MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: Tapu İptali ve Tescil
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, tapu iptal ve tescil talebinin reddine, alacak talebinin kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı vekili, vekil edeninin, davaya konu 42668 ada 1 parselde kayıtlı taşınmazın 120 m2'sini, 1991 yılında haricen satın aldığını, ancak davalının tapu devrini yapmadığını açıklayarak, 42668 ada 1 parselde kayıtlı taşınmazın tapu kaydının iptali ile vekil edeni adına tesciline, olmadığı takdirde dava konusu yerin dava tarihindeki piyasa rayiç bedelinden şimdilik 20.000 TL'nin faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, dava konusu taşınmazın hiçbir şekilde satışının yapılmadığını, davacının işgalci olarak bina yaptığını, harici satışın geçerli olmadığını, vekil edenin davacıdan satış bedeli almadığını, talebin zamanaşımına uğradığını beyanla davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece davanın reddine ilişkin olarak verilen kararın; “Davacı vekilinin, terditli olarak istekte bulunduğu ve satış bedelinin iadesini istediği, Mahkemece yazılı bir belge ibraz edilmediğinden satış bedeline ilişkin davanın reddine karar verilmiş ise de verilen kararın dosya kapsamı ile örtüşmediği, davalı ...'ın, Buca Belediye Başkanlığı'na verdiği 26.06.1995 havale tarihli dilekçesinde, 42668 ada 1 parseli ...’ye sattığını, arsa ile ilgisinin kalmadığını, hakkında çıkarılan yıkım kararının durdurulmasını, halen ipotekli olduğundan tapuda devir yapamadığını bildirerek gereğinin yapılmasını istediği, davalının aşamalarda belge altındaki imzanın kendisine ait olmadığı yönünde bir açıklama da yapmadığı, anılan bu belgenin 6100 sayılı HMK'nun 202 (HUMK'nun 292/2.) maddesinde yazılı delil başlangıcı niteliğinde olduğu, bu belgeyle dava konusu paranın harici satış nedeniyle davalıya verildiğini tamamen kanıtlanmamakla birlikte taraflar arasında satış bedelinin ödendiğinin anlaşıldığı, hal böyle olunca, aynı maddenin 1. fıkrası hükmü uyarınca senetle kanıtlanması gereken bu hususun yazılı delil başlangıcının bulunması durumunda tanık ile kanıtlanmasının mümkün olduğu, Mahkemece imzası davalı tarafça inkâr edilmeyen bu belgenin aslının Buca Belediye Başkanlığı'ndan istenilerek delil başlangıcı olarak değerlendirilip, değerlendirilemeyeceği üzerinde durulmadığı, öte yandan; davacı dava dilekçesinde “...her türlü ...” kanıt demekle yemin deliline de dayandığının kabulü gerektiği, davacının iddiasını ispat bakımından yemin deliline de dayandığı anlaşıldığına göre, öncelikle davacı tarafa yemin teklif hakkını kullanmak isteyip istemediğinin sorulması, kullanmak istediği takdirde usulüne uygun bir biçimde davalının HUMK'nun 337 (HMK'nun 227.m. vd) maddesi gereğince davet edilmesi ve HMK'nun yemine ilişkin hükümleri dikkate alınarak usulüne uygun bir biçimde yemin teklifini kabul ettiği taktirde davalının yeminli beyanının alınması ve elde edilecek sonuca göre tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir karar verilmesi gerekirken Mahkemece bu gerekliliğe uyulmadan yasal ve yerinde olmayan gerekçelerle davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiştir” gerekçesi ile Yargıtay 8.Hukuk Dairesi'nin 25.3.2014 tarih ve 2013/24005 E., 2014/5231 K. sayılı ilamı ile BOZULMASI üzerine Mahkemece yeniden yapılan yargılama sonucunda, tapu iptal ve tescil isteminin reddine, alacak isteminin kabulü ile taleple bağlı kalınarak 20.000,00 TL nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenesine dair verilen karar, davalı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
Dava; tapuda kayıtlı taşınmazın tapu dışı yolla satın alınması nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde satış bedelinin iadesi isteğine ilişkindir.
Mahkemece, bozma ilamına uyulduğu halde gerekleri yerine getirilmemiştir.
Bilindiği üzere; tapulu taşınmazların satışı TMK'nun 706, BK'nun 213 (6098 sayılı TBK'nun 237.), 2644 sayılı Tapu Kanunu'nun 26 ve Noterlik Kanunu'nun 60 ve 89. maddeleri gereğince, resmi şekilde yapılmadıkça hukuken geçerli bir sonuç doğurmaz ve satın alana herhangi bir mülkiyet hakkı bahşetmez. Davacı, iptal ve tescile ilişkin isteğinin kabul edilmemesi halinde ödediği bedel yönünden tazminat talebinde bulunmuştur. Harici satışın hüküm ifade etmemesi durumunda taraflar verdiklerini geri alabilirler. 10.07.1940 tarih 1939/2 Esas ve 1940/77 Karar sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararına göre “Haricen yapılan (tapu memuru huzurunda yapılmayan) taşınmaz mal satışından dönüldüğünde, satış bedelini geri vermeyen taraf, parası geri verilinceye kadar yararlandığı ürünleri ödemek ve ecrimisil vermekle yükümlü değildir.” Şu halde Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararına göre geçersiz sözleşmelerde, akdin geçersizliği sebebiyle her iki taraf verdiğini geri alabilir.
Geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerlerin eksiksiz iadesi, denkleştirici adalet düşüncesine dayanır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri vermek zorunda olduğunu ve eski hale getirmede mal varlığında artış olan tarafın yükümlülüğünün bulunduğunu ifade eder. Ülkemizde yaşanan ve uzun yıllar boyu yüksek oranlarda seyreden enflasyon nedeni ile belli bir miktar paranın verildiği tarihteki alım gücü ile aynı miktar paranın aradan geçen zamana bağlı olarak iade günündeki alım gücünün farklı ve çok daha az olduğu bir gerçektir. Hukuken geçersiz sözleşmeler tasfiye edilirken, denkleştirici adalet kuralı gözardı edilmemelidir.
Ayrıca, TMK'nun 4. maddesinde, “Kanunun takdir yetkisi tanıdığı veya durumun gereklerini ya da haklı sebepleri göz önünde tutmayı emrettiği konularda hakim, hukuka ve hakkaniyete göre karar verir”, TBK'nun 50. maddesinde ise; “Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hakim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler” düzenlemeleri mevcuttur.
Somut olaya gelince; Mahkemece, yapılması gereken iş, Dairenin 25.3.2014 tarih ve 2013/24005 E., 2014/5231 K. sayılı bozma ilamı içeriği ve TMK'nun 4. ve TBK'nun 50. maddesindeki düzenlemeler gözönünde bulundurularak toplanmış ve toplanacak delillere göre, satış tarihindeki satış bedelinin belirlenmesi ve bu belirleme yapıldıktan sonra, yine toplanmış ve toplanacak delillere göre ve Denkleştirici Adalet İlkesi çerçevesinde, 10.07.1940 tarih ve 1939/2 , 1940/77 ve 07.06.1939 tarih, 1936/31 Esas, 1939/47 Karar sayılı YİBK kararlarının kapsamları ve TEFE-ÜFE endeksleri, altın-döviz kurlarındaki artışlar, memur ve işçi ücretlerindeki artışlar gözetilerek dava tarihine kadar ulaştığı değerin saptanması, bu konuda uzman bilirkişilerden bir hukukçu, bir serbest muhasebeci ya da mali müşavir ve bir bankacıdan rapor alınması, oluşacak duruma göre bir karar verilmesidir.
Mahkemece tüm bu hususlar göz ardı edilerek, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet bulunmamaktadır.
SONUÇ: Davalı vekilinin, temyiz itirazları yukarıda açıklanan nedenle yerinde olduğundan kabulüyle, usul ve yasaya uygun bulunmayan hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 19.9.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.