MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın usulden redddine kararı verilmiş olup hükmün davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı; 181 ada 60 parsel üzerindeki muhdesatların davacıya ait olduğunun tespitini talep etmiştir.
Davalı; keşifte verdiği beyanında dava konusu yerin fiilen taksim edildiğini, davacının bu taksimi ihlal ettiğini bu nedenle davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; kararın gerekçe kısmında, “ ....kadastro tutanaklarının kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçmekle kadastrodan önceki hukuki nedenlere dayanılarak dava açılamayacağını, kadastro tutanağının 22.03.2000 tarihinde kesinleştiğini, 10 yıllık dava açma süresinin 22.03.2010 tarihinde sona erdiğini...davanın hak düşürücü süre sebebiyle reddi gerektiğini" yine “...kural olarak öğreti ve uygulamada eda davası açılabilecek hallerde tespit davası açmakta hukuki yarar olmadığını, hukuki yararın dava koşulu olduğu, davacının muhdesatların bedelini tespit ettirerek TBK gereği sebepsiz zenginleşme kuralına göre ilerde açılacak eda nitelikli alacak davası ile isteme hakkına sahipken taşınmaz üzerindeki muhdesatların mülkiyetini iddia etmekte hukuki yararı yoktur...” demekle davanın usulden reddine karar vermiş olup hüküm kısmında davanın usulden red sebebini HMK md 114/1-i ye dayandırmak suretiyle kesin hüküm varlığından usulden red şeklinde kurmuştur. Mahkeme 06.06.2014 tarihinde Tashih Şerhi konulmakla hükmün, esas olarak gerekçede belirtilen “hukuki yarar yokluğundan usulden reddi” gerekirken maddi hata nedeniyle hüküm kısmında “ HMK md 114/1-i kesin hüküm nedeniyle usulden reddine” karar verildiğini bu nedenle hükmün “hukuki yarar yokluğundan reddine” şeklinde tashihine karar verilmiştir. Hüküm , davacı tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
Dava; muhdesat tespitine ilişkindir.
Mahkemece 6100 sayılı HMK md 114/1-i uyarınca kesin hüküm nedeniyle dava usulden reddedilmişse de somut olayda taraflar arasında daha önceden görülmüş bir Tapu İptal Tescil davası mevcut olup bu dosyada muhdesatlar yönünden bir karar verilmemiş olup hak düşürücü süre yönünden davanın reddine karar verilmiş ve karar kesinleşmiştir. Kesin hüküm konusu davada muhdesatlar dava konusu edilmediğine göre, bu davada kesin hüküm sözkonusu değildir.
Ayrıca; bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur (4721 s.lı TMK 684/1 m). Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyet kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere kalıcı yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer(TMK 718 m). 22.12.1995 tarih ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı gibi Eşya Hukukunda, muhdesattan, bir arazi üzerinde kalıcı yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Muhdesat, şahsi bir hak olup(TMK 722, 724, 729 m.ler), sahibine arazi mülkiyetinden ayrı bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak bahşetmez. Taşınmaz üzerindeki kalıcı yapı, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez. Açıklanan bu ilke ve esaslara göre, kural olarak muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez.
Tespit davası, kendine özgü davalardan olup dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Bilindiği üzere, tespit davalarının görülebilmesi için güncel hukuki yararın bulunması(6100 s.lı HMK 106/2 m) ve dava sonuçlanıncaya kadar da güncelliğini kaybetmemesi gerekir. Tespit davaları eda davalarının öncüsüdür, bu nedenle eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde, tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmektedir. Hukuki yararının bulunması dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hakim tarafından da re'sen gözetilir. Hukuki yararın bulunmadığının tespiti halinde davanın, dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddine karar verilmelidir(HMK 114/1-h, 115 m.)
Öğretide ve Yargıtay'ın devamlılık gösteren uygulamalarında, taşınmaz hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davasının, kentsel dönüşüm uygulamasının ya da kamulaştırma işleminin bulunması gibi istisnai durumlarda muhdesatın tespiti davasının açılmasında güncel hukuki yararın bulunduğu kabul edilmektedir.
Mahkemece; hukuki yarar yokluğundan gerekçe yazılmışsa da taraflar arasında ...Sulh Hukuk Mahkemesi 2010/93 e. sayılı dosyasıyla görülmekte olan bir Ortaklığın Giderilmesi dosyası mevcut olduğuna göre güncel hukuki yararın varlığı kabul edilmektedir.
Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesi gereğince, on yıllık hak düşürücü süre içinde kadastrodan önceki nedenlere dayanılarak genel mahkemelerde açılan davalara 19. madde uygulanır . On yıllık süre kamu düzenine ilişkin olup, hak düşürücü niteliktedir ve olumsuz dava koşuludur. Hak düşürücü sürenin geçmesi, işin esasının incelenmesini önler. Hak düşürücü süre tüm def’i ve itirazlardan önce göz önünde bulundurulur. Yargılama bitinceye kadar hak düşürücü sürenin geçtiği taraflarca ileri sürülebileceği gibi, görevden ötürü hakim tarafından da kendiliğinden dikkate alınır.
Yine Mahkemece gerekçe kısmında hak düşürücü süreye de dayanılmış olmakla, 07.04.2014 tarihli .... raporunda tespit edilen muhdesat konusu ağaçların yaşları itibariyle büyük bir bölümünün de kadastro tespit tarihinden sonra dikildiği anlaşıldığına göre muhdesatlar açısından hak düşürücü sürenin varlığından da söz edilemez.
Açıklanan nedenlere mahkemece yapılması gereken iş; davacı tarafın davayı açmakta hukuki yararı olduğunu dikkate alarak toplanan ve toplanacak tüm taraf delillerini birlikte değerlendirmek ve işin esasına ilişkin bir hüküm kurmak olmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda belirtilen nedenlerle usul ve yasaya aykırı bulunan hükmün 6100 sayılı HMK.nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK.nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 25.09.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.