MAHKEMESİ: ... Bölge Adliye Mahkemesi ... Hukuk Dairesi
DAVA TÜRÜ: İcra Takibine İtirazın Kaldırılması
İLK DERECE
MAHKEMESİ: ... İcra Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda ... 2. İcra Hukuk Mahkemesi hükmüne karşı, davalılar vekili ve davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması sonunda ... Bölge Adliye Mahkemesi 35. Hukuk Dairesi'nce istinaf başvurusunun usulden reddine karar verilmiş, bu kez davalılar vekili ve davacı vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyizi üzerine Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı alacaklı 01.01.2014 başlangıç tarihli yazılı kira akdine dayanarak 03/08/2015 tarihinde başlattığı icra takibi ile 2014 yılı kira döneminden bakiye kira alacağı ile 2015 yılı kira dönemi kira alacağı toplam 88.000,00 TL’nin tahsilini talep etmiştir. Davalı borçlular vekili 11.08.2015 tarihli itiraz dilekçesi ile, öncelikle müvekkilinin adresinin ... olup, ... adliyesi yargı çevresinde bulunmakta olduğunu, söz konusu takipte yetkili icra müdürlüğünün ... İcra Müdürlüğü olduğunu, bu nedenle yetkiye itiraz ettiklerini, yine ... İcra Müdürlüğünün 2015/19646 esas sayılı dosyasında da tarafları aynı olan ve aynı borç iddiası ile takip başlatıldığını, taraflarınca da itiraz edildiğini, bu nedenle derdestlik itirazında bulunduklarını, müvekkillerinin takip alacaklısına herhangi bir borcu bulunmadığını bildirerek takibe, borcun tamamına, faize ve ferilerine itiraz etmiştir. Ödeme emrine davalı borçlular vekili tarafından itiraz edilmesi üzerine, davacı alacaklı icra mahkemesine başvurarak itirazın kaldırılması isteminde bulunmuştur.
İlk Derece Mahkemesince, takibe konu edilen taraflar arasındaki kira sözleşmesine ve sözleşme altındaki imzaya itirazın olmadığı, itirazın borca, yetkiye ve derdestlik itirazı şeklinde olduğu, bilirkişi raporuna göre davalı kiracıların davacı alacaklıya 66.000,00 TL borçlarının bulunduğu, davalılarca takip hukuku bakımından geçerli bir ödeme belgesi sunulmadığı anlaşıldığından davanın kısmen kabulüne, takibin 66.000,00 TL üzerinden devamına karar verilmiş, bu karara karşı davalılar vekili ve davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, davacının tefhimle başlayan yasal 10 günlük istinaf süresi içinde vermiş olduğu istinaf dilekçesinde istinaf sebep ve gerekçelerini yazmadığı, davalının da tefhimle başlayan yasal 10 günlük istinaf süresi içinde vermiş olduğu istinaf dilekçesinde istinaf sebep ve gerekçelerini yazmadığı, istinaf yoluna başvuru dilekçesinde yasal istinaf süresi içinde HMK 342/2-e maddesi gereğince başvuru sebeplerinin ve gerekçesinin gösterilmesi gerektiği, istinaf yoluna başvuran davacı ve davalı dilekçesinde sebep ve gerekçe gösterilmediğinden, HMK 352 maddesi gereğince, istinaf başvurusunun usulden reddine karar verilmiş, karar davacı vekili ve davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kira alacağının tahsili için başlatılan takibe itirazın kaldırılması istemine ilişkindir.
1- Mahkemenin 06.12.2016 tarihli kısa kararında istinaf süresinin “...tebliğden veya tefhimden itibaren 10 gün içinde İstinaf başvuru yolu açık olmak üzere taraf vekillerinin yüzüne karşı” karar verilmesinden itibaren başlayacağı bildirilmiştir.
Mahkemece, taraflara tefhim edilen kısa kararda (hüküm özeti) hükmün tüm unsurları yer almakla birlikte kararın gerekçesinin tefhim edilememesi halinde temyiz süresi gerekçeli kararın tebliğinden itibaren başlar. Ancak, hüküm tüm unsurları ve gerekçesi ile birlikte tefhim edilmiş ise artık hükmün HMK’nin 321/2. maddesine göre usulüne uygun ve eksiksiz bir biçimde tefhim edildiği kabul edilir ve temyiz süresi tefhim tarihinden itibaren başlar.
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu‘nun 363 ve 364. maddelerinde yer alan ve temyiz süresinin başlangıcına esas alınan tefhim kavramının "Hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte açıklandığı hal" olarak anlaşılması zorunludur.
Bu açıklamalar doğrultusunda 29/11/2016 tarihinde hükmün tüm unsurları ve gerekçesi ile birlikte tefhim edilmemesi nedeniyle, temyiz süresinin tebliğden itibaren başladığının kabulü gerekir. Ayrıca davalılar vekilince 06.12.2016 tarihinde, davacı vekilince ise 08.12.2016 tarihinde olmak üzere süresinde süre tutum dilekçesi verilmiştir. Akabinde gerekçeli karar hem davalı, hem de davacı taraf vekillerine tebliğ edilmiş ve her iki tarafça da süresinde gerekçeli istinaf dilekçesi verilerek gerekçeli istinaf sebepleri bildirilmiştir.
Bu açıklamalar doğrultusunda, icra mahkemesince verilen kararın davalılar vekiline ve davacı vekiline 29/11/2016 tarihli duruşmada tefhim edildiği, davalılar vekili ve davacı vekilinin İİK’nın 363. maddesi uyarınca süresi içinde, 25/01/2017 günü, HMK’nın 342/3. maddesine uygun olacak şekilde istinaf dilekçesini verdikleri, icra mahkemesi gerekçeli kararının tebliği üzerine istinaf istemini içeren gerekçeli dilekçelerini süresinde sundukları görüldüğünden, Bölge Adliye Mahkemesince davacının gerekçeli istinaf isteminin esastan incelenerek karar verilmesi gerekirken HMK’nın 353/2. maddesi gereği usulden reddine karar verilmesi isabetsizdir.
2- HMK'nin 294/3. maddesi gereğince hükmün tefhimi, her halde hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. Anılan Kanun'un 297/2. maddesine göre hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.
Diğer taraftan, HMK'nin 298/2. maddesinde de; gerekçeli kararın tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamayacağı düzenlenmiştir. Esasen kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak da yoktur. Kısa kararla gerekçeli kararın birbirinden farklı olması, yargılamanın aleniyeti ve kararların alenen tefhim olunmasına ilişkin Anayasa'nın 141.maddesi ile HMK'nin yukarıda değinilen emredici nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca bu husus kamu düzeni ile ilgili olup, re'sen gözetilmesi yasa ile hakime yüklenmiş bir görevdir.
Somut olayda; davalılar vekili tarafından istinaf isteminde bulunulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından gerekçe kısmında “Davalının tefhimle başlayan yasal 10 günlük istinaf süresi içinde vermiş olduğu istinaf dilekçesinde istinaf sebep ve gerekçelerini yazmadığı, ...istinaf yoluna başvuran davacı ve davalı dilekçesinde sebep ve gerekçe gösterilmediğinden istinaf başvurusunun usulden reddinin gerektiği” kabul edilmesine rağmen, hüküm fıkrasında davalılar vekilinin istinaf itirazları hakkında herhangi bir hüküm kurulmaması gerekçeli karar ile hükmün çelişkili olmasına sebep olmuştur.
Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Mahkemece verilen kararın gerekçesi ile hüküm arasında çelişki bulunduğundan HMK'nin 298/2.maddesi gereğince hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: ... Bölge Adliye Mahkemesi 35. Hukuk Dairesi'nin 11.04.2017 tarih ve 2017/571 E. - 2017/577 K. sayılı kararının yukarıda (1) ve (2) nolu bentlerde yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nin 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nin 373/2. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 26/09/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy