MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup, hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davalı ... vekili, duruşmasız olarak davacı ... vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 04.04.2017 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden ... bizzat ve vekili Avukat ... geldiler. Karşı taraftan ... bizzat ve vekili Avukat ... geldiler. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı vekili, taraflar arasında görülen ortaklığın giderilmesi davasına konu 145 ada 22 parsel sayılı taşınmazın üzerinde bulunan zemin +4 normal kat ve bir çatı kat ile bodrum katın ince işlerinden oluşan muhdesatın vekil edeni tarafından yapıldığını açıklayarak, vekil edeni tarafından meydana getirildiğinin tespitine karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, davaya konu muhdesatın davalının yurt dışında çalışarak kazandığı paralar ile yapıldığını açıklayarak, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece davanın kabulü ile dava konusu 145 ada 22 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan ve fen bilirkişinin 22.11.2013 tarihli raporunda belirlenen zemin + 4 normal kat ve 1 çatı katının mülkiyetinin davacıya ait olduğunun tespitine, ayrıca söz konusu raporda belirlenen bodrum katın ince inşaat işlerinin davacı tarafça yapıldığı hususunun tespitine karar verilmesi üzerine; hüküm, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, 145 ada 22 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan muhdesatın tespiti istemine ilişkindir.
Bilindiği üzere 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 684.maddesi hükmünde, bir şeye malik olan kimsenin, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olacağı, bütünleyici parçanın, yerel adetlere göre asıl şeyin temel unsuru olan ve o şey yok edilmedikçe, zarara uğratılmadıkça veya yapısı değiştirilmedikçe ondan ayrılmasına olanak bulunmayan parça olduğu, aynı Kanun'un 718. maddesi hükmünde de, arazi üzerindeki mülkiyetin, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsayacağı, bu mülkiyetin kapsamına yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynakların da gireceği açıklanmıştır. Bu hükümler karşısında taşınmaz üzerinde bulunan ve bütünleyici parça niteliğindeki bina, ağaç gibi muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemeyeceğinden kural olarak ve aksine bir kanun hükmü bulunmadıkça muhdesatların mülkiyetinin tespiti dava edilemez ve mahkemelerce de anılan kanun hükümleri gözardı edilerek mülkiyet tespitine karar verilemez. Böyle bir durumda "Çoğun içinde az da vardır" kuralı gereği ve davacının istemi içinde muhdesatın davacı tarafça meydana getirildiğinin tespiti isteminin bulunduğu gözetilerek davanın buna göre muhdesatın aidiyetinin tespiti olarak görülüp sonuçlandırılması gereklidir.
Açıklanan ilke ve esaslara göre, Mahkemece dava konusu taşınmaz üzerinde bulunan ve 22.11.2013 tarihli bilirkişi raporunda belirlenen zemin +4 normal kat ve 1 çatı katının mülkiyetinin davacıya ait olduğunun tespitine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Bundan ayrı, dosya kapsamı ve toplanan delillerden dava konusu taşınmazın satın alındığı tarihte taşınmaz üzerinde bodrum katın kaba inşaatının mevcut olduğu, davacı tarafından ince işlerinin tamamlandığı ve bodrum kata yapılan ince işlerin tespitine karar verilmesinin de talep konusu yapıldığı anlaşılmıştır. Duraksamadan belirtmek gerekir ki; taşınmaz üzerinde daha önce mevcut bulunan bir muhtesata yeni bölümler ilave edilmesi veya mevcut muhtesatın bakım ve onaranının yaptırılması bağımsız bir muhtesat meydana getirme niteliğinde olmayıp mevcut muhtesatın daha kullanılır hale gelmesini, bir başka deyişle muhtesattan sağlanacak faydanın artmasını sağlayan işlerdir. Mevcut muhtesata yeni bölümler ilave edilmesi veya mevcut muhtesatın bakım ve onarımının yaptırılması muhtesatın bu işleri yapan kişiye ait olması sonucunu doğurmaz. Bu tür işlerin yapılması için harcanan giderler muhtesatın değerini artıran faydalı ve zorunlu giderlerdendir. İyileştirici nitelikteki bu giderleri tek başına karşılayan taşınmaz malik ya da maliklarinin koşullarının varlığı halinde bu giderlerden paylarına düşen kısmını B.K. 61 ve onu izleyen maddeleri hükmüne ve sebepsiz zenginleşme kurallarına göre açacağı eda nitelikli bir alacak davası ile taşınmazın diğer maliklerinden isteyebileceği kuşkusuzdur. İyileştirme giderlerini yapan taşınmaz malik ya da maliklerinin taşınmazın ortaklığının giderilerek satılması ve muhtesattan yararlanmalarının son bulması ile istenebilir hale gelecek bu giderler için eda nitelikli alacak davası açma hakkı mevcut iken, önceden açacağı bir dava ile iyileştirme giderlerinin tespitini istemekte hukuki yararı bulunduğundan da sözedilemez.
Hal böyle olunca, davacı tarafından bodrum katın ince işlerine yönelik tespit isteminin reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, davacılar vekilinin vekalet ücretine yönelik temyiz itirazlarının bozma nedenine göre şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflarca HUMK'nun 440/1 maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz eden davacı ve davalıya ayrı ayrı iadesine, 25.09.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.