğu, bunun aksinin davacı yanca kesin ve inandırıcı delillerle kanıtlanamadığı..,” gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiş, bu karar Dairemizin, 15.12.2014 Tarihli 2013/11419 Esas, 2014/22335 Karar sayılı kararı ile Mahkemece, bozma ilamına uyulmasına rağmen bozmanın gereklerinin yerine getirilmediği, aynı yayın grubuna dahil şirketler olarak davacı, davalı borçlu ve ihbar olunan finansal kiralama şirketleri hakkında takip ve hacizden önce verilen ticari ve iktisadi bütünlük kararının anılan tarafların dosyadaki sıfatlarını etkileyip etkilemeyeceğine yönelik inceleme ve araştırmanın Mahkemece yapılmadığı, ayrıca bozma kararında genel olarak bozma sebebi olarak taraf şirketlerinin iktisadi ve ticari bütünlük içindeki konumlarının belirlenip bu belirleme neticesinde davacının borçlu sıfatını alıp almayacağının tartışılması olarak gösterildiği halde, bozma ilamından sonra mahcuz malların mülkiyetinin hangi tarafa ait olacağına ilişkin dosyaya yeni delil sunulmamış olmasına rağmen uyulan bozma kararına aykırı olarak yazılı gerekçelerle bu sefer davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçeleri ile bozulmuştur.
Bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde, Mahkemece davacı ...Filmcilik Ve Yapımcılık A.Ş. borçlu ...Radyo Televizyon Yayıncılık A.Ş. ve ...nin iktisadi bütünlük içerisinde yer aldıkları, bu nedenle davacı üçüncü kişi şirketin aynı zamanda borçlu olarak kabulü gerektiği, bu haliyle istihkak davasında davacı sıfatı olamayacağı gerekçesiyle istihkak davasının reddine, şartları oluşmadığından tazminat tayinine yer olmadığına karar verilmiş, karar, davacı üçüncü kişi vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1. Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller Mahkemece takdir edilerek karar verildiğine, takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre davacı vekilinin aşağıdaki bendin dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Davacı vekilinin yargılama giderlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; Mahkemece davacının borçlu şirketin ticari ve iktisadi bütünlüğü içinde yer aldığı, bu durumda davacının aynı zamanda borçlu olduğunun kabulü gerektiği, bu nedenle istihkak davasında davacı sıfatının olmadığı gerekçesi ile davanın usulden reddine karar verildiğinden, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 7/2. maddesi gereğince, kendisini vekille temsil ettiren davalı alacaklı yararına, maktu vekalet ücreti takdiri gerekirken, nispi vekalet ücreti takdiri usul ve yasaya aykırı olmakla beraber bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden kararın 6100 sayılı HMK’nin ek geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK’un 438/7. maddesi uyarınca hükmün düzeltilerek onanması uygun görülmüştür.
SONUÇ: Yukarıda (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin yargılama giderlerine yönelik temyiz itirazlarının kabulüne ve kararın 3. hüküm fıkrasınındaki “ ..,nispi vekalet ücreti olan 8.695,00TL'nin..,” ibaresinin çıkarılarak yerine “...600,00 TL maktu vekalet ücretinin...” ibaresinin yazılmasına, hükmün 1086 sayılı HUMK'un 438/son maddesi uyarınca düzeltilen bu şekli ile ONANMASINA, (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının REDDİNE, taraflarca İİK'nin 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine,
peşin harcın istek halinde temyiz eden davacı üçüncü kişiye iadesine, 04.03.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy