MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (2. İcra Hukuk) Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : İstihkak
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı 3. kişi vekili, müvekkilinin haciz yapılan tavuk kümesi ve zeytinli tarla vasfındaki taşınmazın maliki olduğunu, bu taşınmazı 14/02/2011 tarihinde satın aldığını, satın alma işlemi yapılırken taşınmazın üzerindeki tavus kümesleri ile birlikte satın alındığını ve tapuya bu şekilde kaydının yapıldığını, ayrıca taşınmazı satın alırken ekspertiz raporu aldırdığını, 07/02/2011 tarihli raporda taşınmaz, üzerindeki eklentilerle ile birlikte tavuk kümesi olarak değerlendirildiğini, alacaklının talebi üzerine 25/05/2011 ve 14/06/2011 tarihinde iki ayrı zamanda haciz yapıldığını, haciz sırasında taşınmaz üzerindeki haczedilen fan, suluk gibi mahcuzların haczedildiğini, yapılan haczin yasal olmadığını, bu mahcuzların müvekkiline ait olduğunu belirterek davanın kabulü ile menkuller üzerindeki haczin kaldırılmasına karar verilmesinin talep ve dava etmiştir.
Davalı alacaklı vekili, taşınmazın muvazaalı bir şekilde davacıya devredildiğini, haciz yapıldığı sırada davacı şirket yetkilisinin hazır olduğunu, ancak her hangi bir istihkak iddiasında bulunmadığını, daha sonrasında haczedilen menkuller için kıymet taktiri yapıldığı sırada da şirket yetkilisinin taşınmaza ait anahtarları bir görevliyle gönderdiğini yine de istihkak iddiası taleplerinin olmadığını, öncelikle davanın süre yönünden reddi gerektiğini, taşınmazın mülkiyetinin borçluya ait olduğunu, icra dosyasından haczedilen mahcuzların borçlu tarafından terk edildiğini, davacının bu mahcuzlarda tasarrufta bulunduğunu, davacının amacının kümesler içerisinde bulunan yemliklere tavuk yerleştirmek ve kazanç sağlamak olduğunu, mahcuzların kıymet taktirinin yapıldığını ve satışının yapılacağını, davacının ise bu süreci uzatmaya yönelik açıldığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davalı tarafın, davacı şirket yetkilisinin haciz sırasında telefonda haczi öğrenmesine rağmen süresinde istihkak iddiasında bulunmadığı yolundaki itirazları gerek konuşulan kişinin kimliğine ilişkin ispat imkansızlığı, gerek davacının tüzel kişilik olması ve yetkilisinin haciz sırasında hazır olmaması karşısında yerinde görülmediği, bu doğrultuda davanın süresinde açıldığı, davacı şirketin taşınmazı borçlu dışında 3. bir kişiden satın aldığı, davalı borçlunun daha önce aynı yeri yine üzerindeki mahcuzlarla birlikte kiralayarak kullandığı, satın alma tarihinin haciz tarihlerinden önce olduğu, taşınmazı satan kişinin davalı borçlu ile herhangi bir ilgisi bulunmayıp eskiden beri malik olduğu, davacının satın alma sırasında kredi kullandığı ve mahcuzların bu kredide taşınmaza değer biçilirken ekspertiz raporunda yer aldığı, tapu kaydında taşınmazın tavuk kümesi ve zeytinli bağ olarak göründüğü, keşif sırasında yapılan gözlemde taşınmazın üzerindeki kümes ve tesisatın taşınmazın tesis özelliği ile bütünlük içinde bulunduğunun gözlendiği, alınan bilirkişi raporunda da mahcuzlardan su tankeri, jenaratör ve ilaçlama makinası dışındaki menkullerin mütemmim cüz olduğunun belirlendiği, davacı ile borçlu şirket arasında herhangi bir bağ bulunmadığı, davalı alacaklı tarafından davacı şirketin de borçludan alacaklı olduğu bu nedenle aralarında muvazaalı işlemler olduğu iddia edilmiş ise de, iddiayı destekleyen delil bulunmadığı, borçlunun sözkonusu taşınmazda kiracı olduğu, ancak yapılan tebligatlardan da anlaşılacağı üzere haciz tarihleri öncesinde ayrıldığı, taşınmaz maliki tarafından sözkonusu taşınmazın çoğu mütemmim cüz olan tesisin bu özelliği korunarak davacıya satıldığı, mahcuzların davacı tarafından taşınmazla birlikte satın alındığı gerekçesiyle davanın kabulü ile 25/05/2011 ve 14/06/2011 tarihlerinde haczedilen mahcuzlar üzerindeki hacizlerin kaldırılmasına karar verilmiştir.
Hüküm, davacı 3. kişi vekili ve davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, 3. kişinin İİK’nun 96. vd maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir.
1- Davalı alacaklı vekilinin temyiz itirazları bakımından;
Dava konusu hacizlerden ilki olan 25.05.2011 tarihli haciz sırasında hazirunlar tarafından herhangi bir istihkak iddiasında bulunulmamıştır.
Dava konusu yapılan14.06.2011 tarihli 2. haciz için ise;
Bu tür davaların dinlenebilmesi için ön koşul, malın üçüncü kişi elinde haczedilmesi üzerine üçüncü kişi tarafından haczedilen mal üzerinde mülkiyet veya rehin hakkı gibi sınırlı bir ayni hakka vs. dayanarak istihkak iddiasında bulunulmasıdır. İstihkak iddiası, tüzel kişilerde tüzel kişiyi temsile yetkili organlarca, gerçek kişilerde ise ya kendisi tarafından ya da bu kişiyi temsile yetkili kişilerce ileri sürülebilir. Tüzel kişiyi veya gerçek kişiyi temsil yetkisi olmayan kişinin ileri sürdüğü iddia, geçerli bir istihkak iddiası sayılmaz.
Somut olayda; dava konusu hacizlerden 14.06.2011 tarihinde yapılan haciz sırasında 3. kişi yararına istihkak iddiasında bulunan çalışanı Nevzat Tosun'un üçüncü kişinin ortağı ya da temsil yetkilisi olmadığı, anılan şahsın, üçüncü kişi yararına istihkak iddiasında bulunmaya yetkili olmadığı sabittir. Davacı üçüncü kişi tarafından hacizden itibaren İİK’nun 96/3. maddesinde belirtilen 7 günlük süre içerisinde yapılmış bir istihkak iddiası da bulunmamaktadır. Zira, davacı 3. kişi vekili, 08.08.2011 tarihli dava dilekçesinde, yapılan hacizlerden 01.08.2011 tarihinde takip dosyasını incelediklerinde haberdar olduklarını ifade etmiş ve dava 08.08.2011 tarihinde açılmıştır.
Her ne kadar davacı 3. kişi vekili, dava konusu hacizleri takip dosyasını inceledikleri tarih olan 01.08.2011 tarihinde öğrendiklerini iddia etmişse de, dosyada bulunan bilgi ve belgelere göre, davacı 3. kişi haciz yapılan taşınmazın ve üzerindeki tavuk çiftliğinin sahibi ve işletenidir. 02.08.2011 tarihli kıymet takdir raporunda dava konusu mahcuzların toplam değeri 206.105,00 TL olarak belirlenmiştir.
Tüm bu bilgiler ışığında; mülkiyeti ve işletmesi kendine ait olan faal bir işletmede yapılan ve toplam değeri 206.105 TL olan hacizlerle ilgili olarak, hacizlerden yapılışından 2-3 ay sonra haberdar olunduğu iddiası hayatın olağan akışına aykırıdır. Bu cümleden olmak üzere, haciz bir işletme için olağan dışı bir durum olup, bu durumdan 3 ay boyunca haberdar olunmadığının kabulü mümkün değildir. Bu sebeple, davanın 7 günlük hak düşürücü süre içinde açılmadığı gerekçesiyle süreden reddi gerekirken davanın esasına girilerek yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
2-Bozma sebep ve şekline göre, davacı 3. kişi vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün İİK'nun 366 ve 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı 3. kişi vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gerek bulunmadığın ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 10/04/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy